Yazmaya İhtiyaç Gördüğümden

Bu yazılarımı yazarken hep düşünmüşümdür, yazdıklarımın okuyanlara neler düşündürebileceğini. Bir yazı, yazmanın en güzel tarafı okuyucusunun kim olacağını bilmemek? Yazı yazmak etkisi sonsuzlukta bitecek bir olay zincirini başlatmak gibi geliyor bana. Kimlerin, hangi koşullarda, niçin ve nasıl bu yazıyı okuyacaklarını bilmemek ayrı bir heyecan katıyor. İnsan bazen bu boşlukları hayal gücüyle doldurabiliyor. İnsanların ve insanlığın dikenli yolu bir tuğla koyma denemesidir. Onları hangi limana, ne tür fırtınalara beraberce gidip geleceğimizi, Mesela ben okuduğum kitapların beni, bana verdikleri bilgilerle değil, okurken beynimde ulaşmış olaylarla, kendi hayallerimle etkilendiğimi keşfettim. Yazarın düşüncelerinden çok; düşüncelerinin bende uyandırdığı, bana ait düşüncelerin benim hayatıma yön verdiğini anladım. Ben bu kitapları olduğu gibi değil, olduğumuz gibi oldukları için okuduğumuzu anladım.

Bu yazılarımda kendinize ait bir şeyler bulursanız, beni değil kendinizi takdir edin. Çünkü zekayı görebilmek de bir zeka göstergesidir… Bazen bir film seyrederiz, etkisi altında kalıp ne kadar benim yaşantıma benziyor deriz. Yazılarımın asıl amacı sizde olanı size göstermek, yani size bir ayna tutmak isteğinde olmam.

Bazıları yazılarımın nasihat içerikli olduğunu söylüyorlar, bu demek okunuluyor bir şeyler verebiliyormuşum ki konuşuluyor. Mutlu kılan beni de buya. Oku eleştir ki, acaba doğru mu yazmışım. Bana ait olan fikir ve düşünceler bir başkasına ters olabilir saygıyla kabul ederim. Bazıları da, sen çok okuyorsun bu başarını belki de okuduğun kitaplara borçlusun. Bakın ne kadar yerinde bir keşif. Şimdi şu soruyu sormadan edemeyeceğim.

İnsanlar başarılı olmak için mi bu kitapları okudular. Yoksa bu kitapları okudukları için mi başarılı oldular?

Bence her iki ihtimal de doğru olabilir. Yani başarıya sahip, gelişimi dönük düşünen kişiler bu tür kitapları okur. Onları farklı kılan bir şey vardır. Bazı insanlar başarılı olmaya çalışırken, okuyanlar başarının ne olduğunu öğrenmişlerdir. Fark da elbette farklılığını göstermiştir.

İşte sevgili arkadaşlar, benim farklılığımda bu olsa gerek. Yazılarımdaki gözlemlerime göre, bir insanın hayatını etkileyebilmesi için, iki doğru bir araya gelmelidir. Birincisi doğru yazı, ikincisi ise doğru okur.

Okunan her yazının, her kez tarafından okunup, aynı değerlendirmenin yapılması zaten beklenemez. Okuyanların aldığı eğitim, kültür, yaşadıkları ortam, bakış açılarına göre okunan yazı algılandığı şekilde okunur. Bazılarının çok severek okuduğu bir yazı, diğer okuyucular için ise beklentinin altındadır.

Bir insan okuduğu yazıda şu anki halini bulmuşsa, geleceğini de beklentisi bu sosyal hayatın, karmaşık haritasında yön bulmak ister. Biliyorsunuz ki kılavuzlar, haritalar ancak elinde gitmek isteği olan insanlara yarar. Yolculuğu sevmeyenler için haritaların yeri bagajlardır.

Ben sizleri kısa, kısa serüvenlerimle içinizdeki cevheri açığa çıkması için yardımcı olmaya çalışacağım. Bunun için iki şey yapmanız lazım. Okuyun, okuduğunuzu anlayabildiğinize inanın, günlük yaşantımızda işe yarayabilir.

Örneğin: biri bana “ne iş yapıyorsun?” diye sorduğunda. Genelde mütevazı bir ses tonuyla “İNSAN OLMAYA ÇALIŞIYORUM” derim. Hiç beklenmedik bir cevap olduğundan, yüz ifadesi değişir. Ne iş yaptığımı soran kişi beni tanımıyordur muhtemelen bunu sorma gerekçesi duydu. Bende onu iyi tanımıyorsam beklerim o anlatsın. Eğer kısa zamanda övgüyle kendinden uzun, uzun söz ediyor ve büyük bir hazla kazandıklarını, aldıklarını ve alacaklarını anlatıyorsa, bu kişiye kalıplaşmış sözler uyuyor, dikkat demektir. Cahil, görmedik, sonradan görme ve en kötüsü oturtturulma. Büyük tehlike; kendisince önemli biri olduğunu sandığından bu önemin her kez tarafından fark edilmeyince yıkılır. Kendi camiasında gördüğü mecburi ilgiyi dışarıda da aynı ilgiyi beklediklerinden, arkadaş edinemez ve eksik, mutsuz, zavallı insandır.

Etiket ve cüzdan, kişinin özelidir. Hiç kimse huyunu suyunu beğendiği, sevdiği, benimsediği kişiyi bankadaki hesabının kabarıklılığından değil de, gönül hesabının büyüklüğüne göre arkadaşlık eder. Manevi değerlerle kurulan arkadaşlık uzun sürer.

Bir zamanlar biri, piyangodan bir gecede milyarder olmuştu. Okuma yazma bile bilmeyen adanalı duvar ustası, küçümsediğimden değil, yerine uyduğundan yazıyorum. Yanılmıyorsam çocukları hapisteydi, ehliyeti yoktu, aracına şoför tutmuştu. Tabiî ki onun da hakkı insan gibi yaşamak. Eğitimsiz olduğundan, dozunu kaçırdı. Dünyayı ben yarattım havalarında… Hakimiyet kendince onun parmakları arasındaydı… Eşeğe altın semer kuşatıp ayna karşısına getirsek, yansımada Mevlana’yı mı görecek? Özel yaşantımızda paranın değil, sevgini, saygının, bilginin ve kültürün yer aldığını çok iyi biliyoruz. Kıyafet ise kişiyi tamamlıyor, ancak beyni giydirmiyor… Kıyafetlerin değerleri ve onu tamamlayan takılara bakarak arkadaş seçmeyiz.

Hele dost insana eşinden daha yakındır, her koşulda dostun olmayı kabul etmiştir. Dostlar ender bulunan mücevherlerdir. Onlar seni mutlu eder ve destek olur. İhtiyacın olduğunda seni dinlemeye hazırdırlar. En iyi yanı, sırlarınızı açabileceğiniz birisi olmasıdır. Her zaman arkandadır ve yürekleri sana açıktır.

Yaşamda; Görüntünüz, ifadeniz, çevreye yaydığınız enerjiniz ve sesinizle “ayırt” edilir

Yazı yazmanın en güzel tarafı etkisinin nerede duracağını bilmemek. Amaç ortaya orijinal bir şeyler koymaktan var olan, kullanılan söyleşilerin denemesini yaptım..