Kağıt Üzeri Demokrasi

Anayasa’mızda belirtildiğine ve hepimizin çocukluğundan bu yana bildiğine göre ;
“Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir.”
Anayasa’nın aynı maddesini okumaya devam edersek,bizim bu egemenlik hakkımız da;
“Anayasa’nın koyduğu esaslara göre,yetkili organlar kanalı ile kullanılır.Egemenliğin kullanılması,hiçbir suretle hiçbir kişiye,zümreye veya sınıfa bırakılamaz.”

Anayasa’da ve anıt duvarlarında yazılan bu cümlelere bakarsak çok yetkiliyiz gibi gözükse de, gerçek yaşantımızda bizi dikkate alan bile olmadığı açıkça ortadadır.Eğer bu iş oy verme dışında sadece kağıt üzerinde kalıyorsa, bu nasıl bir yetkidir,anlamak ve inanmak mümkün değildir.

Gelelim egemenliğimizi hangi organlar vasıtası ile kullanacağımıza;
Bunun için birbirinden bağımsız üç ana organımız vardır.Yürütme,Yasama ve Yargı.

Yürütme, ya da dar anlamda Hükümet;
İş yapabilmek ve sonuç alabilmek,elbette yönlendirme,koordine,yönetme ve hatta liderlik gerektirir.Ama diktatör yaklaşım ve söylemlere kaçmaksızın,demokratik yöntemlerle ve de sadece hükümet etmek için.

Yasama yani Büyük Millet Meclisi;
Milletin Vekilleri’nin hepimiz adına bağımsız iş yapması gereken ikinci ana organ.
Peki gerçek öyle mi ? Bana göre,ne yazık ki değil.Vekil adayları parti başkanları tarafından tespit edildiği sürece ve hele birde tek parti iktidarda olduğu zaman ,orada gerçek anlamda egemenlik’ten bahsetmek mümkün değildir.Başbakan’ın arzu ve iradesi dışında kim ne konuşursa konuşsun,kim ne isterse istesin hiçbir önem ifade etmez. Çünkü,Hükümet içerisinde olduğu gibi,Meclis’te de Başbakan’ın onay vermediği ve uygun görmeyeceği bir konunun kabul edilebilmesi düşünülemez.

Basına gelince ;
Kamuoyu adına görev yapan Basınımız’ın büyük kısmı,çıkarları uğruna iktidar ile işbirliği içerisinde olanların kontrolünde değil mi ? İşlerine gelmeyen konuda bizim sesimiz olmaları mümkün mü ?
Bu görevi kamuoyu adına iktidara karşı yürütenlerin ayakta kalabilmesi kolay mı ?

Sözüm ona demokrasi yarışı verenlerin ülkeyi getirdikleri bu karmaşa ortamında; İşbirlikçi basının da katkıları ile Yasama ve Yürütme açısından YARALI ve TOPAL BİR DEMOKRASİ varlığına alışmıştık. Ancak tüm bunlara rağmen, bağımsız bir Yargımız olduğu,demokrasi ve cumhuriyetin de Yüksek Mahkemelerimizin teminatı altında bulunduğu inancını taşıyorduk.

Ne yazık ki yaşadığımız bazı gelişmeler, bu inancımızın da zedelenmesine neden olmuştur.Özellikle son dönemde YARGI gücümüzün bağımsızlığı üzerine gölge düşüren bazı olaylar Demokrasi’mizin geleceği konusunda endişelerimizi daha da arttırmıştır.

İşte size,yargı’nın üzerine siyaset gölgesi düşüren iki güncel örnek;
-Başbakan Yüksek bir Mahkemenin kararı hakkında ”Yetki Gaspı” diye bir yorumda bulunduktan sonra,Anayasa Mahkemesi Başkanı aynı gün çıkıyor ,Başbakanı destekleyecek bir açıklama yapıyor.Böylece hem Yüksek Yargı Organları arasında hemde kendi üyeleri arasında sürtüşme yaratacak ve hukuka duyulan güveni sarsacak bir olay yaratılıyor.
-Bir başka olayda Başbakan,ben bu davanın savcısıyım diyebiliyor.Hükümet muhaliflerini,ABD ve Fetullah karşıtlarını da kapsayan bu davada yargı bağımsızlığını zedeleyen ve de hukuki süreci zan altına sokan bir güvensizliğe neden oluyor.Başbakan’ın siyasi savcılığı’nın yanısıra,davanın hukuken sorumlu savcısı da işi o kadar ileri götürüyor ki ,dava ile ilgili belgeleri ,mahkemece istenmesine ve göndermesi zorunlu olmasına rağmen gizlilik mazeretine sığınarak göndermeyebiliyor.

Bir ülkede yürütmenin başı tarafından yargı bağımsızlığına şüphe düşürecek bu tür yaklaşımların sergilenmesi demokrasi ile bağdaşan bir durum değildir. Yani Başbakan, Yürütme’nin başı olmaktan öte,dolaylı bir şekilde Yasama’nın nabzını elinde tutmaya,Yargı’yı da etki altına almaya çalışıyorsa artık gelinen o noktada demokrasi kendi kendini tüketiyor demektir.

Kısacası,Anayasa ile esasen Millet’e yani bize ait olduğu belirtilen güç’lerin kullanımında ;
Siyasi İktidar, yaptırım gücünü sadece Yürütme ile sınırlı alanlarda kullanıyorsa ,orada DEMOKRASİ’den söz edebiliriz.
Eğer Yürütme denen güç, Yasama Organı yani Meclis üzerinde denetim sağlayan dolaylı yollara sapıyorsa orada ancak TOPAL BİR DEMOKRASİ’den bahsedebiliriz.
Ama Yürütme, YARGI üzerinde de kontrol kurmaya kalkışıyor ve yönlendirmeye çalışıyorsa o zaman CAN ÇEKİŞEN BİR DEMOKRASİ ile karşı karşıyayız demektir ki ;
Bu Millet kağıt üzerinde kendisine ait olduğu söylenen egemenlik hakkının bu şekilde istismar edilmesinden dolayı büyük bir endişe ve üzüntü duymaktadır..