Sultan II. Selim… Avrupa”nın muhteşem dediği Kânûnî”nin, II. Hasekisi (gözde kadını) olan, bir Ukran papazının devşirme kı-zı Aleksandra Lisowska (Avrupa”da Roksalan, Osmanlı”da Hürrem Sultan)”dan doğan ikinci oğlu olur. Kânûnî”nin tüm eşlerinden doğan sekiz oğlu arasındaysa beşincisidir. Ağbisi Şehzade Mustafa”yla kardeşi Şehzade Bayezit”in, iki evlât kâtili babaları tarafından öldürtülmeleri ve diğer kardeşlerinin de değişik yaşta ve değişik târihlerde ölümleri üzerine, tahta giden kanlı yolda yalnız kalmıştır. 28.05. 1524”te İstanbul”da doğmuş,15.12.1574”te gene İstanbul”da ölmüştür. Osmanlı Sultanları içinde İstanbul”da doğan ilk O”dur, İstanbul”da ölen gene O. Hamam”da kayıp düşerek beyin kanamasından ölmüştür. Henüz tahta çıkmadan önce, 1548”de bir süre Edirne taht muhafızlığında bulunmuştur. Kânûnî”nin 07.09.1566”da ölümüyle kılıç kuşanıp tahta oturmuş, ölümüne kadar da orada kalmıştır. Sarı diye bir lâkabıyla, ok ve şiirle ilgili merakları vardır. Şiirlerinde, Selîm ve Selîmî mahlâslarını kullanmıştır. Ciddî bir atılımı görülmemişse de,
atalarından kurulu bir düzen devraldığı için, Osmanlı onun zamânında da ilerlemesini sürdürmüştür.
Mimar Koca Sinan… 1489”da Kayseri-Ağırnas köyünde başlayarak, 1588 yılında İstanbul”da noktalanan, mimarlık eser ve şâh eserleriyle dopdolu, uzun ve çok daha önemlisi şerefli bir ömrün sahibidir. Sinan”ın babası, kayıtlarda Abdülmennan olarak görülmektedir. Bu da, O”nun sonradan İslâm ehli olduğunu gösterebilen kesin bir karînedir. Bir Ermeni çocuğu iken alınıp devşirildiği esâsen bi-linmektedir. Kendisi, Kayseri”den İstanbul”a getirilmiş ve acemioğlanlar ocağına alınıp 1512”de yeni çeri olmuştur. Bundan sonra; 1514 Çaldıran, 1516 Gazze, 1517 Ridaniye, 1521 Belgrad, l522 Rodos, 1526 Mohaç, 1532 Avusturya, 1534 Irak1537 Korfu-Pulya, 1538 Buğ dan sefer ve savaşlarında bulunmuş, gezdiği bu yerlerde bâzı inşaat işleriyle meşgûl olurken, diğer yandan da mesleğini geliştirmek için çalışmış, incelemeler yapmıştır. 1539”da bütün bunlardan sonra ulaştığı olgunluk noktasında, Mimar Başı olarak atanmıştır. Dokuzyüzdoksandokuz yılın iş ve eserlerini doksandokuz yıllık ömrüne sığdırabilmiştir. Konuyu, elle tutulur bir biçimde ifâde etmek gerekirse; 84 câmi, 51 mesçit, 57 medrese, 7 daârülkurrâ, 22 türbe, 17 imâret, 3 dârüşşif, 5 su yolu-kemer, 8 köprü, 18 kervansaray, 35 saray-kasır, 8 ambar-mahzen ve 46 hamamın projesi ve yapımında Sinan”ın imzâlarının bulunduğunu söylemeliyiz. Bunların içinde baş sırayı tutan elbette Selimiye”dir. Edirne”de bunlardan başka Defterdar, Haseki Sultan ve Taşlık Camileri, Ali Paşa Çarşısı, Mehmet Paşa Hama mı ve Kervansarayı ile Selimiye”ye ek olan medrese Sinan eserleridirler. Sinan hakkında yazılanlardan, O”nun son derecede cömert ve misâfirperver olduğunu öğreniyoruz. Güler yüzlü, tatlı dilli Sinan; uzun boylu, saçı-sakalı gür ve zayıfça bir kimseymiş.
Her yanıyla makûl ve mûteber bu adam, II. Selim huzûrunda bulunduğu bir gün aradığı fırsatı buluvermiştir. Sultan”a âdetâ Selimiye”yi târif ederek, böyle bir câmi yapmak istediğini söylemiştir. Sözleriyle de Sultan”ı iyice bir etkileyebilmiştir. Zaman Kıbrıs”ın fet hedildiği günlere rastladığından, hazîne ganîmetlerle doludur. Bunun da mutlak etkisiyle, öneri memnunlukla karşılanacaktır. Sinan, bu nun üzerine uygun bir arsa düşünmeye başlamıştır. İstanbul”daki uygun yerler daha önceki câmilerle dolmuş bulunduğundan, Edirne” de bugünkü yer aklına gelmiştir. II. Selim, önerilen bu yeri de kabûl edecektir. Şimdiki Selimiye”nin arsasında, daha önce Fatih”in de doğmuş olduğu Eski Saray (Saray-ı Atik) baltacıları oturmaktalarmış. Ünlü ters lâlenin de bir masal olduğunu burada anlamış olalım!
1569”da inşaata başlanmıştır. Selimiye”nin bugün sâhip olduğu akustiğe sıra gelince, Sinan, akşam paydosundan sonra içerde ziller çal dırıp, deneyler yapmaktaymış. Ama, toplumlarda her zaman görülebilmiş münâfıklar da boş durmamışlardır. Sinan kulunuz, geceleri câmide çengi oynatıyor! demişlerdir. Bundan içi çürüyen Sultan, durumu tahkik için Kapıcılar Kethüdâsını Edirne”ye göndermiştir. Ket-hüdâyı birden karşısında gören Sinan şaşırmış ve: Hayrola Ağa?! . diye sormuştur. Görevli dahî olsa, bu yaptığından utanan Kethüdâ, eğilip Sinan”ın elini öpmüş, aldığı tâlîmat üzre de yüz altınlık bir keseyi uzatıp Sinan”a vermiştir. Bunun yanında; câmi hakkında Sultan” a bilgi derlemek için geldim; Kendisi”nin selâmlarını da getirdim, demiştir. Şu da var ki, 1575”te tamamlanacak Selimiye”yi, bundan bir yıl önce ölen Sultan göremeyecektir. Selimiye”nin kısa öyküsü budur.
Ona hiç bir kuşku yoktur ki, Selimiye dünyâ çapında bir anıttır. Bu, bütün câmiler arasında olduğu kadar, diğer bütün mabet-ler hatta türlü binâlar arasında da böyledir. İyi düşünülüp, güzel düzenlenmiş, değişik işlevlerle donatılmıştır. Sâdece Edirne”nin değil, bütün bir Türkiye”nin tanıtıcı unsuru ve sembollerinden biridir.
“metesin@mynet.com”