ŞU İNSANLAR

Günümüzde şiddet nasıl da adeta sıradanlaştı. Hani metropol insanı gününü yaşamaya başlarken neredeyse ‘acaba bugün kapkaça uğrar mıyım? ‘ veya bomba konmuş bir restoranda mı yemek yeriz? diye düşünür oldu. İcatlar bilimsellikten çıkıp güvenlik sistemlerine ve zaten makinelerin hakim olduğu ev hayatımızı daha da makineleştirmeye yöneldi. Bombalar, güvenlik kameralarına aldırmayan küçük büyük hırsızlar, sahte dilenciler, uzlaşmak yerine kaba kuvvete başvuran stres yüklü insanlar, eğitmen şiddeti, şunun tacizi, bunun organ kaçakçılığı v.s. Büyükşehirlerde yaşayan insanlar salt bu coğrafyalarda bulundukları için böylesi ağır baskılarla savaşmak ve sürekli tedirgin olmak zorundalar. Karmaşık yörelerden göç almış kentlerde maalesef insanlar birbirlerinin hayatlarını ne anlayabiliyorlar, ne de anlamak istiyorlar. Memleketine bir parça yakın olan ailelerin mahalleleştiği görülebiliyor. Oysa hem büyükşehir olup hem de insanı bu boyutlarda yıpratmayan nice eşsiz yerler var güzel yurdumuzda.

Uyuyan bir bebek veya küçük bir çocuk nasıl da masumdur. Kasti ve büyük suçlar işlemiş insanların bir zamanlar ki masumiyetlerini neden, kim yüzünden unutmuş olduklarını bilemeyiz. Korku, beynimizin epeyce bir bölümünü kaplamış durumda. Sürgü kilitler varken alarmsız, çantalar kolumuzdayken kapkaçsız, ziynetler sandıktayken kasasız neden bu sadelikte daha mutluydu köylüsü, kentlisi? Potansiyel suçlar ve suçlular mı yetişti son çeyrekte.

Şu insanlar korktukça, korkuttukça kaçınılmaz sona daha bir hızlı savrulduğumuzu düşünür olduk .