Sol dürüstlüğün sembolüdür

Ülkemiz topraklarında sol ve sosyalist düşünce tüm zamanlarda hep örtüldü, örtülmeye çalışıldı. Sistem tarafından yurttaşın önüne konan sol zaten hiçbir zaman sol olmadı. Kısaca bakmak gerekirse ülkemizde sol düşünce tarzı genellikle şöyle tanımlandı, tanıtıldı diyebiliriz: İnsanlar aydınlanmış ve aydınlanmamış olanlar şeklinde iki türlüdür ve aydınlanmış olanların diğerlerini aydınlatmak görevidir. Sol, ‘aydınlatan’dı bu durumda veya ‘terbiye eden’ bile denilebilir.

Aydınlanmaya direnenler ise çıkar grupları ve gericilerdir ki bunlarla topyekûn savaş yapılmalıdır. Aslında topyekûn savaş da bir başka anlamıyla dinsel ‘cihad’ çağrısının bir başka anlamını çağrıştırmaktadır. Bunun en kolay yolu ise iktidarı ele geçirmek ve tepeden inme toplumu tasarımlamaktı. Bu nedenle de solcuların devrimci olması gerekmekteydi. Devrimcilikten anlaşılan da farklılıklar içerdiğinden sol içi tartışmalar yapılmakta ve egemenlerin de katkısıyla sol adeta birbirini yiyen, tüketen siyasal yapı durumuna düşmüş görünmektedir.

Bu tür bir tasarı elbette ‘elitist demokrasi’ tanımlamasıdır. Çünkü sosyalizm gelişen bir düşünce yapısıdır, tüm toplumu kapsamayı hedefler, savaşılacak olanlar kişiler değil düşünce yapılarıdır, bu nedenle bu tür yaklaşımları ret etmektedir.

Kapitalist küreselleşme karşısında; SSCB bloğunun yok olması, dünyada tekelleşen sermaye birikimine karşı emeğin esnek üretim gibi yeni yöntemlerle dar alana sıkıştırılması, etnik ve dinsel argümanların iletişim teknolojisinin de katkısıyla bireysel haklar ve özgürlükler olarak öne çıkarılması gibi sayabileceğimiz değişik etkiler sonucunda sosyalist sistem düşüncesinde yeni farklı anlayışlar belirdiği gerçeği ile karşı karşıyayız.

LİBERALİZMİN ÇARESİZLİĞİ

Günümüzde iktidardaki neo-liberalizmin cevaplayamadığı birçok açmaz bulunmaktadır. Peki, ama sol yeni bir şey söyleyemez mi? Hiç kuşkusuz ki söyleyebilir. İdeolojiler vahiysel ve değişmez değildirler. Bu manada sol günümüzün iyileştirileme-yen eşitsizliklerine ve adaletsizliklerine yeni çıkış yolları bulabilir. Afrika’daki açlık sistemik bir sorun değildir. Aslında çok düşük maliyetle iyileştirilebilecek açlık sorunu çeşitli sebeplerden dolayı aşılamamakta ve fiili olarak sistemik hale gelmektedir. Yine halkların çatışması sorunu da çözülmesi en kolay sorunlardandır. Yeter ki silah tüccarlarının iktidarını kavrayalım. Aslında birçok sorun fiili olarak sistemik hale gelmektedir ve bu ‘fiiliyata’ liberalizmin tatmin edici cevapları yoktur. Çünkü bu sorunların üreticisi ve geliştiricisidir.

1970’lerin solu ile günümüz solu farklı olmak zorundadır. Anlaşılması gereken en önemli nokta küreselleşme karşısında milliyetçiliğin, yerelliğin veya bireyselliğin bir savunma refleksi olamayacağıdır. Temel teoriler öncüllüğünde dünyanın birçok yerinde kazanılan yerel pratikleri de genelleştirerek çözümler üretmek başlı başına bir görevdir. Bu görev akademik düzeyde olmakla birlikte sola, sosyalizme gönül vermiş tüm yurttaşların da görevidir. Ülkemiz özelinde egemen olan ‘seçtik ya, yapsınlar’ mantığı ile sol, sosyalist düşünce tarzının gelişmeyeceğini biliyoruz ama bundan kopuşu gerçekleştiremiyoruz. Bu ataletten kopuşu gerçekleştiremediğimiz sürece de birbirimizi anlamaktan gayrı başarısızlığın nedeni olarak görmeye başlıyoruz. Bir başka atalet de seçimlerdeki uzlaşma kültürümüzdür(î) Bu nasıl uzlaşma ise aynı programı ve tüzüğü farklı şekilde uygulayarak başarı yakalamayı düşünenler nedense çıkmıyor. Taşranın düşüncesi almıyor ve merkez tek liste üzerinde anlaşıyor, delegeler de bu listeyi onaylıyor. Bu sendikalarda da ne yazık ki böyle. Yoksa birbirimize güvenmiyor muyuz, yarışın kapitalist bir yol olduğunu mu düşünüyoruz?

Sol bu yenilgiden sonra oturup yerellerde ve buralardan gelen raporlar doğrultusunda genelde bir değerlendirme yapmakla mükelleftir. Ama bu CHP’de olduğu gibi nedenleri başkalarına yüklemek olmamalıdır.

Sol; dışlanmış ve cumhuriyet tarihi boyunca CHP vb partiler tarafından ötelenmiş, itelenmiş Alevilerin sorunlarını alevi örgütlerine, Kürtlerin sorunlarını DTP’ye, emekçilerin sorunlarını sendikalara, odaların sorunlarını odalara, çevre sorunlarını çevrecilere, köylü sorunlarını çiftçi örgütlerine havale etmekle hatalar zincirine yeni halkalar eklemektedir. Sosyalist sol bu ve benzeri sorunlara sınıfsal bakış açısıyla altını da doldurarak somut çözümler üretmelidir.

Ülkemizde ‘solcular’ kamuoyu tarafından adeta dürüstlüğün sembolüdür. Genelde söylenen ‘iyisiniz, hoşsunuz ama solcusunuz’dur. Bunun arka planında yılların ‘sol’dan korkusu yatmaktadır. İyilik meleklerinin sağda, kötülük meleklerinin solda oluşundan tutun da Arap dilinden ve yazısından kurtulamayan din kitabının bile sağdan başlaması, devlet erkinin sürekli ‘sol’ düşmanı olması gibi dinsel ve toplumsal egemen kültür vardır. Kısacası günlük yaşamın tüm iliklerine işleyen ‘sağ’ siyaseti yani ‘sağduyu’yu ‘solduyu’ya dönüştürmek tüm solcuların görevidir. Solcu olmak ile sosyalist olmayı da ayrı değerlendirmek ve solcuların sosyalist olmasalar bile sosyalizmi savunmaları gelecek için gereklidir. Aksi durumda CHP’de gördüğümüz gibi ‘sağduyu’ egemenliğindeki toplum sağcılaşmakta ve umut olamamaktadır. Bazen söylendiği gibi ülkemiz insanı ‘sağcı’ değildir. Her seçimde farklı partileri öne çıkararak adeta umut aramaktadır.

Solun bir arada yaşamayı becermesi de gerekmektedir. Birbiriyle kavga eden solcular topluma güven veremezler ki bunu yaşayarak gördük, görüyoruz. Tartışmayı bırakmalı ve sadece birkaç konuda bile olsa işbirlikleri yapmalıdır. Örneğin; neo-liberalizme karşıtlık, dinsel ve etnik gericiliğe karşıtlık, emek, çevre, kamu, demokrasi ve sosyalizme açık olmak gibi. Tartışma kültüründen uzak doğmalarla yetişen yeni kuşak tartışmayı şiddet olarak algılamakta ve tartışılan düşünceleri benimsememektedir.

Dünyada yaşam her gün yeniden kurulmaktadır ve kurulmakta olan yaşamın kurgulanmasını sağa bırakmak kadar tehlikeli bir şey yoktur. Her gün değişen bu yaşamın kurgulanmasında kafalar da karışacaktır. Ancak sol bu karmaşıklığı içinde barındıran ve dahası bunu örgütleyip bütünleştiren bir siyasi tarzdır, tarz olmalıdır.

ZİYA GÖKERKÜÇÜK gokerkucuk@tnn.net

http://www.birgun.net/index.php?sayfa=57&dizi=321