Roman Dans Topluluğu

İçeriği Paylaş...

Ülkenin genel sorunlarından payına düşeni alan Edirne, beş-on yıldan bu yana bir de kendi özel ekonomik sorunlarına üzülürken, şimdi buna başka bir boyut daha eklenmiş bulunuyor. Şimdiki sosyo-kültürel bir sorun olup, Edirnelileri mânen sıkıntıya sok-maktadır. Konu kısaca şudur: Kültür Bakanlığı Edirne’den Çingene bir âile bulup, âilenin yetişkin nüfusundan on kadarıyla sözleşme yapıyor. Bakanlık, oluşturduğu bu takıma “Roman Halk Dansları Topluluğu” diyor. Çingene halkının (!) takımı da, kendine özgü günlük ezgileriyle buna uyan ne idüğü belirsiz spontane beden gösterilerine dans diyerek, Edirne adına sanat (!) icrâ ediyor. Edirneli de bun-dan ziyâdesiyle rencide oluyor. Olayın yeni-yeni yayılıp-duyulduğu Edirne’de sessiz bir öfke var. İşte!.. Konu budur, sorun da bu.

Bize aktarıldığına göre, bütün bunlar adı ortalıkta dolaşan bir iktidar milletvekilinin başı altından çıkmıştır. Gene bu politikacı, gelecek bir seçim için onbin kadar Çingene oyuna, partisi adına yatırım yapmıştır. Ancak, aynı kişiler şunu ifâde etmektedirler ki, ora-dan alınabilecek oydan fazlası buradan kaybedilecektir! Biz politikadan hiç anlamayız ama; bu yatırımın gelecek bir seçimde çok tartışılan bir malzeme olacağı anlaşılıyor.”Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” da var. Böylesi muhtemel görünüyor! Adı lâzım değil, o milletvekilinin bundan da haberi ola!

Biz anlamadığımız politikayı bırakıp, konuyu kültürel açıdan irdeleyelim. Önce, Roman ve Çingene bağlantısına bir bakarak soralım: Buradaki Roman ne demek oluyor? Bu, elbette ki edebiyatın roman türü değildir! Peki ya nedir?
Roma İmp. yıkılıp-dağıldıktan sonra, bu devletin dili Latinceden türeyip-gelişen; İtalyan, Fransız, İspanyol, Portekiz, Rumen, Dalmaçya, Katalan, Provens, Romanş ve Sardinya dillerinin hepsine birden Roman denmiştir; bu bir. Gene Roma İmp. Ardından, X. ile XII. yüzyıllar arasında Avrupa’da ortaya çıkan güzel sanat akımına Roman denmiştir; bu iki. Romanya’da küçük bir şehrin adı da Roman’dır; bu da üç. Fransızca olarak romain yazılıp romen okunan söz ise Roma İmp.’yla ilgili demektir. Meselâ Romen rakamı veyâ meselâ Greko-Romen… Ayrıca da Romanya ulusuna Romen veya Rumen demekteyiz. Görüleceği üzere, bunlar arasında Çingenelere ilişkin bir husus yer almamaktadır. Dünyâda, Çingenelerin kırktan fazla adı bulunuyor. Haydi bir de Roman deseniz, bundan kim ne kazanacaktır? Ama dedik ya, konumuz politik!..
Kültür Bakanlığının öyle isteyip, Roman olduklarını tescil ettiği Çingenelere gelince… Bunların, günümüzden on yüz yıl kadar öncesinden başlayarak, Hindistan’ın kuzeyinden çıkıp dünyaya yayıldıkları kesinlikle bilinmektedir. Hindistan’da, Çangar veyâ Zingar toplumuyla bağları olmaları düşünülür. Yâni, Hintli ve Pakistanlılarla Çingeneler kan bağlarıyla akrabadırlar. Ne var ki, eğitim-öğretimleri ilkokuldan öteye geçmemiş Çingenelerin, bunu bilecek hâlleri yoktur. Çingeneler Hint’ten sonra önce batıya yönelip Îran’a ulaşmışlar, Ora’dan bütün Orta-Doğu’yla Kuzey-Afrika ve Karadeniz kuzeyine dağılmışlardır. Bir-kaç yüzyıl sürecek yolculukları sonunda İskandinavya’ya kadar gidebileceklerdir. Bugün, Kuzey-Güney Amerikalar, Avustralya, Japonya ve Afrika’nın kuzeyiyle güneyinde Çingeneler’e rastlanabilmektedir. Çingeneler’in en yoğun yaşadıkları alan Avrupa, Avrupa’da ise Romanya’dır.

Şimdi de Edirne özeline gelip, esmer hemşehrilerimizle daha yakından tanışalım. Osmanlı Balkanlar’dan çekilirken, göçmenler arasına Müslüman Çingeneler de karışmışlardır. Bu Çingenelerin pek bir azı melezlerdir. Birazı da burada melezleşmişlerdir. Çingeneler, dünyâ yansa hasırı yanmaz bir felsefenin neşeli insanlarıdırlar. Eğlenmek hususunda hiçbir fırsatı kaçırmazlar. Doğuştan kıvraktırlar; kapı gıcırtısına, teneke tıngırtısına oynayabilirler. Folklor mertebesinde köklü bir gelenekleri yoktur. Ezgiler ve oyunları geçmişin derinliklerinden gelmez; geniş bir alanda geçerli de değildir. Asıl veyâ melez Çingenelerden bâzıları, lise düzeyinde hatta daha yüksek tahsil görüp; memur, öğretmen gibi unvanlarla kamu görevleri almışlardır. Bâzıları ticâreti deneyip, başarmış esnaf veyâ iş adamı ol-muşlardır. İşte bu aşamayı yapanlar, eski sınıflarından yavaş-yavaş uzaklaşıp statü değiştirmişlerdir. Onlar, artık eskiyi unutmak ve unutulmak istemektedirler. Özgür irâdeleriyle asimilasyonu, yâni içimizde erimeyi seçmişlerdir. Bu konuda, her hâlde bayağı yol almışlardır..

Çingenelerden on kişiyi ücrete bağlayıp onları şurada-burada oynatmakla, bu on kişi biraz para kazanırlar. Bunu kendilerine sağlayanlara minnet duyarak, oy bile verirler! Ancak, bu on kişi dışındakiler o perîşan hâlleriyle baş-başa kalırlar. Hatta bunlar, o seçilen on kişiyi kıskanır ve bir de bu yönden mutsuz olurlar. Sonuçta, hedefe doğrultulan silâh geri teper, tetiği çekeni vurur! Nitekim, şimdi bunun sinyalleri alınmaktadır. Ayrıca, on kadar Çingeneyi ücrete bağlamakla, Avrupalılar bize “Afferin!” demezler. Ödül olarak AB’ye filân da almazlar!

Edirne’de; Belediye, okullar ve dernekler bazında Türk halk oyunu takımları vardır. Onların, davulcu ve zurnacıları zaten Çingenelerdir. Onlar, Rumeli’nden hatıra altıyüz yıllık Türk kültür birikiminin temsilcileridirler. Onlar, gerek yurt içi gerekse yurt dışında ilk üç sırada dereceler kazanmışlardır. Onlar, bütün bir Edirne’nin onur ve gurur kaynağı olarak göğüsleri kabartmışlardır. Onlar, bu sıralar ortada pek görünemiyorlarsa eğer, bunun sebebi maddî yokluklardır. Onlar, başka başarılara imzâlar atabilmek için destek beklemekte, teşvik beklemektedirler. Onların da ellerinde oy silâhları vardır. Günü geldiğinde bunu öyle bir kullanırlar ki, bugünün hayâl tâ-cirleri alınlarından vurulmuşlara dönerler!

Diğer yandan,Ülkemizin rahatsızlığı sınırlarımızı aşmış, artık dünyâ gündemindedir. Dışarıda bir takım hazırlıklar yapılırken, içeride de gizli-açık bir şeyler dönüyor. Hâl böyleyken, belirsiz nüansları ortaya koyarak öyle Roman-moman, halk-malk deyip pazarlamanın âlemi nedir? Ülkemizin böyle fantezilere ne ihtiyacı vardır, ne tahammülü. Devletimizin temel felsefesi, halkın tamamını Türk potasında ve Türk adı altında eritmek olmalıdır. Atatürk ne demişti: Gaflet, delâlet ve hattâ!..