Kızlara müjde.. İran’dan takı geldi..

Basında Edirne

Kırkpınar’ın yapıldığı yer Edirne’de Sarayiçi denilen mevkide.. Tunca Nehri’ne yakın, göz alabildiğince uzayan geniş, çayırlık bir alan.. Yeşilliği görünce insanın iştahı açılıp inek olası geliyor..

Burası Edirne’nin imparatorluk başkenti olduğu yıllarda en gözde yermiş.. Çünkü Padişah’in sarayı ve o saraya ait diğer hizmet binaları buradaymış.. Geriye birkaç harabe kalmış..

Selahattin DUMAN, Vatan Gazetesi 01.07.2004

El değse bambaşka bir şey olacak ama bunun bilincinde olan sadece koyunlar..

Final güreşlerini seyretmeye giderken gördüm.. Yaklaşık on kemerli avlunun harabelerini ot basmış.. Çobanın biri de “Yazıktır, günahtır.. Zayi olmasın..” deyip koyunlarını oraya salmış..

Koyunlar otlan keyifle kemiriyordu..

Belki o kemerlerin altında Sultan İkinci Murat gezinti yapıp şiirler okudu.. Belki Fatih çocukluğunda oyun oynayıp, koşuşturdu.. Belki Sultan Beyazıt şehzadeliğinde Farisî hocasının dersini bu kemerlerin altında oturup dinledi..

Şimdi meydan koyunların.. “Bilinçli..” övgüsünü hak edenler de onlar..

Sarayiçi’nde…
Okurun “hafif siklet” dersem anlayacağı küçük boy güreşleri es geçtim.. Zamanımı başaltı ve baş güreşlerinin finallerine göre ayarlayıp Sarayiçi’ne öyle gittim..

Güreş alanına bir kilometre uzaktan başlayan otoparkların birinde yer buldum.. Otopark dedimse başka bir şey anlamayın.. Hasadını kaldırmış ne kadar buğday tarlası varsa otopark ilan edilmiş..

Başında kolu kırmızı renkte pazubentli bir esmer vatandaş.. Gelenden geçenden dört milyon kesiyor..

Arabayı bırakıp güneşin altında yürüyorsun..

Güreş alanı futbol sahası gibi düzenlenmiş.. Zaten aşağı yukan meydan o büyüklükte.. Dört yanı tribünle çevrili..

Onun da çevresi tamamen portatif dükkânlarla kaplı.. Kiminde pılı pırtı, kiminde incik boncuk, kiminde kokulu meyve sabunu, kiminde elektronik eşya satılıyor..

Hava tam bir panayır havası..

En gözde mal da İran’dan gelme takılar.. Kolye, küpe, bilezik, yüzük.. Ne alırsan bir milyon lira..

Kocaman da bir bez pankart asmışlar.. “İran’dan gelme takı..” deyince kadınların, genç kızların aklı fikri çıkmış.. Pavyonun önü geçit vermiyor.. Kalabalığı ite kaka ön tarafa geçtim..

Takılara baktım..

Eeee! Bizim katın kızları var.. Duygu, Tuğçe, İclâl.. Yeşim, Seçil, İlkay.. Kendi kendime “Kızlara birer küpe, bilezik neyim alsam iyi olur.. Vakko’nun, Mudo’nun, Beymen’in davetlerinde filan takarlar..” diye düşündüm..

Lakin kanların elinden bir mal kapıp bakmam mümkün değil.. Satıcı mal yetiştiremiyor.. Tezgâha avuç avuç döküyor.. Kefallere ekmek atar gibi.. 0 saat kapışıyorlar..

Başa çıkamayıp vazgeçtim.. Kızların süsü eksik olsun.. Belli ki bu sene süslenme kısmeti Edirne kızlarının..

Giriş 30 milyon..
Bereket basın kartımız var.. Gösterip basın tribününe kapağı attık.. Yoksa duhuliye 30 milyon liraymış.. Geçen yıl belediye giriş fiyatını 17,5 milyon olarak ilân etiğinde bile ahali mırın kırın yapmış..

Bu senenin fiyatı herkesi lal etmiş..

Özellikle köylerden gelip pehlivanlarını seyretmek isteyenler kızgın.. “Böyle fiyat olur mu?” diye sızlanıyorlardı.. Haklılar ama Edirne Belediyesi’nin seçmeni olmadıklarından yapabilecekleri bir şey yok..

Seçim günü geldiğinde o 30 milyonun acısını çıkaramayacaklar.. Zafer gaddar belediyecilerin..

Protokol tribünü Ankara’nın ağır toplarıyla dolu.. Edirne Belediyesi ANAP’tan devşirme CHP’li olduğundan Deniz Baykal gelmiş.. DYP lideri Mehmet Ağar gelmiş.. Muhsin Yazıcıoğlu gelmiş..

Hükümet adamları da orada..

Spor işleri paşası Mehmet Ali Şahin, hazinedar Kemal Unakıtan, turizm paşası Erkan Mumcu.. Yanlarında kebap göbeği taşkın bir iki kişi daha var ama devamlı tebessüm etmelerinden belli ki onlar bakan değil. Kendilerine devlet adamı süsü veren yerel politikacılar..

Bir de beyaz çoraplı var, o kesin il başkanı..

Güreşlerin ağır aksak hali sıkıntıdan canlarını çıkanyor ama mecburen oturuyorlar..

Meheldir.. Keşke finaller bir hafta sürseydi, diye dua edesiniz geliyor..

Ağa seçiliyor..
Adettir.. Bir sonraki yılın Kırkpınar Ağası finallerin yapıldığı gün seçilir.. Ortaya bir koç koyarlar.. Açık artırma yaparlar.. Koça en fazla parayı veren Ağalık unvanını alır..

Koç da maşallah pek iriydi.. Göbeğinin üzerinden geçen kırmızı bir kurdela bağlamışlar.. İki boynuzun arası da çiçekten çelenkle süslü.. Boynuzlarını görmesen elçilik kavası zannedersin..

Açık artırma başlamadan adaylardan Adem Tüysüz’ün kendini tanıtan broşürü basın tribününe ulaştı.. Belli ki en iddialı ve kararlısı o.. Güzel bir özgeçmiş yazmış..

Bütün mesleki başarılarını tek tek saymış.. Temsil ilkokul diploması var.. En az üç yabancı dili konuşamıyor.. Ama Gümüşhane Kelkitli..

Kelkit deyince duracaksın.. Aydın Doğan’ın memleketi.. Nitekim Adem Bey biyografisinde çalışma hayatına başlarken Aydın Bey’in merhum babasının nasihatlerinden yola çıktığını yazmış..

Hiç sanmıyorum..

Benim bildiğim Aydın Bey’in babası, biri kapısına gelip de “Kırkpınar Ağalığı için 300 milyar verdim.. Bir o kadar daha harcayacağım..” diye övünse öfkelenirdi.

O kişi oğlu bile olsa Gümüşhane il sınırına kadar sopayla kovalardı.. Biraz abartmış işte! Zaten şimdi moda.. Kelkit’ten başanlı biri çıktı mı “Aydın Bey’in babası beni tanırdı..” diye övünüyor..

Yasal olarak yapacak bir şey yok.. Ben de öyle mi yapsaydım acaba?

Selahattin DUMAN, Vatan Gazetesi 01.07.2004