Muhafazakâr Yurttaşlar Bütçesi

İçeriği Paylaş...

Geçen aylarda yapılan bir araştırma üzerine geniş yorumla yapıldı. Toplumun muhafazakâr bir duruma dönüştüğü ve bunun artıları-eksileri tartışıldı.

Türkiye’nin muhafazakârlaştığı yani tutucu olduğunu anlamak için araştırma yapmaya gerek de yoktu aslında. Çünkü 1965–1980 arasındaki toplumsal arayış ile gelen ilerleme dışında halkımız hep tutucuydu. Hatta o dönem bile üstten gelen bir ilerlemecilik arayışı olduğunu ve bunun tabana yayılamadığını söyleyebiliriz. Bunun kanıtı 12 Eylül darbesini yapma cesareti gösterenlerdir. Eğer ilerleme şiarı halkın büyük çoğunluğu tarafından kabullenilebilseydi generaller darbeye cesaret edebilir miydi? Ancak şu söylenebilir ki; darbe olmasaydı toplumsal barış sağlanabilir ve toplum farklılıklarıyla bir arada yaşama kültürünü oluşturabilirdi. İşte o zaman bu gün içinde yaşadığımız çatışmalar olmazdı.

Ülkemiz muhafazakâr olmaktan çok küresel egemenlerin istediği “iyi tüketici” olma yolunda uyuyarak (!)ilerliyor.

Kim bu muhafazakâr yurttaşlar ve ne yaparlar? Televizyonların magazin programlarını yaşatırlar. Çocukları için yaşadığını söylerler ama geleceğimizi yok edecek olan yasal düzenlemelere karşı put kesilirler. Başörtü ve bayrak için sokağa dökülüp linç kültürünü geliştirirler. İnsan olmaktan doğan hakları ve farklı kültürleri, yaşam tarzlarını savunanlara karşı önderleri hukuku “guguk” yaparak yargıyı ve toplumu kışkırtmaya çalışır, bir kısmı tahrik olup bu kışkırtma ile sokağa dökülür ve büyük çoğunluk da seyretme ile onaylar. Ve bilcümle toplumun ilerlemesinin önünde “kapı” gibi duranlar hep bu muhafazakârlardır.

Muhafazakâr yurttaş olmanın bir kanıtı da her yıl bütçe dönemlerinde kendini gösterir. Bir yılın planlandığı ve herkesin cebini ilgilendiren bu dönemlerde muhafazakâr yurttaşlarımızı hiç görüyor muyuz? Bu sessizlik durumunu yaratan siyasi iktidarlardır.

Toplumun daha da muhafazakârlaşması için elinden geleni ardına koymayan AKP, bütçe ile de bunu kanıtlamaktadır. 2007 bütçesi de; AKP dönemine ait 2003, 2004, 2005 ve 2006 yılı bütçelerinde olduğu gibi, topluma hiçbir hizmet verme umudu taşımayan nitelikte bir bütçedir. Bir hizmet bütçesi değildir, bir kalkınma bütçesi değildir, bir yatırım bütçesi hiç değildir. Oysa bu özellikleri olması gereken bütçe yine muhafazakâr yurttaş yetiştirmek için yapılmıştır.

Eğitim ve sağlık sistemindeki ciddi bozukluklara ve sorunlara rağmen, bu ülkede iktidarlar sağlık alanında sadece 77.000 doktor istihdam ederken, 95.000 din adamına maaş ödenmesi nasıl açıklanmalıdır? On binlerce öğretmen ve derslik açığı bulunurken ve “okuyup adam olmak” için sadece 67.000 okul varken, “inançlı olup cennete gitmek”, yani dindar olmak için neden 91.000 cami vardır? Gençler bu dünyaya mı hazırlanıyor, yoksa öte dünyaya mı? Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 2007 yılı bütçesi 2006 yılına göre % 25 arttırılırken tüm halkı ilgilendiren kamu sağlık hizmetlerini yürütmekle görevli Sağlık Bakanlığı’nın bütçedeki payı düşürüldü. Siyasi iktidar bu dünya’daki hizmetlerden elini çekerken, “öbür dünyaya” hizmeti arttırmaktadır. Kısacası, TBMM halka dönüp “bu dünyada sağlığınızla, eğitiminizle yeterince ilgilenemedik, yeterince doktor ve hekim veremedik, ama cenazenizi kaldıracağımız imamla, camiyi bütçe hesaplaması yaparken göz ardı etmedik” mesajını vermektedir. Kim için; halk için, ne adına, laiklik adına…

Bu yıl hükümet bütçeyi hazırlarken sadece 2007 yılını değil gelecek üç yılı da ipotek altına almıştır. IMF ve Dünya Bankasının talepleri doğrultusunda üç yıllık bir bütçeyi onaylamaya hazırlanan TBMM’ne karşı elbette muhafazakâr yurttaşlardan tepki gelmeyecektir. Siyasi iktidarların her olumsuz kararına karşı, geleceği düşünen, muhafazakâr olmayan bir kesim tepkisini yine dile getirmiştir ve getirecektir. Ama on yılların yetiştirdiği büyük (böyyük) ve muhafazakâr çoğunluk (!) sessizce gözleyecektir. Bu büyük çoğunluk Nazım Hikmet’in Kurtuluş Savaşının Antep Savunması anlatısındaki “Karayılan” olmayı ne zaman başaracaktır? Basının köşe başlarını tutmuş “Yeniden Kuvvayi Milliye” diyenlerin de seslerinin çıkmaması 1980 sonrası onların da muhafazakârlaştığının kanıtı mıdır, yoksa “Godo” mu beklenmektedir?

İnsan Hakları Derneğinin dediği gibi; “…yığınların sağlığına, yaşam hakkına, geleceklerine yönelik bu kadar büyük bir kötülük, kitle katliamına tam teşebbüs olayı bile geniş yığınları sokağa dökmek için yeterli olamıyorsa, o toplum özgür ve bağımsız olma inisiyatifini toptan yitirmiş demektir. Böyle bir toplum köleliğe mahkûmdur.”

2007, 2008, 2009 yıllarını kapsayan “Muhafazakâr Yurttaşlar Bütçesinin” halktan yana değişimi için mücadele edenlerin yani muhafazakâr olmayan yurttaşlarımızın halktan yana bir bütçe mücadelesini destekliyorum.

Ziya GÖKERKÜÇÜK (gokerkucuk@tnn.net) 0536 477 98 59