İran İslam Dünyasını Siyasi Olarak Rehin mi Alıyor?

Paylaş

Geçen hafta İslam Konferansı Örgütünün (İKÖ) Mekke’deki toplantısında İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad Holocaust (Hitler’in Yahudilere uyguladığı soykırım) olmadığını ve eğer olduysa Almanya ve Avusturya’nın topraklarının bir kısmını Yahudilere Avrupa’da devlet kurmaları için vermesi gerektiğini söyledi ve bu yine dünya çapında büyük bir öfke ve korku yarattı. Hatta birçok Arap gazetesi bu beyana çok güçlü bir şekilde karşı çıktı ve İran Cumhurbaşkanı, İslamın hoşgörülü ve terörizme karşı bir din olduğu beklentilerini ortadan kaldırdı. Diğer bir deyişle, İslam Konferansı Örgütü toplantısı büyük bir başarısızlıktır ve toplantı İran’ın İsrail karşıtı politikası tarafından rehin alınmıştır. Fakat aynı zamanda İranlı Ayetullah Ali Hamaney de bu beyandan mutlu olmamıştır. İran uluslararası alanda dışlanma yolundadır. İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad ekim ayında Tahran Üniversitesinde yaptığı konuşmada İsrail’in haritadan silinmesi gerektiğini söylemişti ve bu açıklamayı hem Türkiye hem de Avrupa’daki birçok siyasetçi ciddiye almamıştı. İran Dışişleri Bakanlığı daha sonra Ahmedinejad’ın sözlerinin yanlış yorumlandığı onu kastetmek istemediği şeklinde bir açıklama yapmıştı. Hatta Türkiye’de İran’ın büyük bir ülke olduğu ve cumhurbaşkanının dini ayrımcılık ve ırk ayrımcılığı yaratacak tarzda konuşamayacağı yönünde bazı sesler yükselmiştir. Aslında, İran’ı dünyada güvenilmez ve korkutucu gösterecek bir retoriği Ahmedinejad’ın neden kullanmaya devam ettiği bütün dünyayı şaşırtmaktadır. Belki de İran Cumhurbaşkanı ilgiyi ülkenin toplumsal, siyasi ve askeri sorunlarından uzaklaştırmak için iç kamuoyuna oynamaktadır. Ancak Ahmedinejad her söylediğinin dünya tarafından ciddiye alınacağının farkında olmalıdır. Mekke’deki beyanından sonra Rusya bile İran’ın beyanlarından kendini uzaklaştırmaktadır, bölgedeki diğer ülkelerden söz etmeye bile gerek yok. İsrail, 1948’den beri varolmasına rağmen, İran’ın İslam devriminden buyana İsrail ile bazı sorunlar yaşaması anlaşılabilir. Bunun yanında, İran, Filistin meselesini kendi ulusal çıkarları için siyasi bir kaldıraç olarak kullanmaktadır ancak Filistinliler’in bundan ne kadar memnun oldukları ayrı bir sorudur. Bu, sadece İran’ın işi olmamalıdır, diğer bütün İKÖ ülkeleri de bu mesele ile ilgilenmelidir.

Şu anda İKÖ’de ilk olarak neler olacak? İran’ın ulusal çıkarları için İKÖ’yü siyasi olarak rehin almasına neden olan bu tip beyanlara ne kadar daha izin verilecektir? Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Libya’nın içinde bulunduğu birçok İslam ülkesinin bu durumdan memnun olmadıkları iyi bilinmektedir. İsrail’in varolma hakkı Türkiye tarafından 1949’dan beri tanınmaktadır. Türkiye ve İran bu siyasi fark yüzünden daha derin bir çatışma içine girmeli midir? Tarihsel olarak laik ve İsrail dostu bir ülke olan Türkiye’yi İran neden çok zor bir duruma düşürmektedir?

Sadece Türkiye değil aynı zamanda Almanya da İran’ın bu politikasından memnun değildir. Alman Başbakanı Angela Merkel İran’ın beyanlarına karşı çıkmakta ve İsrail’in varolma hakkının olduğunu açık bir şekilde ifade etmektedir. İran’ın Almanya ile iyi ilişkileri olduğu iyi bilinmektedir ve Almanya İran’ın politikalarını Avrupa’da 1980’lerden beri desteklemektedir. Aynı zamanda Avusturya da bu beyanlardan rahatsızdır. Pek tabi bu iki ülke Holocaust’un gerçekleştiği ana yerlerdir. İran Cumhurbaşkanının bu tarihsel gerçeği reddetmesi İran’ın prestijini artırmak yerine ona zarar verir. Avrupa tarihi ve Hıristiyanlık tarihi Yahudilerle ilgili kötü hatıralarla doludur. Ancak, Yahudiler ve Yahudiliği kötülemek ayrı bir şey, tarihsel gerçeği yadsımak ayrı bir şeydir. Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, Avrupa tarihinin en hassas sinirlerine saldırarak Avrupa’da İran karşıtı hisleri alevlendirmektedir.

İsrail şimdi haklı olarak İran liderliğinin niyetlerinden endişe duymaktadır. Bu, Orta Doğu’da daha fazla korku ve siyasi istikrarsızlığa neden olacaktır. İran’ın nükleer programı şu anda İran’a komşu ülkeler için çok daha önemli bir mesele olacaktır. İran Cumhurbaşkanının İsrail’i hedef alan saldırıları herkesin İsrail’i kendini savunma hakkı olan hedefteki bir ülke olarak düşünmesine neden olmaktadır. İsrail liderliği henüz sakindir fakat Avrupa’da özellikle Almanya’da tartışma başlamıştır ve hiç şüphesiz İran-Avrupa ilişkileri büyük bir krizle karşı karşıyadır.

İslam dünyası şu anda küresel terörle mücadelede ortak bir pozisyon belirleme ya da sadece İsrail’e yoğunlaşma konusunda konuşmalıdır. Özellikle Yaser Arafat’ın ölümü ve Gazze Şeridinden çekildikten sonra İsrail artık eski İsrail değildir. İslam dünyası şu anda İran’ın aslında neyin peşinde olduğunu tartışmaya başlamalıdır. İslam ülkelerinin İran Cumhurbaşkanının geçen haftaki beyanından sonraki eleştirileri İran’ın İKÖ’de de hızla dışlanmakta olduğunu göstermektedir. Fakat İran’ın politikalarının diğer İslam ülkelerini yeterince ikna etmediği görülmektedir.

Türkiye’nin nasıl bir pozisyon benimseyeceği ayrı bir sorudur. 2003’te İstanbul’daki sinagoglar bombalandığı zaman Başbakan Recep Tayyip Erdoğan terörizmi kınamıştı ve terörizmin dininin ve ırkının olmadığını ve terörizme karşı ortak mücadele edilmesi gerektiğini söylemişti. Türkiye geçmişte de günümüzde de küresel terörün hedefindedir. Ancak Türkiye, İran’ın zihinleri terörize eden beyanlarına nasıl karşılık vermelidir? Allah’a şükür İran Cumhurbaşkanı sadece Almanya ve Avusturya’yı suçladı ve topraklarının bir kısmını bir Yahudi devletine vermeleri gerektiğini vurguladı ve Türklerin, 1492’de İspanya’dan kovulduktan sonra Yahudilere topraklarını açtığını unuttu. 1917’deki Balfour Deklerasyonu Osmanlı topraklarında 31 yıl sonra hayata geçebilecek olan bir Yahudi devleti kurulmasını öngörüyordu. Aslında Türkiye’nin başbakanı İran cumhurbaşkanı ile bir an önce buluşmalı ve Türklerin tarihte Yahudileri seven ve koruyan tek ulus olduğunu keşfetmeden önce ona bu tip beyanlara bir son vermesi gerektiğini söylemesi gerekir. Ahmedinejad’ın bir sonraki beyanının Türkiye’yi hedef almamasını umalım. Tarihsel gerçek Türklerin İsrail’in varolma hakkını tanıyan ilk ve tek Müslüman ulus olduğudur. Bunun böyle olması tarihsel bir hata mı? İran Cumhurbaşkanının buna da bir açıklık getirmesi gerekir.