Kırım ve Kırımlılar

Türk Trakya’sı kadar bir yarım ada olan Kırım, çok dar bir şeritle ana karaya bağlıdır. Kırım ayrıca, bu adanın merkez olduğu Türkiye büyüklüğündeki eski bir Türk devletinin de adıdır. Bu topraklarda, bir az Moğol’la birlikte kuzeyli Türkler (KumanKıpçaklar) ya şamışlardır. Moğollar, aslında Türklerin içinde eriyipkarışmışlardır. Rusların vaktiyle koydukları irâde sonucu ve gene onların ağızlarıyla, bu karışıma şimdi Tatar denmektedir. Tatar… Bu, kendilerine Kıpçak diyen bugünkü Tatarlarca baştan istenipbenimsenen bir isim olmamıştır. Ama, Tatarlara egemen Ruslar ısrarcı olmuşlar, böylece de şimdiki sonucu sağlamışlardır.

Kırım Tatarlarından başka bir de Kazan Tatarları vardır. Kırım Tatarcası bugünkü Türkçemize oldukça yakın iken, Kazanlıların Tatarcasını anlamamız mümkün değildir. Bunun yanında, Ülkemize gelip Türkçülük akımlarını yürüten Yusuf Akçura, Reşit Rahmetî Arat, Akdes Nimet Kurat ve Zeki Velidî Togan gibi Kazanlılara karşılık, Kırımlılardan bir tek İsmail Gaspiralı çıkmıştır. Kırım Tatarları, özel likle1783’ten sonra kitleler hâlinde Türkiye’ye göçmüşlerdir. Bugün hemen tamamen Türkiye’de yaşamaktadırlar. Ülkemizde Tatarların en yoğun oldukları yer Eskişehir’dir. Belki hiç tahmin edilemeyecektir ama, Edirne Tatarları da, öyle birkaç köy ve Küçükpazar semtiyle sınırlanamayacaklardır. Edirne, Trakya’nın diğer illeri ve Anadolu’daki diğer bâzı illir gibi çok sayıda Tatarı barındırmaktadır. Kimsenin alnında Tatar yazmadığı için bu sayı doğru bilinemiyor. Biz bunlara KırımTürkleri de diyebiliriz ki, Tatarların bir kısımı böyle denilmesini isteyip sevmektedirler. Şimdi, bu konuda daha önce yazdıklarımızın tekrarına girmeden, yeni şeyler vermek istiyoruz.

1419’da, Cengiz Han torunlarınca kurulan Kırım Hanlığı, 1475’teki bir anlaşma uyarınca Osmanlı’yla bağlanmıştır. Bu öyle bir anlaşmadır ki, Osmanlı hânedânı bir biçimde ortadan kalkacak olursa, zamanın Kırım Hanı gelip Osmanlı tahtına oturacaktır. Anlaşma Kırım devletini ortadan kaldırmayıp, Osmanlı denetimi ve korumasına almıştır. Kırım 1783’te Rusların eline düşene kadar bu böyle sürecektir. Martin Bronevskiy… Polonya Kralının yeğeni olarak, prens sıfatıyla bir süre Kırım elçiliğinde bulunmuş bu kişi, görevi süresince Kral amcasına rapormektuplar yazmıştır. 1579 yılında ise, oturmuş bu mektupları bir kitaba çevirmiştir. Kemâl Ortaylı’nın Türkçe’mize kazandırdığı kitabın, ilgi çekici bulduğumuz bölümlerini özetleyip aktaracağız. Parantez içindeki açıklamalar bize ait olacaklardır. Tatar denilen Kırım Türkleri, dörtyüz küsur yıl önce bakalım nasıl bir toplummuş ve nasıl yaşıyorlarmış? Veya Martin Bronevskiy, bu konuda neler düşünüp yazmış?

Hanlar (Krallar), bir oğullarını Kalgay (prens) atamak isterlerse, huzursuzluk çıkmaması ve kan dökülmemesi için, öz kardeşlerini öldürtebilmektedirler. (Kan dökülmesin diye kan dökmek! Ne de olsa Osmanlı’nın kardeşi!) Hanlar, oğullarını soylular arasından seçtikleri kimseler eliyle yetiştirirler. (Bunlar, ayrıca Hanların danışmanları da olan ve kendilerine Atalık denilen kişilerdir.) İleride çıkabilecek çatışmaları önleyebilmek amacıyla da, seçimde titizlik gösterilip, en uygun oğul üzerinde durulmaktadır.

Tatarlar arasında dedikodu yapılmaz. Garez, hîle, iftirâ, jurnal, yalan dolan görülmez. Övünmek gibi bir huyları yoktur. Cinâyet olayları pek seyrek görülür. Hırsızlıktan korkmazlar, çünkü hırsızlığa rastlanmaz. Ancak, bazan at hırsızlığı duyulabilir! (Hırsızlık bilmeyen Tatar, konu at olunca demek ki dayanamıyor!) Dâvâlar, kadı ve yargıç eliyle görülmektedir. Özel davalara bakanlar ise, oymak beyleriyle zâbıta âmirleridirler. Dâvâ konusu bir cinâyet ise bu çok önemlidir. Böyle dâvâları Hanların bizzat kendileri görürler. Hanlar, Atalıklarının da yardımlarıyla âdil ve çabuk kararlar verebilmektedirler. Yazılı bir kaynağı olmayan yasalarında hiçbir müsâmaha yoktur. Ne karara varılmışsa bu aynen uygulanır.

Ahşap evlerde oturan Tatarlar, yabancılara yakınlık gösterir ve konuksever davranırlar. Sanat ve ticâret gibi işlerle uğraşmazlar. Çoğunun hiçbir işleri yoktur. Savaşlardan elde ettikleri ganîmetlerle rahatça geçinirler!
Hanlar, aradaki anlaşmalar uyarınca; komşuları Polonya, Litvanya, Moskova (Eski Rusya), Eflâk (Romanya’nın atası) devletleriyle kendine bağlı Nogay ve Çerkez bölgelerinden haraç (vergi) almaktadırlar. (Nogaylar, Türkiye’deki Yörükler gibi Tatarların göçe be sınıfıdırlar. Bunun yanında az sayıda şehirli Nogay da vardır.) Gene Hanlar, ülkelerindeki elçilere karşı duruma göre davranırlar. Onlara bâzen güler bir yüz, bâzen da sertlik gösterirler. Elçileri yanlarına kabûl edeceklerse, sofralarına da buyur edebilirler. Konuk elçilere, bâzen da süslü altın kaplar içinde ikramda bulunurlar ki, bu bir lütuf demektir. Elçiler Kırım’dan ayrılırlarken, değerli giyecek ve yiyecekler ve birkaç esir hediyeyle uğurlanırlar. Hanlar, Kalgay ve Nurettinler (II. Prensler), Osmanlı hazînesinden, sırayla; 25, 12.5, 2.5 Taler tutarında gündelik alırlar. (Taler eski bir Alman Avusturya parası olup, göçmenlerce Amerika’ya götürülmüştür. Doların atasıdır.) Osmanlı hazînesinden, asilzâde ve yüksek memurlara da aylıklar ödenmektedir. Aylık ödemelerinde, bilgi ve yeteneğe dikkat edilir.

Hanlar savaş kararı alınca, buyruğu altındaki Tatarların üç veyâ dört haftada hazır olmaları, ayrıca üç veyâ dört hafta için kumanya sağlamalarını isterler. Hanların yakın görevlileri bu konuyu tâkip ve temin edeler. Tatarlar. Kumanyalarını meşin torbalara koyup atlarına yüklerler. Kumanyaları, darı, peynir ve kakaç dedikleri güneşte kurutulup ise bulanmış etlerdir (Bir çeşit pastırma). Savaşlara atlarıyla olağan biçimde katılan Hanlar, eğer hasta iseler arabalarına binerler. Yanlarındaki birkaç deveye de yiyecekleri ve kımızlarını (at sütünden bir içki) taşıtırlar.

Öncü birlikler düşman topraklarına değişik yönlerden dalarlar (Öncüler o zamanın komandolarıdır). Bu sırada bâzı bilgiler ve özellikle de esirlerle dönmeye çalışırlar. Bu esirlerden düşman hakkında bilgi almak amacındadırlar. Yaşlı ve zayıflardan başka herkes savaşa katılırlar. At ve silâhı bulunmayan birkaç fakir de, bunları ödünç temin eder ve böylece onlar da savaşmak şansı bulurlar. (Savaşın sonunda nasılsa gânimet kazanacaklar ve borçlarını buradan ödeyeceklerdir!) Hanlar, eski gelenekler uyarınca bayraklar altında ordunun başındadırlar. Ordu birliklere bölünmüştür. Birlik komutanları çoğunlukla soylu kişilerdir.