ÖZGÜRLÜK…

İnsanın ulaşacağı en yüce erdem,başkalarının özgürlüğüne saygı duyarak kendi özgürlüğünü doyasıya yaşayabilmektir.

Bireyin vazgeçilmez bu ihtiyacı,kendini aşmış toplumların yaşamında herkesin kendiliğinden ulaştığı bir seviye ve de saygı duyduğu bir değerdir.

Bu yüce değer, ülkemizde Osmanlı Döneminde 1808 yılında hazırlanan Sened-i İttifak ile başlayan Anayasal süreçten beri bir şekilde hukuken de garanti altına alınmaya çalışılmaktadır.

Bugün Anayasamıza göre de,Devletin temel görevlerinden biri ve en önemlisi;

“Kişinin temel hak ve hürriyetlerini,sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya,insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

Kısacası Devlet,Vatandaşını siyasi,ekonomik ve sosyal açıdan özgür kılabilmek için uygun şartları hazırlama ile görevlidir.Bu siyaseten istismar edilecek bir lutuf değil,yerine getirilmesi gereken asli bir sorumluluktur.

Hukuki açıdan,vatandaşların özgürlüğü konusunda Devlet’in sorumluluğunu hatırladıktan sonra düşünüyorum ve diyorum ki…Birçoğu kağıt üzerinde kalan tüm ilke ve kurallara rağmen acaba bu şartlar altında bireysel anlamda yaşamamız gereken gerçek özgürlük nedir ?

Birçok vatandaşımızın yaşantısındaki değişik zorluklara ve olumsuz şartlara rağmen kanımca doğal olarak sahip olmamız gereken özgürlük:

Sadece oy verip bir kenara çekilmek değil,güç odaklarının baskısı ile insanların sindirildiği bir ortamda dahi doğru bildiğini haykırabilmek ve kapasitesi ölçüsünde mücadele etmektir.

Demokrasi ve Cumhuriyet konusunda inanılan değerler uğruna mücadele ederken,Anayasa’nın garanti altına aldığı tüm haklardan mahsun bırakılıp bedenin tutsak edilmesine rağmen,dört duvar arasında da olsa beynini özgür kılabilmektir.

İnsanların bir çuval kömüre,bir paket makarnaya muhtaç bırakıldığı durumda dahi,siyasi beklentilerle ve kurumsal olmayan yöntemlerle yapılan yardımları,çekilen tüm zorluklara rağmen reddedebilmektir.

Özgürlük bazen,lokantada yemek yiyenleri izlerken karşı kaldırımda oturup bir simit yiyebilmektir.Bazen ananın ya da eşin ördüğü kazağı ve defalarca yıkanıp rengi solan gömleği yıllarca giyebilmektir.

Etrafı duvarlarla çevrili lüks villalar içerisinde yaşamak yerine, boyunun ölçüsünde bir kulübede çorba kaynatabilmektir.

Radyo, ya da varsa televizyonda çalan bir oyun havası ile her şeyi unutup,deli gönlümüzü coşturabilmek ve oynayabilmektir,özgürlük…

Bunları yerine getirebilmenin çok zor olduğuna inanarak yine de diyorum ki: Anayasamızla garanti altına alınmış kitabi Özgürlük’ten öte gerçek Özgürlük;

“Haksızlık,yanlışlık ve tüm zorluklar karşısında, bazen sessizce bir kenara çekilip beklemek ama bazen de kimseye zarar vermeksizin haykırarak dik durmasını bilmektir.”