Patriyotlar, Salurlar…

İçeriği Paylaş...

Bundan önceki bir yazımıza konu ettiğimiz, Osmanlı devrinde bir şekilde İslâm’a girerek Türkleşmiş Patriyot vatandaşlarımıza, son zamanda bir hâller olmuştur. Bunların, durduk yerde bir takım arayışlara girip eski Türk boylarından olan Salur aşîretini, Anadolu’nun en gelişmiş beyliği Karamanoğullarına bağlayarak kendilerine ata seçtikleri görülmektedir! Dediklerine göre, Salurlar bir Karamanlı boyuymuşlar ve Rumeli’nin Türkleşmesi için, Bura’ya ve bu arada Makedonya’ya göçürülmüşlermiş. Fakat görünen ve bilinen odur ki, Rumeli’yi asimile edip Türkleştirmek görevi verilen bu güyâ Salurlar yâni günümüzün Patriyotları, her ne olmuşsa Makedonya’da kendileri Grekleşmişler! Sonra, nispeten yakın zamanda İslâm’a girmekle tekrar Türkleşene kadar!

Burada şaka yollu îtiraz etmekte olduğumuz bu husus, tabiatıyla doğru değildir. Bu, eğer bir fantezi olsaydı kimsenin de bir diyeceği olmazdı. Ancak, kendilerinin ciddî-ciddî bunu iddiâ etmeleri, az da olsa târih bilenleri rahatsız edecek boyutlara varmıştır. Buradaki mesele, aslında Patriyotların seçimleri değil târihtir. Kişi, târihin tahrif edildiğini görürse elbette buna îtiraz edecektir. Şimdi biz de bunu yapmaktayız.

Onların Türklüğe bu derecede sarılmaları aslında memnunlukla karşılanacak bir husustur. Ancak, bunun için biz Türküz demeleri bile yeterli olacaktır. Bir târih gerçeğini saptırmak istemenin hangi özel anlamı olabilir?

Pekiyi, Patriyotlar böyle bir yol tutmuşlarken târih gerçeği nedir? İşte burada kısaca irdelemekteyiz. Türklerin, Rumeli’ni Türkleştirmek üzere Bura’ya nüfus çıkarması yaptıkları doğrudur. Bir kısım Türkler, Rumeli’nin önemli bir bölgesi olan Makedonya’ya da göçürülmüşlerdir. Şu var ki, bunların arasında Salurlar diye bir aşîret, cemaat veyâ oymak bulunmamaktadır.

Makedonya’da iskân edilen Türkler, sâdece Selânik Yörükleriyle Tırhala (Yunanca Trikala) Tatarlarıdırlar. Selanik Yörüklerinin alt grupları içinde de Salur diye bir isim geçmemektedir. Bu iki topluluk, yâni Yörüklerle Tatarlar, Rumeli’ndeki diğer Yörük ve Tatarlarla birlikte daha sonra 1691 târihli bir fermanla Evlâd-ı Fâtihân “Fâtihlerin Evlâtları” unvânıyla onurlandırılmışlardır. Bir de, Makedonya’ya kendileri mi gelmiş, yoksa Bizans yönetimince mi yerleştirilmiş oldukları belli olmayan Konyar Türkleri vardır ki, bunlar diğer Türklerin yanında daha az bilinmektedirler. Yörük, Tatar ve Konyarlar zamanla aralarında kaynaşmış ve üst kimlik olan Türk adıyla birleşmişlerdir. Türkiye’ye göçerlerken de sâdece Türk adı altında anılmışlardır. Göçtükleri sırada Yörük, Tatar ve Konyar ayrıntısını artık kendileri bile bilmemekteydiler. Nitekim, bugün de bilmemektedirler.

Türk Salurlar ise, öncelikle Oğuzların Üçok boyuna bağlı ve gerçekten bir Türk kabîlesidirler. Adları, târih kayıtlarında böyle geçmiştir. Soyları, Oğuz Han’ın altı oğlundan biri olan Dağ Han’a bağlanmaktadır. Selçuklular Anadolu’ya gelince, Salurların bir kısmı da Doğu Anadolu’ya gelip yerleşmişler, bir kısmıysa eski yurtları Orta Asya’da kalmışlardır. Türkiye’ye gelenlerin, zamanla Adana, Amasya, Sivas ve Tokat ile Sûriye’de Trablusşam dolaylarına yerleştikleri bilinmektedir.

Öte yandan, Türk efsâne kahramanlarından biri, adı Dede Korkut hikâyelerinde geçen Salur Kazan olup, adından da belli olacağı üzere kendisi bu Salur kabîlesi mensuplarındandır. Konuyla ilişkisi dolayısıyla bunu da buraya eklemekteyiz.
Karaman, Patriyot, Rumeli ve Salur kavramları… Başbakanlık Arşiv belgelerine göre, Osmanlı devrinde Anadolu’da Salur, Salurbeğli, Salurbeğlü, Salurca ve Salurlu diye beş ayrı biçimde anılan ve fakat hepsi aynı olan bir cemaat bulunmaktadır. Cemaatin yaşadığı yerler olarak ise; Adana, Amasya, Burdur, Bozok yâni Yozgat, Gelibolu, İncesu, İstanos yâni Korkuteli, Karaîsâlı, Manavgat, Maraş, Tarsus, Ürgüp, Yalvaç sayılmaktadırlar. Bunun yanında, Salurdek veyâ Salurdin denilen bir cemaat daha görülmekle birlikte, bunlar da Arapkir, Kelkit ve Kemah’ta oturmuşlardır.

Görüleceği üzere; Karaman, Patriyot ve Salur kavramları, ne Rumeli’nde ne de başka bir yerde yan-yana bile gelmemişlerdir! Yâni, Salur Türkmenlerinin, değil kendileri gölgeleri bile Rumeli’ne düşmemiştir! Pekiyi, Patriyotların bu tür iddiâları nereden kaynaklanmaktadır? diye sorulacaksa… Buna da, bu tür hikâyeleri düzenleyip ortaya koyan iddiâ sâhipleri cevap vermek durumundadırlar. Şimdi meydan onlarındır! Buyursunlar bakalım, ne diyeceklerdir?

Patriyotlar, Ülke’nin Türk potasında erimiş olup diğer unsurlarla karışmış asil vatandaşlarımızdırlar. Toplumumuz, onları oldukları gibi kabûl etmiş ve bağrına basmıştır. Bundan sonra da basacaktır. Ancak… Kendileri bir takım komplekslere kapılıp saçma-sapan iddiâlarla ortaya çıkınca, hâliyle birileri de onlara karşı çıkıp en azından târih adına bu yanlışları düzeltecektir. Bir Patriyot’un [Şimdiki durum Patriyotlar açısından sıkıntı yaratıyorsa, bunun sorumlusu da bu kişidir.] önce bu iddiâları ortaya koyup, sonra da bize yazıp sorması üzerine, yanlışı düzeltme görevi şimdilik üstümüze kalmış görünmektedir.

Patriyotlar hakkında…
Bu Portal’de, şu içinde olduğumuzla birlikte Patriyot konulu iki yazımız bulunmaktadır. Bundan bir hayli öncesinde de; Trakya’da yaşayan etnik gruplardan Yörük, Tatar [vebunların içinden Nogay], Gacal, Çitak ve Konyar gibi Türk unsurlarla, Arnavut, Boşnak, Pomak ve Çingene gibi devşirmeleri yazmıştık. Trakya’nın en küçük etnik toplumu Patriyotlarıysa, hem nüfuslarıyla ehemmiyetsiz görmüş, hem de haklarında yeterli bilgimiz olmadığı için dikkate almamıştık. Ancak, bu türden yazılarımızı okuyan bir Patriyot vatandaşımız internetten bize yazmış ve kendileri hakkında bilgi sormuştur. Bunun üzerine kendisine, Patriyotların en az tanıdığımız etnik toplum olduğunu bildirmiştik. Bildiğimiz oydu ki, Patriyotlar Makedonya’da yaşarlarken İslâma girmiş Rumlardılar. İslam olmaları sebebiyle de, Lozan Antlaşması çerçevesinde Türkiye’ye gelmişlerdi. Herkes de bunu böyle bilmekteydi. …ve konu bizim açımızdan kapanmıştı.

Ne var ki, aynı vatandaş bizden bilgi beklemekte ısrarlıydı. Bunun üzerine araştırmaya başladık. Bu arada da birkaç gece sabahlayacak kadar. Elimizde, Başbakanlık Devlet Arşivleri kaynaklı Türkçe bilgiler vardı. Yeni araştırmalarımız sonunda da Fransız ve İngilizce çok çarpıcı bilgilere ulaşmıştık. Buradaki “Mübadil Patriyotlar” yazımız, bu yeni bilgilerle hazırlanmıştır. Şu anda içinde bulunduğumuz yazımız ise, anlaşılmış olacağı üzere Devlet Arşivleri belgelerinden derlenmiş bulunmaktadır.

Yazılarımız bu Portalde yayıma konduktan sonra, beş Patriyot vatandaştan mesajlar aldık. Yazılara, hepsi farklı tepkiler vermekteydiler. Fakat anlamıştık ki, kendilerinin hakkında bilinenleri, kendileri bilmemekte veya bilmek istememekteydiler! Yâni, Osmanlı devrinde Rum’dan döndüklerini kabûl etmek istemiyorlardı. İyi de bizim, daha önce kulaktan duyduklarımız bir yana, şimdi elimizde sapasağlam belgeler vardı ki, duyduklarımız aynıyla doğruydular. Hattâ, İslâma geçişlerini daha da sevimsiz bir şekilde göstermekteydi bu belgeler! Baskı, şiddet ve katliam gibi! Neyse…

Bize yazanların en yaşlısı kırkbirlik, diğerleriyse yirmi-yirmibeş yaşlarındaydılar. Hele biri vardı ki, hırçın mı hırçın, çirkef mi çirkefti! Bize bir sövmediği kalmıştı. Buna rağmen kendisine bir şeyler yazmıştık. Yazmıştık da okuduğumuz iltifatlara (!) biz de onun zekâ özürlü olduğu gibisinden karşılıklar vererek. Hepsi âile bireylerinden dinledikleri, muhakkak ki doğru olan şeyler yazıyorlardı. Ne var ki, bunlar, doğru bile olsalar bizim doğrularımızı değiştirmemekteydiler. Her neyse… İçlerinden yukarıki çirkef genç ise iyice saldırganlaşmıştı. İllâ da kaldır o yazıyı oradan diyordu. Biz bunu umursamayınca, çocuk, işi en sonunda tehdide kadar götürmüştü! Sen o yazılarını sileceksin!!!! diyordu. Arkasından Patriyot subaylar, haddini bildirmek filan!.. Yâni Patriyot subaylar bize haddimizi bildireceklerdi. Çünkü Patriyot subaylar dolayısıyla orduyu da tahkir etmiştik! Şimdi bunu yapacak Patriyot subayı arıyordu! Mantığa bakında hele!

Böyle bir mesajı alınca, kendisine derhâl cevap verdik ki, bu açıkça bir tehdittir ve de suçtur. Hem de şikâyetçi olacağız.

Şu da var ki, tansiyonumuz fırlayacak kadar sinirlenmiştik. Çocuğun cevabıysa, değişivermişti! Önce, kendisinin kânunları bildiğini, bunun da bir suç olmadığını söylemişti. Sonra kuzenim hukukçudur ona sorayım, demişti! En sonunda da aşağıya aldığımız metni göndermişti. Biz, üniversite beşinci sınıfta okuduğunu söyleyen bu çocuğu hem şikâyet edecek ve hem de burada teşhir edecektik. Ne var ki, üniversite son sınıfta olduğunu söyleyen bu çirkef çocuk, doğrusu bizi vicdânımızla baş-başa bırakmıştı. Canını yakmalı mı, yoksa af mı etmeliydik.

Aşağıdaki mesaj metni af talep eden ilkidir. Ama aynı çocuk bundan sonra öyle ifâdeler kullanmıştı ki, içinden çıkılır gibi değil! Bir yandan af diliyor, diğer yandan da “ne yaparsan yap” gibisinden tamâmen tersine ifâdeler kullanıyordu. Teşhiri de hiç mi hiç istemiyordu. Büyüklük dedik, büyüklük bizde kalsın, dedik. Şikâyetten vazgeçtik, işte teşhir etmiyoruz. Kimliğini anmadan, sâdece bunları yazdık. Onun kim olduğunu da yalnız biz biliyoruz. Umuyoruz ki aklı başına gelmiş, yazdıklarımızın târihin gerçekleri olduğunu ve hiç kimseye karşı bir kötü niyetimizin de olmadığını artık anlamıştır.

İşte, iki ayrı bölümde yazdığımız Patriyotlarla böyle de bir hikâyemiz olmuştur. Asıl konuya bağlanmış olarak buraya aldık.

Diğer yandan, bizim iki yazımızda da Patriyotları rencide eden bir ifâde bulunmamaktadır. Ancak, onların kendilerine etnik köken ve târih yakıştırmaları yanlıştı. Bunlar en azından târih adına düzeltilmeliydiler. İşte, biz de elimizdeki sağlam belgeler doğrultusunda şimdi bunu yapmaktayız.

Not. O çocuğun bu yazısı, bütün imlâ ve gramer yanlışlarıyla birlikte orijinaldir. Metnin aslı bozulmadan buraya konmuştur.

“Sayin Mete Bey
“Once kullanmis oldugum sert cumleler icin ozur dilerim. Benim amacim tartisma ortami yaratmak degil, Edirne web te yazmis oldugunuz yazidaki arastirmalariniza katilmadigimi, dusuncelerimin sizinle ortusmedigini size anlatmak istemistim. Dedemlerden ogrendigim dogrularla ,sizin dogrulariniz celisince dunyam yikildi, bu nedenle duygularima hakim alamadim. Yasimin genc olmasi nedeniyle ,belki biraz fevri davrandim. Yazilarimla sanirim haddimi astim.
Sizin bir gazeteci olmaniz nedeniyle dusunce ozgurlugune verdiginiz oneme istinaden ben duygularimi size yazmistim. Evet kelimelerim ile sizi yaralamis olabilirim. Fakat dusununce pisman oldum. Yaptigim kabalik icin sizden ozur dilerim. Tabi ki yasiniz olgun olmasi nedeniyle benim gibi genc bir ogrenciyi bagislayacaginizi umuyor, Sizi uzdugum icin tekrar ozur diliyorum, saygılar.Siteye yazıyı da yazmayın lütfen.En azından,bari ismimi eklemeyin.Bu konu kapansın.Sizin rahatsız etmeyeceğim söz veriyorum.O yazının tehdit içermedğine emin gibiyim. Ama yine de,şu sıralar,mahkemelerle uğraşacak halim yok. Benim o anlamda söylemediğimi,devlet görevllilerini ve subayları kasdettiğimi de siz çok iyi anladınız sanırım.
Neyse…unutalım gitsin. Tekrar özür diliyorum.”