Kerkük-Ankara-Brüksel Hattı

Uluslararası Stratejik Çalışmalar Enstitüsü’nün 16-18 Eylül’de Cenova’da düzenlediği 3. Küresel Stratejik Yeniden İnceleme Konferansı sırasında temel konu gelişen tehditler, yükselen güçler ve sistemik değişimdi. Aslında, dünya çok hızlı değişmektedir ve küresel güvenlik sorunları devletleri önleyici önlemler almaya zorlamaktadır.
ABD hala tek küresel güçtür ancak Katrina Kasırgası’ndan bu yana ABD’nin güvenlik algılamaları vatan güvenliğine yoğunlaştı. ABD’nin yeni düşmanı şu anda doğal felaketlerdir ve iyileştirme çalışmalarına ayrılan para ABD’yi ülke dışındaki müdahalelerini azaltmaya zorlamıştır. Buna göre, ABD’nin enerji güvenliği ve enerji kaynakları birincil mesele olmuştur. ABD’nin petrol ve gaz ithalatı ve petrol rafinerileri o kadar kötü bir şekilde darbe almıştır ki koca ülke büyük bir şok yaşamıştır.
Bir çok diğer konu arasında eski İsveç başbakanı Carl Bildt konuşmasında atlantik ötesi güvenlik ilişkileri açısından küresel sorunlara değindi. Orta Doğu ile ilgili konuşurken Türkiye’de ve Orta Doğu’da bir çok tartışmaya neden olabilecek olağandışı yeni bir boru hattından bahsetti. Avrupa Birliği’nin orta vadedeki politika planlaması hakkında konuşurken AB’nin politikalarını etkileyecek yeni bir hattın ortaya çıkma olasılığından bahsetti. Bu, Kerkük-Ankara-Brüksel boru hattıdır. Tahran veya Bağdat değil, Kerkük. İlk kez bir Avrupalı siyasetçi ve şu anda analizci Kerkük’ten bahsetti.
Bunun nedeni sadece Kürtlerin 2003 Martından beri ABD’nin doğal ortağı olması değil, aynı zamanda AB’nin uzun vadeli enerji politika planlamasıdır. Irak’taki olaylar durulacak gibi görünmemektedir ve Irak’ta yapılacak olan seçimler Irak’ın geleceği konusunda daha da karar verici olacak gibi görünmektedir. Kürt gruplar bu gelişmelerin galibidir ancak aynı zamanda Kuzey Irak bağımsız bir Kürt devleti olma yolundadır. Büyük olasılıkla AB politikalarını bu tip bir gelişmeye göre hazırlayacaktır. Kerkük yalnız başına bir Kürt şehri değildir ve Kerkük’ten akan petrol Bağdat’taki merkezi hükümet için en önemli gelir kaynaklarından biridir. Irak’ın federal yapısı Kürt grupların rolünü arttırabilir ancak bu Kürt gruplar dost edinemezler. İranlılar, Iraklı Araplar, Suriyeliler ve Türkler şu anda Kürt grupları potansiyel saldırganlar olarak algılamaktadırlar ve her ülkenin kendi Kürt politikası vardır. Bu açıdan, Kürtler, ABD ve AB’ye dönmektedirler ve sonsuza dek varlıklarını sürdürmek için yalvarmaktadırlar. Kerkük konusunda Türkiye’nin ve Türkmenlerin duruşu açıktır: Irak’taki Kürtler sadece potansiyel bir tehdit olarak algılanmamalı aynı zamanda potansiyel bir ticaret ortağı olarak algılanmalıdır. Sorun, Türkiye ve PKK arasındaki dinamikten ve diğer Kürt gruplarla olan ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Türkler ve İranlılar ortaya çıkmakta olan “Kürt devleti”ne karşı bölgesel bir duruşun olması gerektiği gerçeğinin farkındadırlar.
Olası Kerkük-Ankara-Brüksel boru hattı aynı zamanda AB’nin Türkiye’yi Orta Doğu politikasında bir kaldıraç olarak kullandığını ve Türkiye’nin de benzer çıkarları olduğunu göstermektedir. Türkiye’nin eski başbakanlarından Mesut Yılmaz Diyarbakır-Ankara-Brüksel boru hattından bahsetmişti bu, Kürt sorunu sadece Türkiye’ye uygulanıyor demektir. Bugün Diyarbakır’ın yerini Kerkük almış olsa da görünen o ki AB enerji hatları ve güvenliği için Türkiye hayati önemdedir ve 15 yıl içinde bu bağımlılık daha da önemli olacaktır.
Türkiye-İran ilişkileri son yıllarda özellikle ticaret alanında büyük gelişme göstermiştir ancak Tahran’ın nükleer programı Ankara için büyük sorun yaratmaktadır. Ne AB ne de ABD İran’ı nükleer programından vazgeçme konusunda ikna edememişlerdir ve bu meselede Türkiye AB’nin duruşunu benimsemiştir. Türkiye İran’ın nükleer programına karşı bir şeyi yokmuş gibi görünmektedir ve son Birleşmiş Milletler zirvesinde Türkiye’nin Başbakanı Erdoğan ve İran Devlet Başkanı Ahmedinejad Türkiye’nin bu meselede tarafsız kalması konusunda anlaşmaya vardılar. Ancak, Türkiye bir kez AB ile müzakerelere başladı mı bu mümkün olmayacaktır.
İran, Rusya ve Çin tarafından desteklenmektedir fakat Türkiye nükleer silahlara sahip bir komşunun bütün askeri çevreyi değiştireceğine inanmaktadır ve Türkiye’nin İsrail ile olan ilişkileri diğer bir boyuttur. Türkiye’nin İsrail ve İran ile olan ilişkileri bir kabusa dönüşebilir ve her iki taraf Türkiye’ye diğer tarafla ilişkilerini azaltması konusunda baskı uygulayabilir. Fakat, İran Türkiye için 1639’dan bu yana barışçı bir komşu olarak kalmıştır. İran, jeostratejik ve jeopolitik açıdan çok önemli bir ülkedir ve Türkiye’nin İran ile özel bir ilişkisi vardır. Ancak eğer İran nükleer bir güç olursa bu büyük olasılıkla değişecektir. İran’ın nükleer kapasitesini Türkiye üzerinde kullanması beklenmemektedir fakat yine de Ankara Batılı ülkelerin tarafındadır ve bu bir sorun yaratmaktadır. Diğer bir deyişle Türkiye-İran ilişkilerinde bu mesele konusunda önemli bir potansiyel vardır.
Kerkük-Ankara-Brüksel hattı bugünden itibaren yoğun bir şekilde tartışılacaktır. Türkiye’nin Kürt sorunu çözülemeyecektir ancak Türkiye topraklarında bir bölünme olmayacaktır; en azından görülebilir bir gelecek için. Kürtlerin kendi aralarındaki tartışmanın nasıl gideceğini göreceğiz. Kesin olan şu ki AB ve ABD küresel politikalarında bu boru hattını hayati önemde görmektedirler. Buna göre, Türkiye şimdiye kadar olmadığı kadar önemli hale gelmiştir. İran ne kadar çok sorun çıkarırsa Türkiye’ye ihtiyaç o kadar artacaktır. Yakın gelecekte Kerkük’ten Ankara’ya oradan da Brüksel’e ulaşacak bir boru hattı planı ortaya çıkacaktır. Siyasi olarak bu hali hazırda başladı!