Aziz İstanbul

Kültür

Yolumuza camiye dönüştürülmeyen tek ama tek kilise olan Panhaghia Moukhliotisso Meryem’i kilisesiyle devam ettik. Buna Moğol kilisesi de deniyor. Hikâyesi şöyle; bu kilisenin sahibesi olan Maria Paleologina Moğol Han’ı Hulagu ile evlenmek üzere İstanbul’dan ayrılır. Ama Hulagu Han ile evlenemez. Çünkü Hulagu ölür. Bunun üzerine Maria, olayın bende oluşturduğu kanıya göre “Madem buralara kadar geldim, bari oğul Abaka Han ile evleneyim.” diye düşünür. Ama onunla da evlenemez. Çünkü Abaka Han da öldürülür.
Bunun üzerine Maria İstanbul’a geri döner.Tuğla ve mozaik karışımı olan bu kiliseyi yaptırır.
İçerdeki ikonalara gelince, onlar hem kabartma hem de gümüş kaplama olarak yapılmış.

Fetih Camii ise Theodakos Plomma Karitos yani tüm Kutsanmış Tanrı Anası demek olan 12 Havariye adanmış bir kiliseymiş.
Camiye dönüştürme emrini veren kişi II. Murad…

Artık günün ortasını geçmişiz ve sonlarına doğru yaklaşıyoruz.
Yalnız görülecek bir o kadar yer daha var.
Sırasıyla önce saray, sonraları hayvanat bahçesi, genel ev, seramik atölyesi, yoksul Yahudi barınağı olarak kullanılan ve bugün çok az bir kısmı kalan Tekfur Sarayı’nı gördük. Daha sonra, Kazasker
İvaz Efendi Camii’ni gezdik. Bu camiyi Mimar Sinan’ın yaptırdığı söylenmesine rağmen Sinan’ın kayıtlarında böyle bir ibareye rastlanmamış.
Caminin altında Anemas Zindanlarıyla birleşen Blaherna Sarayı olduğu söyleniyor. Kazı yapılıp ortaya çıkarılması kanımca zor. Çünkü yerleşim bölgesi içinde.

Anemas zindanları ise yer altında. Korkunç bir yer. Ama koruma altında. Burada da rivayete göre Arap asıllı Bizanslı bir asker olan Anemas’ın imparatora suikast düzenlemeye kalkışması sonucunda yakalanıp zindanlardaki kuleye hapsedilmesi, gözlerine mil çekilerek kör edilmesi ve imparatorun kızı Anna tarafından kurtarılması rehber dostumuzun verdiği bilgiler arasındaydı.
Bu zindanlarda, on dört hücreyle bu hücrelerin altında iki bodrum katı bulunmaktaymış.
Anemas, Bizans’tan kalan tek yeraltı zindanıymış. Ayrıca birçok imparator ve I. Murat’ın oğlu Sara Bey’in de bu zindanlardan nasibini aldıkları söyleniyor. Kahpe Bizans, Malkoçoğlu, Şahmeran filmlerinin bazı sahneleri bu zindanlarda çevrilmiş.

Anemas Zindanları’ndan sonraki yerlerimiz lakerdanın ilk yapıldığı Ayazma ve İstanbul’un Bizans Dönemi şaheseri Kariye müzesi. Bunları size diğer yazımda öyküleriyle birlikte anlatacağım.

Bu arada yalnızca bir bölümünü gezdiğim, hayran kaldığım, etkisinden günlerce kurtulamadığım, bir kez daha aşık olduğum İstanbul’uma ;

Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul
Görmedim, gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer
Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfince kurul
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.
Nice revnaklı şehirler görülür dünyada
Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan
Yaşamaktır derim en hoş ve uzun rüyada
Sende en çok yaşayan, sende ölen, sende yatan…

diyen şairimiz Yahya Kemal Beyatlı ‘ya hak vermemek mümkün mü?