Küreselciliğin Kökleri

Siyaset

New World Order yani Yeni Dünya Düzeni kavramı bizlere çok yeni görünen, aslında kökü eski zamanlara dayanan bir ülküdür. Bu tabiri ilk olarak 1918’de ABD Başkanı Wilson’un dengelemek istediği dünya siyasetinde görüyoruz.

Wilson, devletlerin kana kan çarpıştığı süreçten sonra birtakım barış ilkelerini savaş devletlerine kabul ettirirken bunu yeni dünya düzeni esasında sundu. Bu barış prensipleri ne kadar kabul gördü orası tartışılır. Ancak bu meseleler ile birlikte “yeni düzen”in köklerine inmemiz gerekiyor.

Bütün olaylar Orta Çağ’da Fransa kralından Kudüs’e giden hacıları korumak maksadıyla izin alan birkaç şövalye ile başlıyor. Asıl amaç bu değil elbette. Kudüs’te eskiden yıkılmış olan Süleyman Tapınağı’nda bulunan gizli Kabbala kalıntılarına sahip olmaktır asıl amaç. Bunun için İskoçya’dan Kudüs’e uzanan bir şebeke kuruyorlar. Zamanla güçlenen Tapınak Şövalyeleri, Haçlı Seferleri’nde de Müslümanlara karşı savaşanlar arasındalar. Gittikçe artan prestijleri ile hem şöhretleri hem de servetleri büyüyor. Bir zaman geliyor ki Fransa Kralı ani bir baskın tertileyip elebaşlarını idam ediyor. Geriye kalan şövalyeler servetleri ile birlikte ortadan kayboluyorlar. Nereye gittikleri hakkında en ufak bilgiye ulaşılamıyor. Bunların içlerinde bulunanların Avrupa’da duvar işçiliği ve sair işlerde kendilerini gizledikleri en kuvvetli ihtimaldir. Bu amaç etrafında yeni bir oluşumla karşılaşıyoruz; Avrupa dillerindeki karşılığı “duvar işçisi” manasına gelen Masonlar ile. Bunlar belli bir amaç etrafında yani kendi deyimleri ile tüm insanlığın kardeşçe yaşaması için toplanır ve bu yönde çalışırlar. Aslolan tek şey yine Kabbala esaslarını kabul edip, dünyanın tek parça haline gelmesi için çalışmak.

Masonlara ABD’nin kuruluşunda rastlıyoruz tekrar. O yüzyılda ABD kurucuları başta olmak üzere birçok edebiyatçının, bilim adamının, siyasinin de mason olduğunu biliyoruz. Masonlar asıl gücünü 18. ve 19. yüzyılda kazandılar ve kritik noktalarda yer aldılar. Üyeler için İslâm, Hristiyanlık ve Yahudilik önemlidir. Tek Tanrı inancı var ama dinlerin fonksiyonu önemli değildir. Çünkü herkes aynı inançta olmalı ve tek Rabb’in onlara sağladığı imkânları değerlendirmeliler.

Masonlar elbette Yeni Dünya Düzeni için çalışan gruplardan sadece biridir. Süper güç Amerika henüz süper güç olmadan evvel bünyesinde büyüyen grup, tek ülkülerinin gerek çağdaş gerekse ilerisi için gelişimini sağlayacak şekilde çalışmalarda bulundular. Yeni Dünya Düzeni için herhangi bir devletin önemi yoktur. Eğer her ülkenin kendine ait devletçilik ilkesi olursa tek dünya milleti ülküsü önemini kaybeder. Zamanı gelince içinde olunan sistem de bu ülkü uğruna feda edilir. *

Çalışmalar önceden belirtildiği gibi uzun vadelidir. Ve bunlar insanlara önceden anlaşılamaz biçimde de olsa bildirilir. Nitekim 1 ABD dolarında yer alan piramit gözü, Yeni Dünya Düzeni manasına gelen Novus Ordo Seclorum ifadesi, masonlar için önemli sayılan 13 harfinin ABD amblemi kartalın tuttuğu yapraklarda, oklarda, yazısında ve yıldızlarında yer alması bunlardan sadece birkaçıdır. Ayrıca 20 dolarda yer alan ilginç ifadelerin manasız olması imkânsızdır.**

Masonlarla beraber benzer prensipleri esas alan illuminatik gruplar da kendi arasında değişik kollara ayrılır. Ve bunların içinde önem arzeden evanjelik ve dispensasyonalistlerin varlığı, yenilenme dönemi Avrupa’sında büyüyen oluşumlardır. Yahudileri nefret milleti olarak ilân eden Martin Luther’in aksine, bu gruplar Hristiyan olmakla beraber kıyamet dönemi dünyasında refah için, Yahudilere sempati ile yaklaşır, onların yardımlarına ihtiyaçları olduğunu belirtirler.***

ABD eski başkanları Reagan ve Bush’un bu yöndeki söylemleri de ilgi çekicidir. Diğerlerine nazaran daha hızlı gelişim bekleyen ve dünyanın “yeni düzen”e ulaşır ulaşmaz yok olmasını arzu eden bu oluşumlar siyasi anlamda da bu tavırlarını açıkça gösteriyorlar. Reagan’ın: “Kıyamet neslinin bizim neslimiz olduğunu düşündükçe heyacanım artıyor” deyip; “Madem kıyamet nesliyiz, o halde iç yatırım gibi meseleler üzerinde fazla düşünmeye ihtiyacımız yok.” söylemleri de inananların düşünce yapısı hakkında bilgi veriyor.

Evanjelik ve bu inanıştaki diğer oluşumlar şimdilik siyasi tekeli oluşturmak için çalışan yeni düzencilere dair incelememizi kenara bırakmadan Armagedon inancı taşıyan siyasi oluşumlar hakkındaki incelemelerin ileride yer alacağını belirtmeliyim.

Mason ve İlluminatik grupların yanısıra Opus Dei (Tanrı İradesi) gibi Vatikan kökenli hareketler de adını andığımız yönde çalışmalar yapan teşkilâtlardandır. Orta tabakadaki hareketlerin tepesine bakınca hareket merkezi “dünya geneli” olan kuruluşlar karşımıza çıkıyor. Dünya genelinde bu ülküyü kabul etmiş siyasiler, devlet adamları, yazarlar, akademisyenler ve işadamlarını bir araya getiren üç büyük kuruluş dünya siyasetini de etkilemektedir.

Bilderberg, Trilateral ve Dış İlişkiler Konseyi tüm bu oluşumlarla beraber Yeni Dünya Düzeni için çalışan ve küresel sermayeyi benimseyen kuruluşlardır. Ülküleri esasında yine ülkesel sermaye yerine küresel manada bir ekonomik oluşumu desteklerler. O yüzden belli bir merkez yoktur. Bugün Londra olan kazanç yeri yarın Tokyo olabilir. Bunların hepsi dünyadaki değişen dengelere bağlıdır. Çıkan savaşlar, ekonomik krizler ve sosyal dalgalanmalar kendileri için kazanç kapısıdır. Dünyayı yöneten ve ülkelerin gelişimini etkileyen teşkilatların tek amacı dünyada tek bayrağın, tek dilin, tek inancın yer aldığı, sınırların ortadan kalktığı, totaliter sosyalist bir düzen oluşturmak. Nitekim bu amaç 20. yüzyılda hız kazandı. I. Dünya Savaşı’nda monarşi ile demokrasinin çatışmasıyla komünizmin ortaya çıktığı dönemde “bir”liği sağlamak amaçlı Cemiyet-i Akvam’ın doğuşu, II. Dünya Savaşı’nda demokrasi ve komünizmin çatışmasıyla faşizmin yükseldiği dönemde “bir”liği sağlayan Birleşmiş Milletler’in doğuşu, kapitalizmin ve komünizmin kapıştığı ve Sovyetler’in yıkılmasıyla sonuçlanan dönemde Yeni Dünya Düzeni’nin berrak şekilde ortaya çıkışı bütün bu çalışmaların hız kazandığının göstergeleridir.

Acaba hız kazanan küreselleşmede Türk insanının benimsediği ülkü nedir? Malazgirt’te, Constantiniyye’de, Çanakkale’deki ruhu mu benimsiyoruz yoksa yabancılaşmayı hoş görerek bu oluşumlara destek mi veriyoruz? Yedi milletin zulmünden, emperyalist saldırılarından Büyük Taarruzlarla kurtulduk. Ya şimdi? Dilimizi, inancımızı, vatanımızı kendi amaçlarına alet etmek isteyen 20. yüzyıl Batı’sı 21. yüzyılda hangi taktikleri deniyor acaba?

————————-
* Ezoterika- Timaş Yayınları
** age
*** Grace Hallsel – Tanrıyı Kıyamete Zorlamak

MEHMET FATİH ÖZTARSU