Yoldan Güzel Geçmek

YOLDAN GÜZEL GEÇMEK
“Tomurcuk derdinde olmayan, odundur.”
Bu sözü kim söyledi bilmiyorum. Haziran ayındaki Semiha Şakir Vakfı eğitim çalışması sırasında Menzilahir Toplum Merkezi binasındaki görevlinin panosunda görmüştüm. Tam da Toplum Merkezinde yapılan çalışmaların özetiydi. Bu gibi yerlerde yapılan çalışmalar gerçekten de tomurcuk derdinde olanların çalışmalarıydı.
Geçen hafta ilgili yere yaptığım ziyarette yine bir çok çalışma projeleri gördüm. Bu çalışmalarda görev almak için başvuru yaptım. Çünkü “insan” olduğumu kavradığım yaştan beri derdim tomurcuk olmak. Dilerim ölene kadar da tomurcuk olma hedefimi yitirmem.
Mutlaka herkes çevresinde tomurcuk olma derdindedir. Bunu örgütleyebilmek ve bu derdi olanları aynı hedefe yönelterek çiçekleri açtırmak ise belli başlı kurumların ve sivil toplum örgütlerinin .işidir.
Bu güzel sözü işlerken geçen yıllarda e-postama gelen bir hikaye aklıma geldi:
“Bir kral halkı için geniş bir yol yaptırmaya karar verdi. Ancak yapımı tamamlanan yolu halka açmadan önce, hatırlarda kalacak bir yarışma düzenlemeyi istiyordu. İsteyenin bu yarışmaya katılabileceğini ilan etti kral, yoldan en güzel geçecek kişiyi belirleyeceğini söyledi.
Yarışma günü, insanlar akın ettiler. Bazıları en güzel arabalarını, bazıları en güzel elbiselerini getirmişti. Kadınlardan kimileri saçlarını en güzel biçimde yaptırmıştı, kimi de yanlarında en güzel yiyecekleri getirmişti. Gençlerden bazıları spor kıyafetler içinde yol boyunca koşmaya hazırlanıyordu.
Nihayet, tüm gün insanlar yoldan geçtiler, fakat yolu kat edip tekrar kralın yanına döndüklerine hepsi aynı şikayette bulundu; Yolun bir yerinde büyükçe bir taş ve moloz yığını vardı ve bu moloz yığını yolculuğu zorlaştırıyordu.
Günün sonunda yalnız bir yolcu da bitiş çizgisine yorgun argın ulaştı. Üstü başı toz, toprak içindeydi, ama krala büyük bir saygıyla yönelerek, altınla dolu bir torba uzattı ve:
– Yolculuğum sırasında, yolu tıkayan, insanların yolculuk etmesini zorlaştıran bir taş ve moloz yığını gördüm. İnsanlar rahat etsinler diye bu taş ve moloz yığınını kaldırmak için durdum. Yolu temizlerken, taşların altında bu altınla dolu torbayı buldum. Halktan kimsenin bu kadar altını olamayacağına göre, bu altınlar size ait olmalı.
-Kral gülümseyerek cevap verdi: “O altınlar sana ait.
-Hayır, benim değil. Benim hiçbir zaman o kadar çok param olmadı.”
-Evet, dedi kral. Bu altınları sen kazandın, çünkü yarışmanın galibi sensin. Yoldan en güzel geçen kişi sensin. Çünkü, YOLDAN EN GÜZEL GEÇEN KİŞİ; ARDINDAN GELENLER İÇİN YOLDAKI ENGELLERİ KALDIRAN KİŞİDİR “
Odun olmayı seçmeyip tomurcuk derdi olanların yaptığı iş; ardından gelenler için yoldaki engelleri kaldırmaktır. Bizler kendi işimizde çok başarılı olmak koşulunu unutmamalıyız. Ama toplumsal gelişme için sadece bu yetmez, yetmemelidir. Çünkü toplumumuzda mutsuz insanlar var ise bu hastalık gibi bir gün çoğalır ve bize de ulaşabilir. O zaman sırça köşkümüze saklanıp mutlu olmayı seçmek yerine toplumsal yaralara bir dirhem merhem de biz sürerek geleceğimizi güvenceye almalıyız. Öyküde olduğu gibi ardımızdan gelenler için toplumsal ilerleme yolundaki engelleri kaldırmalıyız. İnanın bu tavır dini yönden görev sayılanlardan daha yararlıdır.
Abba Eban adlı kişinin dediği gibi; “Tarih bize, insanların ve ulusların tüm diğer alternatifleri tükettikten sonra “akıllıca” davrandığını öğretir.” Dünyadaki diğer toplumların tükettiği alternatifleri biz de tüketmeden, onların acılarını yaşamadan ve bir çok bilimsel özlü sözden dersler çıkararak “akıllıca” davranma yolunu seçmeliyiz.
Tomurcuk derdinde olan o kadar kişi var ki, İŞTE SİZ ! Evet bu yazıyı okuyan, siz. Siz de tomurcuk derdindesiniz. Mutlusunuz ama çevrenize bakınca mutsuz olduğunuzu da hissediyorsunuz ve çıkış arıyorsunuz. Odun değilsiniz, kendinizi biliyorsunuz. Sadece ne yapacağınızı bilmiyorsunuz değil mi ? Gelin bir Toplum Merkezine, Ya da evinizdeki eskileri getirin, kağıtlarınızı toplayıp bir yere verin, bir çocuğu giydirin, toplumsal ilerleme yolunda emek harcayan bir örgütlenmeye katılın…. Yapacak o kadar iş var ki…..
Yeter ki isteyin…
(Bu yazı 22.09.2005 günlü Edirne HUDUT Gazetesinde yayınlanmıştır.)
Ziya GÖKERKÜÇÜK (gokerkucuk@tnn.net)