Yeni Yıla Girerken

Yeni Yıla Girerken,

Bir kutu dolusu yaşam gönderiyorum sana,
Sade bir kurdeleyle süslenmiş.
Çöz kurdeleyi ve kaldır, yavaşça kutunun kapağını…
Kocaman bir fırça ve bin bir renk koydum kutuya,
Kendi cennetinin resmini yapıp, içine gir diye…

Düşler serpiştirdim gizlice, düş kurmayı unutma diye.
Bir tane de elma, şekeri yerleştirdim,
İçinde ki çocuğu, yeniden keşfet diye.
Güneşin batışını, billur suyun sesini,
Kırmızı gelinciklerin şeffaflığını,
Taze ekmeğin kokusunu ve
Bir gülümsemenin sıcaklığını da sığdırdım!…
Ruhlarımız aç kalmasın diye…
Kutuya biraz da sevecenlik koydum güçlü ol diye.
Çünkü acımasız, küstah olan güçsüzdür…

Beyaz bir güvercin uçup, kendi kondu kutuya,
Barış ve özgürlüğü sunmak için…
Sevgi, bir yudum aşk ve yarım bir elmada,
Koymadan edemedim, paylaşmayı anımsayalım diye..
Sevdiklerimize onları, onları sevdiğimizi söylemek için,
Yarınları beklemeyelim diye;
İçtenliği, umudu, neşeyi, bağışlayıcılığı,
Özgüveni ve açık yürekliliği unutmadım,
“Ben”in dışına çıkıp “Biz”e ulaşalım diye,
Son olarak bir kart iliştirdim kutuya…

Bu kutunun kapağını her kaldırışında yaşamla ilgili yepyeni şeyler keşfedeceksin. Yaşamak için yarını bekleme, al yaşamını kollarının arasına ve sımsıkı sarıl yaşamından yalnızca olmak yerine ona bir şeyler ver. Kısacası bütünüyle “İNSAN” ol. Unutma! Yaşam dokunası henüz tamamlanmamış, olağanüstü güzellikte bir duvar halısıdır ve sana ait olan boşluğu yalnız sen doldurabilirsin…
Kimseyi kırmamak, üzmemek şartıyla istediğin her şeyi dene, bir gün sonsuzluğun bulutlarına oturduğunda ne aklın kalsın, nede kırık bir yürek!…

Yeni Yıla, Girerken…

Selam, bugünkü yazım sizleri biraz olsun stresten uzaklaştırmaya yardımcı olursa ne mutlu bana. Malum önümüzde yılbaşı ve bayram tatili var. Bu tatilde bir kaçımız kendi özel taşıtlarıyla seyahat edecek, güzel!… Çok güzel.

Neden tatil hakikatten tatil olmaktan çıkıyor, bunu irdelemeye çalışacağım.

Adı üstünde tatile çıkıyoruz, o halde biz tatildeyiz bunun için zamanımız bol tembellik yapacağız. Her zamanki 3 saatte vardığımız yere bu sefer 4 saatte gitmeyi denesek ne kaybeder veya ne kazanırız. Hızlı vardığınız yere ulaşım esnasında etrafı seyretmeye vakit bulamamış olmanızda neler kaçırdığınızı, yavaş, yavaş seyrederken etrafa bakınarak hazmederek ulaşmanız size tabiatın güzelliklerini sunacaktır.

Tatile çıkanların hep akıllarında kaza, hastane, ölüm ve trafik yoğunluğu var. Saplantılı ve karamsar olmak zor değil, zor olan fırtınadan sonra bile, gökkuşağı gibi gülümseyebilmektir. Eğer sağ sağlim dönmüşse “eh bu seneyi de kazasız belasız atlattık” büyük başarı ne oldu ki zaten tatile gidildiğini sanmıştık bir şey mi kaçırmışım diye o anlar, düşünmüşümdür… Bu sözü etrafımdakilerden çok duydum sanki tatile değil de ölüme gidiyormuş Azrail onları değil de bir başkasını almış gibi bir fikir beynime saplandı.

Bu düşünceden yola çıkarak öyle olmadığını, beynimizdeki iki insanın varlığını biliyoruz. Biri bizim hayallerimizi ve hedeflerimizi arzularımızın dileğimizce gerçekleşmesi için gayret gösteren kupta pozitif dersek ve pozitif enerjimizle çok rahat hareket edip her şeyi yapabiliriz güçlüyüz hayal kuruyoruz bu hayali resmim edip onu yaşamayı istiyoruz çok güzel. Hayalimizde hiç sorun olmaz, sorun yapmayız.

Devreye negatif enerji girer bize öğretilmiş ve beyne kazınmış korku, karamsarlık bunu atalım demeyeceğim ama bununla nasıl yaşamamız gerektiğini anlatmaya çalışacağım. Ampulümüzden negatif enerjiyi ayırırsak ne olur, yanmaya devam eder mi? veya aracımızın aküsünden negatif enerjiyi çıkartırsak gideceğimiz yere gidebilir miyiz?

Cevaplar muhtemelen hayır olacaktır, o halde eksi ve artı enerjimizle nasıl en iyi şekilde yaşamalıyız sorusunu araştırırken bu güne kadar beynimize kazınmış eski değim ve terimleri yok etmeyi silmeyi denemeliyiz ki bizi yönlendirmelerde bunlara bağımlı kalmayalım. Örneğin “ AK AKÇE KARA GÜN İÇİNDİR” neden kara gün için, beyaz gün için olamaz mı? Durmadan yükselen enflasyona inat, yastık altında saklamanın kime faydası nasıl olur ki. Durduğu yerde eriyen bir meblağın. Gene bir örnek “SAKLA SAMANI GELİR ZAMANI” hadi bir bilgisayarı saklayalım bakalım birkaç sene sonra ne olacak. Her 6 ayda değişen bir teknolojide anca çöpe atılır. İşte hayatımızda öğretilmişlerin nasıl etkilediğini görebiliyorsak sorun yok demektir. Fakat hala bu terimlerle hayatımızı yönlendirmeye çalışıyorsak. Yaşantımızda değişiklik yapma kendimizi sorgulama zamanı gelmiştir, aman geç kalmayın.

Küreselleşmede değişime uğramış, öğretilmiş karamsarlığa düşmemizi ortaya çıkaran negatif enerjiyi kontrol etmek bununla yaşamayı öğrenmek. Aracın aküsünden yola çıkmıştık, kaldık, biliyorsunuz ki yola devam edememiştik. Takıntı ve saplantılardan arınmanın en önemlisi onu yaşamak ve hiçbir zaman kendimizi suçlarken bir önceki davranışın cezası diye bunu hafife almamak. Çünkü yaptıklarımızın yanlış olduğunu biliyorsak neden yapıyoruz? Değil olduğuna inanarak yaptık, o halde yaşanan olumsuzluk onun hesaplaşması olamaz. Örnekle yazmaya çalışayım:

Mesela biri, biriyle bir yerde buluşup, bir yerlere gidecek. Sonradan pişmanlık yaşadı vaktinde de haber verip iptal etmedi. Kişiyi oraya kadar sürükledi, buluşmayı önceden kafasında planladığı şekilde kendince iptal etti. Aracına hafifçe park yerinde vurdular. Ve polislik oldu. Şimdi devreye onun saplantıları girer, “ eğer gitseydik daha büyük şey olacaktı… İyi ki gitmedik”. Kişi kendi açısından öğretilenlerle, kendince haklı. Ama öbür taraftan art niyetli olan bu kişi vazgeçtim dese diğeri belki kızacak, küsecek ama hiç olmasa oralara kadar gitme zahmetinde bulunmayacaktır. İnsanlar nedense plan yaparken hep kendilerini düşünerek plan yaparlar aslında olması gereken karşı tarafındakini düşünerek yapılan plan sağlıklı plandır… Karşıyı gözden geçirirken olabilecekleri hesaplamak daha olumlu hareket etmek ve sonrada ayağımıza takılan sorunları ileriye taşımadan veya gitseydim daha kötü olacaktı iyi ki buluşmadım derken ne kadar bencillik yaptığının bile farkında olmadığını anlıyoruz… Hayallerimizi kurarken de olabilecek negatifleri de hayal edip hayalde o sorunları giderip resme almışsak her şey çok güzel olur.

Özgürlük kavramıyla yaşarken, bir başkasının özgürlüğünü çalmak hakkını kim nereden alıyor? Yaptıklarımızın doğru olduğunu sanarak, yaptığımız yanlışları anladığımızda özür dilemek neden bu kadar zor geliyor ki? Veya yanlış olduğunu bile, bile bir başkalarına güzel görünmek için susmak.

Yarınlar, yorgun ve bezgin kimselere değil, rahatını terk edebilen gayretli insanlara aittir. Sözüyle anlatmak istediklerim… Nerede ve nasıl, hangi koşullarda olursanız olun doğru ve dürüst olun. Önce başkalarına karşı sonra kendine saygılı olunuz. Yanılgı insanlar içindir; ancak silginiz kaleminizden önce bitiyorsa… Fazla yanlış yapıyorsunuz demektir.

Hata yaptığınızda şu üç unsuru uygulayınız. “Kabul et, ders al ve tekrarlama”. Sabır insana önceleri zehir gibi görünür fakat bunu yaşam felsefenizde huy edinince zamanla bal olur. Unutmayınız ki uçurtmalar, rüzgar kuvvetiyle değil, bu kuvvete karşı koydukları için yükselirler.

İnsanın kendine olan güveni, büyük işlere girmesinin ilk şartıdır. Onların peşinden gidecek cesaretiniz varsa, bütün rüyalar gerçek olabilir. Eğer hayal edebildiğin bir şeyse yapabilirsin.

Yılların yaprak misali döküldüğü, sevginin buzlar gibi eridiği, insanların öz değerlerini yitirdiği bu alemde güzelliklerini kaybetmeyen nice bayramlara. 2006 mutluluk hesabınızdan 2007 mutluluk hesabınıza 365 gün eklendi. Güle, güle kullanmak dileği ile yeni yılda hayatı tutabilmek, sevgiyi kaçırmamak, keşke dememek için düşlerinizi iki ile çarpın bu kez ve onları gerçekleştirecek zamanı ayırın kendinize.

Yılınız başak tanesi gibi bereketli, toprak kadar cömert ve doğa kadar sağlıklı olması dileği ile nice senelere…..