Edirne-Bir Şehre Güzelleme [Şebnem Altın]

Basında Edirne

Yıllar sonra, ilk gençliğimin geçtigi sınır şehrindeyim yeniden..

John Freely’nin Robert Koleji’nden iki arkadaşı turistlerim. Heyecanlıyım, dopdolu iki günümüz var burda. Otelimizse, Rüstempaşa Kervansarayı, Sinan’ın muhtesem yapısı. Check-in yaptırıyor ve iç avludan geçiyoruz odalarımıza gitmek üzere; avlu, o bildik dinginligiyle karşılıyor bizi; beni lise yıllarıma geri götürerek, mezuniyet balomuzun danslarını, müziklerini, kahkaha, coşku ve sevinçlerini anımsatarak.
Odamda yatağıma uzanmış, tepemdeki kubbeye bakarak ” hey koca Sinan..” diyorum, “kimbilir kimler kimler kaldı bu odada, duvar taşlarının boşluklarına hangi sesler hangi kelimeler sıkıştı ..

Ufak dinlencenin ardından şehir turumuz başlıyor.
Önce, Eski Cami. Dokuz kubbesi, her kubbenin içinde farklı kalemişi, duvarlardaki dev hatları ile anlatımı zor bir mistik havası var bu camiin. Emir Suleyman’ın 1403’de basladığı, Musa Çelebi’nin devam ettirip nihayet 1414’de Mehmet Çelebi devrinde tamamlanan camiin mihrabının sağ tarafındaki pencerenin altında, Kabe’den kopmuş bir taş var. Hacı Bayram Veli’ nin de vaaz verdiği camide, zamanında saflar arasına burda yetiştirilen çiçekler konurmuş.. Kışın musluklarından sıcak su akarmış..
Bir sure eldokumasi halilar uzerinde oturup binayi yasiyoruz…

Sırada Ucserefeli Camii var. Yolu biraz uzatip Bedesten carsisindan geciyoruz.. Eskiden Edirne’nin meshur sabundan meyvalari satilirdi burda, simdi goremiyorum hic. Eski Camii’ye Vakif olarak yaptirilan bu 14 kubbeli serin carsida satilan elmas ve takilari, geceleri bunlari koruyan 60 korumayi anlatiyorum,o gunleri yasamis gibi, oysa Evliya Celebi’nin agzindan..O gorkemli zamanlarini hayal etmeye cabaliyoruz.

Ucserefeli, kapali o zamanlar, restorasyonda, biz de dis cephesine, her biri digerinden farkli 4 minaresine bakiyoruz. Sultan 2.Murad’in 1438-1447’de yaptirdigi caminin minareleri baklavali, sishaneli, burmali ve cubuklu dekora sahip..İsmini aldigi ücserefeli minarenin her bir serefesine ayri yollardan cikiliyor.. Yillar once fotograf cekebilelim diye bizi minareye cikaran imami dusunuyorum. Daracik minarede korkulu tirmanisimiz tamamlandiktan sonra, serefeden sehrin nasil da farkli gorundugunu..

Selimiye Camii’ne geliyor sıra. Koca Sinan’in heykelini selamlayip devam ediyoruz parkin icinden, Selimiye’ye dogru yürümeye.Sipsak fotografcilar, etrafi cicekli ici bos cercevelerinin yaninda Edirne hatirasi cektirecek askerleri bekliyorlar. Cingenler, citir citir karaduman* satiyor, gazeteden kulahlara cay bardagi ile olcup doldurarak.. Selimiye, 4 minaresi ve tum tepeye hakim kolosal haliyle coktan cekimine almis bizi..Selimiye Arastasi’na giriyoruz camiiye ulasmak icin. Dua kitabesinde burda dukkani bulunanlarin her sabah dogru is yapacaklarina yemin edip dua ettikleri yazili..Simdi, eskinin Kavaflar Carsisinda, cesit cesit sekerlemeler var; akideler, susamli helvalar, ve meshur deva-i misk helvasi.. Arastanin icindeki merdivenlerden, dis avluya ulasiyoruz, yan girisinden ic avluya variyoruz sonra. Deken, insani icine alan, harmanlayip bambaska yapan icmekan..Koca Sinan’in 80 yasinin tum ustaligi erimis, akmis, 8 payenin uzerine bindirilmis tek kubbede goge yukselmis sonra..Ortadaki muezzin mahfilinin altina giriyoruz, altin varakli edirnekari kalemislerine bakiyoruz; ters laleyi gosteriyorum sonra. Hikayesini anlatiyorken ben, halktan ucbes kisi, merakla bizi dinliyor, dayanamiyor soruyorlar, “nedir bu ters lalenin asli astari..”.. ” Efendim, vakti zamaninda bu tepede, bahcesinde laleler yetistiren bir yasli kadincagiz otururmus, eh, sultanin camisi buraya yapilacak ya, onun evini de almak zorunda Sinan, fakat kadin nuh diyor peygamber demiyor satmam da satmam evimi, neyse, ikna ediliyor sonunda, Sinan da bu ters kadini animsatacak bir yadigar kalsin diye, tam buraya, ters bir lale kabartmasi konduruyor…”

Yarenlik iyi hos da, turistlerim bilgi bekler, vedalasiyorum yurdum insaniyla, geziye devam. Cok yillar once, camide rastladigimiz turistlerin yanina yanasip “may i help you?” dedikten sonra utangacca, camiyi gezdirip anlattigimizi animsiyorum; gulumsuyorum, hic gelir miydi aklima o zaman cok severek yaptigimiz o anlatimlarin gun gelip meslegime donusecegi?.. Uzaktan uzaga bizi izlemekte olan muezzin, yanimiza geliyor, ve bizi sultan mahfiline cikarmayi teklif ediyor. Bulunmaz firsat! Buyrun, lutfen onden gidiniz..Mahfildeki olaganustu ciniler solugumuzu kesiyor, 16.yy Iznik cinilerine bir kez daha hayran oluyorum, ancak duvarda kocaman bir bosluk; Rus isgali zamaninda sokuldugunu anlatiyor muezzin, bu baha bicilmez cinilerin, icimiz sizliyor.. Asagiya indigimizde, bir de akustik solen muezzinden, bir ezan okuyor, cami gumburduyor; iyi bir bahsisi fazlasiyla hakkettigini dusunuyor, geregince vedalasiyoruz muezzinle..

Yemek Meric boyunda. Tunca ve Meric uzerindeki koprulerde durmadan olmaz ama, once 17. yy eseri Ekmekcioglu Ahmet Pasa koprusunden geciyoruz, sonra bir zamanlar yazitli koskunde gunes motifi oldugu bilinen 12 kemerli Mecidiye Koprusu..Koprunun hemen bitiminde, simdi basariyla restore edilmis olan, ama o zaman biraz hirpalanmis haliyle, gecis kontrol binasi, ve Haci Adilbey Cesmesi.. Meric boyunda oturmus yemegimizi yer, ihtisamli Selimiye’ye bakarken, ben, yine eskilere donuyorum; lise partileri verdigimiz Lalezar restoran, ilk ickilerimizi kıyısında ictigimiz Meric, okuldan kacip yesiline serinine sigindigimiz Sogutluk beni yillar, yillar oncesine goturuyor.

Gunun son duragi Karaagac. Meric’in otesindeki tek topragimiz.Ve basariyla restore edilmis istasyon binasi. Simdi, Restorasyon Bolumu’nun binasi olmus, yerinde bir donusumle. Bahcesinde, orijinal karatren..

Otele donuyorken sogut agaclarina bakiyorum; bahar olsaydi diyorum, yaz kari dolu olurdu hava, sogutlerden ucusan tuycuklerle dopdolu olurdu her yan.Ayni agaclarin, koca bir kısı burda saklanarak geciren halki besleyen govdelerine kabuklarina bakiyorum huzunle, kanla yikanmis bu topraklada yasanmis acilari duyuyorum yuregimde belli belirsiz bir sızıyla..
İki kisilik dev grubumu otele biraktiktan sonra solugu carsida aliyorum. Cigerci Mustafa Amca’min mekanina bir gitmem, anilari yadetmem gerek. Oyle bir heyecanliyim ki! Saraclar Caddesi’nin Balikpazari ile kesistigi ucyol agzinda, Saraclar’a paralel, minicik bir esnaf-zanaatkar sokagi vardir. Tam ortasinda durup da sokagin, kollarinizi iki yana acsaniz, elleriniz nerdeyse her iki taraftaki dukkanlara deger, oylesi daraciktir o sokak. Yillar once; tek izin gunumuz olan Carsambalari, ogleden sonramizin vazgecilmez mekaniydi Cigerci Mustafa Amca’nin kucucuk lokantasi. Sehrin disinda, Cingen mahallesi diye de bilinen Yildirim mahallesindeki okuldan ve yurttan sehre inebildigimiz tek gundu biz yatililar icin. Eh, dogal olarak da bayram gunumuzdu. Kiraz mevsiminde, elimizde kilo kilo kiraz torbalari, solugu burda alirdik. Lokantanin girisinde, ciger kizaran dev bir sac, ayakta durmaya ancak yeten iki yuksekce masa vardi, bir de asmakat. Donerek yukselen daracik demir merdivenden ust kata ciktigimizda, uzun boylular egilmek zorunda kalirdi, 7 kisiysek, tıklım tıkıs doldurmus olurduk asmakati. Kirazlarimiz, sotedeki rakimiz, Can Yucel’den siirler ve nefis cigerleri Mustafa Amca’nin, harika bir Carsamba ogleden sonrasi demekti. Mustafa Amca, pembe yanaklari pamuk saclariyla tıpkı Pinokyo’nun dedesine benzerdi, Giuseppe Amca derdik ona, o anlamazdi niye oyle dedigimizi, gulerdi hep. Dert yanardi kimi zaman, carsidaki yeni cigercilerin kalitesizliginden; gururla duvardaki cercevesiz fotograflari gosterirdi..Kimler yoktu ki, Musfik Kenter, Yildiz Kenter, Genco Erkal, Dormenler..Turneye gelen tum unlu tiyatrocular, ona gelirdi hep ciger yemeye, ” hala da bana geliyorlar,carsiya ragmen !” derdi ince bir gururla.Turneye gelen tiyatro kumpanyalari da ayri mutlulugumuzdu ya! 14 yasimin heyecani, kuliste Yildiz Kenter’le soylesmemizi hala ayni ictitremesiyle animsiyorum..Zafer Diper’in Yargi’siyla nasil alabora oldugumuzu, Musfik Kenter’in Orhan Veli’sini nasil tutkuyla izledigimizi… Sokaga variyorum sonunda, heyecandan kalbim duracak, birkac adim daha, aaaaaaaa……..Tas kesilmis duruyorum yolun ortasinda, bakakaliyorum Cigerci Mustafa Amca’nin lokantasinin olmasi gereken yere, yerindeki boya malzemeleri dukkanina, boyanmis demirden asmakat merdivenine…Yan dukkan, bir terziye ait, tek gozundeki yuvarlak gozluguyle, dısari cikiyor terzi, “birisine mi bakmistiniz??..” diyor; “Cigerci Mustafa Amca vardi…” diyebiliyorum, ” aa, kapatti o dukkani, carsidaki cigercilerden ona musteri kalmiyordu pek, simdi sehir kulubunun bahcesinde seyyar koftecilik yapiyor…” agladi aglayacak, kekeleyerek tesekkur ediyorum uzaklasirken, “neyi oluyordunuz..” sorusuna cevap bile veremeyerek. Otele donerken, iki cıngene laf atisiyorlar tatli tatli; yillar once kavga eden iki cingene kadini animsiyorum, birinin digerine ” abe, sokarim seni saaalllvarima da toooozpembe cıkaririm, yuru git simdi Meric boyuna, ayde, aydeeeee…!!” diye bagirisini, guluyorum bu kez.

Ertesi gun, Muradiye Camii, Sarayici, 2. Beyazid Kulliyesi, kaleici var gezilecek.
Muradiye’den basliyoruz. Maalesef, Sultan 2. Murad’in 1436’da Sarayici’ne hakim bir tepeye yaptirdigi bu mimari bilinmeyen zaviyeli camii kapali.. Cocuklardan yardim istiyorum, bir kosu imami cagiriyorlar, İmam, merakli ve sevecen bir gulumseyisle aciyor kapiyi, boylelikle mihrabi ve mihrap duvarlarini kaplayan muazzam cinileri gorebiliyoruz..

Tunca’nin uzeri koprulerle bezeli, bir suru gerdanligi olan nazli bir kadin boynu gibi..Sinan’in eseri Yalnizgoz Koprusu ve Kanuni, nami diger saray koprusu, daha erken donemlerden Fatih Koprusu ve Bayezid koprusu, guzergahimiz uzerinde.
Koprulerin genisligine bakinca Tunca’nin ciliz hali tezatmis gibi duruyor, ama kislari Tunca’nin nasil coskun oldugunu, kopruyu sel basmasi yuzunden okula gidemedigimizi bilen biri olarak bunu yadirgamiyorum..
Sinan’ın Kanuni’nin emriyle yaptıği Adalet Kulesi’ni geçiyoruz, eski sarayın haşmetinden geriye kalan bir bu var, bir de hamam ile şu taksim binası..

İşte 2. Beyazıd Kulliyesi’ndeyiz. Mimar Hayreddin’in 1484-1488’de yaptığı Kulliye, tıp medresesi, imaret, darüsşifa, hamam, mutfak,tabhane, mumhane, fırın, su değirmenlerı ve erzak depolarından oluşan yapılar topluluğunun orten toplam yuz kubbe var….Bayezid camilerinde hep goruldugu uzere tek kubbeli camiin 2 minaresi binadan ayri insa edilmis..Camii icmekanda,sultan mahfilinin hemen altinda bir kapı olmasi dikkatimizi cekiyor..Meger sultan, camiye ibadet etmeye, Tunca uzerinden,saltanat kayigiyla gelirmis.. Zamanin cagustu bu akıl hastanesinde, muzikle, su sesi, psikolojik telkin, mesguliyet, ilac ve guzel kokulu ciceklerle iyilestirme metodlari kullanmis olmalari carpici.
Buyuk kubbeli bolumde, Evliya Celebi’nin anlattigi, haftada 3 gun konser veren hanende ve sazendeleri duyuyor gibiyim..

Turistim, kiliseden donusturulen bir cami oldugunu ve onu da gormek istedigini soyleyince, Yildirim Mahallesine dogru yola cikiyoruz. 1399’da camiye donusturulen Yildirim Camii’nin 7 yıl boyunca okula giderken onunden gectigimiz cami oldugunu farkediyorum hayretle.
Gazi Mihal Koprusu’nden gecerek sehre donuyorken, Gazi Mihal’in camiine de bir selam veriyoruz ve Kaleici’ne geliyoruz.
Cok guzel korunmus, kismen restore edilmis Edirne evleri soluk kesici guzellikte. Bozulmadan korunabilmis pekaz sivil sehir merkezi Turkiye’de. Onca savasa, yagmaya, eldegistirmeye ragmen ayakta kalmis bu guzelim evlerin oykusunu duyabilir miyim diye kulak kabartiyorum sokaklar boyu yurudukce.. Edirne’nin buyuk sinagogu onune geliyoruz derken; catisi cokmus, bahcesinde binanin boyunu zorlayan calilar.. Restorasyon okulunun projesi kapsaminda oldugunu ogrenmek guzel. Zamaninda Edirne’deki Musevi cemaat icin sehrin Mevlevihanesinde besteler yapilirmis, ayni sekilde mevlevihane yanarak kullanilmaz hale geldiginde, sinagogun bahcesinin mevlevilere, semah donsunler diye geceleri acilmis olmasi, hosgorunun boyutlarini anlatmasi acisindan carpici..

Son olarak Semizali Pasa carsisinda dolasiyoruz, 90larin basinda tamamen yanan carsi yeni restore edilmis.. ama eski havasi kalmamis hic.. Evliya Celebi’nin anlattigi, 14u Selatin olmak uzere 314 camii, 164 mescid, 56 tekke ve zaviye, 49 medrese 103 turbe, 9 imaret, 53 mektep 4 carsi,bedesten ve arasta, 24 han ve kervansaray, 16 hamam 13 sebil 124 cesme ve 8 kopru olan, 91 yil Osmanli’ya baskentlik yapmis olan bu yorgun ama capacanli sehri soluk soluk yasamis olarak bitiriyorum turumu..
Cingen kadini dusunuyorum, soksa beni salvarina da tooooz pembe cikarsa diyorum…

21.08.2003

http://www.tureb.org.tr/geziizlenimleri_detay.asp?id=46