Daha Esneklik Lütfen !

Türk Hükümeti bir kez daha dünya manşetlerinde! Bu şartlar altında Türkiye’nin her hangi bir öneri yapabileceği beklenmiyordu. Türkiye’nin Avrupa Birliği müzakere sürecinde bir adım daha atmak amacıyla bir havaalanını ve bir limanını açmayı önermesi siyasiler arasında şaşkınlığa yol açtı. Tabii ki Türk iç siyasetinde de hala devam eden hararetli bir tartışmaya yol açtı.

Bu gelişme nasıl değerlendirilmelidir? Her şeyden önce bu, Türkiye’nin adada bir çözüm için istekli olduğu ve diyaloğa açık olduğu imajını yaratmak için hükümet tarafından atılmış taktiksel bir adımdır. Beklendiği üzere Türk önerisi hem Kıbrıs Rum tarafı hem de Yunanistan hükümeti tarafından hemen reddedilmiştir.

AB öneriyi şaşkınlıkla karşıladı ancak yeterli bulmadı. Böylece bu öneri AB’nin Kıbrıs Rum hükümetine baskı yapması için bir koz olmuştur. Papadopulos’un tepkisi ilginçti; Türkiye’nin önerisinin yeterli olmadığını ve bütün havaalanı ve limanlarını açması gerektiğini ifade ederek öneriyi hemen reddetti. Bununla birlikte Türkiye’nin bu adımı AB içindeki siyasi atmosferi değiştirdi; Türkiye’yi destekleyen bazı ülkeler şimdi Türkiye’nin elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştığına dair daha güçlü argümanlara sahiptir.

Türk hükümeti önerisinde samimi midir? Büyük bir ihtimalle evet. Reddedileceğinin farkında olarak bu öneriyi ileri sürdü. Tren kazası Başbakan Recep T. Erdoğan’ın istediği en son şeydir ve bunu önlemek için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmaktadır.

Bu AB için de geçerli; AB bir tren kazası istemiyor. Müzakere sürecinin durumu üzerinde yoğunlaşılacak önümüzdeki günler Türkiye-AB ilişkilerinin geleceği için çok önemli. Problem işte burada. Eğer müzakere süreci kesilirse bunu yeniden başlatmak çok zor olacak. Almanya Başbakanı Angela Merkel müzakere sürecinin [1]8 ay sonra tekrar başlanması için “değişiklik önerisi”nde bulundu.

Bu öneri özünde boştu. Alman-Fransız ittifakı bu bağlamda ters tepecektir; görüldüğü üzere diğer bazı AB ülkelerinin sert muhalefetiyle karşılaştı. Mesela, İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt ve Estonyalı muadili, birlikte kaleme aldıkları ve Alman gazetesi Die Welt’te yayınladıkları makalede Türkiye’nin müzakere sürecinde tutulması ve desteklenmesi gerektiğini söylemişlerdir. Bazı Avrupa ülkelerinde yayınlanan başka bir çok makale de bu görüşü desteklemektedir. Diğer bir tabirle siyasi atmosfer Türkiye için genelde daha iyiye gitmektedir. En azından Türkiye’nin siyasi iradesi Batı ile birlikte kalmak yönündedir.

Kıbrıs meselesi Türkiye için bir iç siyaset problemidir. Bir çok muhalefet partisi Türk hükümetinin önerisini ülkeyi satmak anlamına geliyormuş gibi değerlendirdi. Bu kesinlikle siyasi bir taviz değildir, çünkü hiçbir anlaşma yoktur. Bu rasyonel bir taktiktir ve şüphesiz Tayyip Erdoğan bu meselede bir taktik savaşı vermektedir.

Türkiye şimdi daha çetin bir siyasi sürece girmektedir. Bir yıl içinde iki seçim Türkiye’yi siyasal bir hareketliliğe sürüklemektedir. Önce cumhurbaşkanlığı seçimi var. Cumhurbaşkanı Sezer yerini büyük bir ihtimalle, cumhurbaşkanı olmayı her zamankinden çok isteyen Tayip Erdoğan’a bırakacak ve Mayıs ayından sonra yine büyük bir ihtimalle aktif siyasete girecek.
İktidardaki AK Parti’nin Meclis’teki üyeleri arasında bu hususta bir uzlaşma vardır. Dışarıdan da [bu yönde] bir beklenti vardır.

Ancak, önümüzde hala uzun bir süre var ve Erdoğan bu iddiasından vazgeçebilir. Kasım ayındaki genel seçimler de Türkiye’yi siyasi ve ekonomik olarak daha istikrarlı kılacaktır. Türkiye’nin hesap verebilir, güvenilir ve idare edilebilir olması AB’nin de yararınadır. Bu nedenle müzakere sürecinde bir kesinti olmamalıdır. AB süreci durdurabilir mi? Teknik olarak evet, fakat bu iki taraf için de iyi olmaz. Eğer böyle olursa Türkiye’deki AB-karşıtı güçler siyasi alana hakim olacaktır ve bu da sürecin yeniden başlatılmasını daha da güçleştirecektir.

Tayip Erdoğan AB için yeni bir tartışma başlatarak akıllıca davranmıştır. Erdoğan “AB siyasetini ve diplomasisini” öğrenmiş görünüyor; yeni bir Türkiye imajı yarattı. Türkiye siyasi çözüm ve diyalog istemeyen bir ülke değil. Bunun karşılığı dışarıda takdir, içeride sert eleştirilerdir.

Fakat Kıbrıs meselesi AB-Türkiye ilişkilerinde hassas bir konu olmaya devam edecektir. Bu hafta içindeki AB toplantısına kadar çözülmeyecektir. Almanya’da Nurnberg-Erlangen Üniversitesi’nden Prof. Stefan Frohlich bir çok çalışmasında belirttiği gibi AB’nin büyük stratejisi küresel bir oyuncu olmaktır. Türkiye muhakkak daha esnek ve yaratıcı olmalı. Tayyip Erdoğan başka taktik hamleler de yapabilir. Hükümetin yeni önerilerini bekleyelim. Hala Cuma gününe kadar zaman var. AB de daha anlayışlı ve yaratıcı olmalıdır. Şimdi bir tren kazası gerekmiyor. Her iki taraf da bunun farkında olmalıdır.