HERŞEY SATILIK

İçeriği Paylaş...

Amerika’nın Şikago (Chicaco) kentinde bir üniversite öğrencisi ruhunu 504 dolara internet üzerinden satışa çıkarmış. Her şeyin üzerine konulan bir fiyat etiketiyle satışa sunulabileceği şartlanmasına giren 21. yüzyıl insanı “mal” olmayan değerlerin de mal olabildiğini kanıtladı. Tutuğunu koparan, hırslı ve öfkeli olmanın kazanmak için birincil şart koşulduğu bu dünyada, saygılı ve beyefendi kişilikleriyle işlerini yürütmeye çalışanların ‘enayi, keriz’ olmakla eleştirildiği bir ortamda daha çok kişi pazaryerlerinde ve internet ortamında ruhunu satışa çıkartacaktır.

Nazım Hikmet “Bu Vatana Nasıl Kıydılar” şiirinde ne güzel der; İnsan olan vatanını satar mı?/
Suyun içip ekmeğini yediniz./ Dünyada vatandan aziz şey var mı? /Beyler bu vatana nasıl kıydınız? -/-Onu didik didik didiklediler, /saçlarından tutup sürüklediler. /götürüp kâfire : «Buyur…» dediler. /Beyler bu vatana nasıl kıydınız? -/-Eli kolu zincirlere vurulmuş, /vatan çırılçıplak yere serilmiş. /Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş. /Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
-/-Günü gelir çarh düzüne çevrilir, /günü gelir hesabınız görülür. /Günü gelir sualiniz sorulur : /
Beyler bu vatana nasıl kıydınız? (1959)

Küreselleşen dünyaya, aslında; “çürüyen değerler çağı” desek yanlış olmaz. Her şeyin etiketi üzerinden satılabildiği, insan, vatan, sevgi ve aşk gibi varlık ve duyguların pazarlara sunulabileceği, değerlerinin para ile ölçülebileceği bizlere 20–30 yıl önce söylense hiçbirimiz inanmazdık. Dünya yüzünde bulunan her şeyin insanlığa yeteceğini sanıyorduk. Nazım 1958 de yeteceğini söyleyenlerden: “Ekmek, büyük insanlıktan başka herkese yeter /pirinç de öyle /şeker de öyle/ kumaş da öyle /kitap da öyle /büyük insanlıktan başka herkese yeter.”

Bu gün hepimiz yaşıyor ve görüyoruz ki, siyasi iktidarlar ülkenin zenginliklerini sattı, satıyor ve satacak. Bedava olması bir yana en yüksek bedelle bile satılmaması gereken varlıklar. Siyasi iktidarlar öyle de yerel yönetimler aşağı mı kalıyor?

Diyelim ki sağ siyasetçiler özelleştirmeye, satışlara yatkın ve ideolojileri gereği bunu yapıyorlar. Ya kendini sol sanan özelleştirme karşıtı olduğunu söyleyen siyasi partilerin yerel yöneticileri ne yapıyor? “Bu uygulamalardan kaçılmaz, küreselleşmenin gereğidir” diyerek aynı şeyleri yapıyorlar ise fark nerede? Sol siyaset ve sol ideoloji küreselleşmeyi egemen sınıfların anladığı gibi kavrıyor ise sol değildir.

İlimize bakalım. Belediyemiz kendine sol diyen bir partinin üyesidir. Acaba seçime giderken “her şeyi satarak yeni gelir kaynakları yaratacağım” diye bir sözü var mıydı sayın belediye başkanının. Ben duymadım. Her ne kadar son yerel seçimlerde Uzunköprü’de oy kullandım ise de Edirne ve diğer kentleri de izleyen ve hele de CHP’ni izleyen birisi olarak böyle bir vaat duymadım. Duyan var ise e-postama haber verirse sevinirim. Peki, sayın belediye başkanına ve partisine oy veren değerli yurttaşlarımız bunun hesabını sormayacaklar mı? “Ey başkan bu satışları açıkla, partimizde bu uygulamalara yer yok” demeyecekler mi? Yoksa hesabı seçimde mi soracaklar? Seçimde sormaktan benim anladığım; başka partiye oy vermektir. Ya kime? Sağ partiye… Bu yağmurdan kaçarken doluya tutulmak olur. Zaten satışlar ve özelleştirmeler sağ ideolojinin eseridir. 1950 li yıllardan beri ülkeyi yöneten sağ partilerdir bu günlerin sorumlusudurlar.

Belediye başkanlığı sitesinde en son; “08.Mayıs 2006 2. birleşim meclis toplantı tutanağı” var. (26.09.2006 saat:18.30 durumudur.) O günden beri karar alınmadı denemez. Şeffaflık çağında yaşadığımızı ve bilgisayara yazılan her satırın anında internet sitesinde yayınlanabileceğini herkes biliyor. Kaldı ki önceki kararlarda da satış kararlarından bol bir şey yok. En son Emirgan satış kararı acaba nasıl alındı, kimler evet, kimler hayır dedi, belediyenin tutanaklarından öğrenmek en doğru olanıdır. Meclis toplantılarına tüm kent halkının gitmesi olanaklı değildir. Kentli yurttaşlar olarak yalan ve dedikoduyu önlemenin yolunun şeffaflık ve doğru yerden doğru bilgi olduğunu biliyoruz. Kaldı ki bu BM Çevre ve Kalkınma Rio Deklarasyonu’nda (3–14 Haziran 1992) ülkemiz tarafından imzalanan metinde de yer almıştır.

Yine Nazım dersek; “Beş satırla” şiirinde dediği gibi;”Annelerin ninnilerinden /spikerin okuduğu habere kadar, /yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı, /anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık, /anlamak gideni ve gelmekte olanı.” (1946)

Yalanların olmadığı dünyayı sol kurmayacak da kim kuracak. Ya da kendini sol zannedenlere İsmet İnönü’nün dediği gibi mi desek; “Hadi canım sende…” Gerisini herkes getirebilir. Ben diyorum ki; bu uygulamalar sol adına yapılıyor ise bu ülkede sağın büyümesi ve gerçek sol ideolojinin önünün kapanması devam edecek ve ülkemiz karanlıklardan ne yazık ki kurtulamayacak ve kuruluşundaki aydınlanmacı felsefeden her gün uzaklaşacaktır. Bu gün gizli satışlara yarın açıkça ruhunu satanlar da eklenecektir.

Lütfen beyler; ya solu terk edin ya solcu olun.

Ziya GÖKERKÜÇÜK (gokerkucuk@tnn.net) 0536 477 98 59