İnsan Olma -21 Romantizm Öldü mü?

Ne gelir aklımıza romantizm denince?
Sevgilinizin önünde diz çökmüş aşığın el ele, göz göze aşkını anlatması mı?
Beyaz örtüler serilmiş iki kişilik masada mumların titreşen ışıkları altında baş başa yenen bir akşam yemeği mi?
Bir genç kızın odasına çekilip defterine duygularını yazması mı?
Uzak diyarların deniz kıyılarında akşam güneşinin batarken yansıyan gölgeli ışınlar mı?
Artık gerilerde kalmış ilk aşk duyguları mı?
Sahi ne gelir aklımıza romantizm denince?
Romantizm mi? Şimdi güldürmeyin beni, bizim halimize ne de yakışır ya? bunca hır gürün, bunca tatsızlığın, içine romantizmin gölgesi bile vuramaz. Biz nelerle boğuşuyoruz, siz nelerden söz ediyorsunuz?
Romantizm demek, aslında ne güzeldir kim bilir, Şöyle romantik mehtaplı bir akşam, yıldızların altında yanak yanağa… değil mi?
Duygulandırdınız ama boşuna biz o duyguları çoktan kaybettik. Şimdi söylediklerinize kulak verip de öyle bir şeyler yapalım desem ne olur bilir misin? Kaşlar çatılır, nerden çıktı bu sersemlik? denir. Biz günlük yorgunluğumuzu çıkaramıyoruz sen tutmuş nelerle uğraşıyorsun?
Romantizm güzel, geçmiş yüzyılın şövalyeleri, kabarık etekleri falan değil mi? Bu çağda olmaz, öldü bunlar, geçmişle birlikte gitti. Şimdi hayatın gerçekleriyle yüz yüzeyiz hayatın katı gerçekleri, yaşam mücadelesi aldı yerini.
Duygularımızın karşısına çıkardığımız hep bu, hayatın katı gerçekleri elektrik faturaları, su faturaları, telefon faturaları, alınması gereken ayakkabılar, yükselen sebze fiyatları, sokakların çamuru, gene azalan vakit, evde yıkanmayı bekleyen çamaşırlar, arkasından ütü tabiî ki hayatın katı gerçekleri bunlarla da kalmıyor.
Duygulara artık yer kalmadı mı?
Hayatı hep kaç – kovala oyunu gibi mi yaşamak gerekiyor?
Bir de durup baksan ne olur?
Evet, durup baksak, neden kaçıyoruz diye?
Neyi kovalıyoruz diye sorsak, önümüze ardımıza bakmadan neyi yaşıyoruz diye sorsak?
Kim bilir, beklide yanı başımızda, kaybettiklerimizi buluverirdik. Duygularımızı ezilen, horlanan, küçümsenen, dudak bükülen duygularımız, hep baskı altına atılan, hep baskı altında tutulan duygularımız.
Coşkuyla gülememek, doya, doya ağlayamamak, kıpkırmızı bir öfkeyi yaşayamamak, hep duygusuzluğa eğitilmek.
“Artık olgunlaşmış duyguları belli etmeme”
Toplumdaki akla davet gerçekte kabul ettirilmek istenen kurallara boyun eğmedir. Aklın araç kılındığı bir baskı, bir sindirme.
Duyguların hep baskı altına alınması, sonra da, yapabilmek istenilenin tam tersine, en küçük rahatlamada içine sürüklenen duygu karmaşası. Olmadık yerde patlayan öfke nöbetleri, iki kadeh içkiyle köpüren sulu gözlü duygusallık, geçmişe dönük özlemlerin umutsuz güzelliği, çaresizliğin güç verdiği kadercilik, arabesk.
Gerçekçi ol, gerçekçi ol diye, diye gerçeklerin büsbütün dışında yaşayan insanlar… yetiştirmek, bize özgü bir başarı mı? diye düşünüyorum.
Romantizm bir baş kaldırılır, şöyle olmalısın, böyle yapmalısın, senin için bu iyidir, sana şu yakışır diyen buyrukçuğa karşı, başını kaldırmak ve kuralların gözlerine bakmak.
Nedenmiş o diyebilmek, benim için iyi olanı neden hep siz iyi biliyorsunuz, benim için iyi olana neden hep siz karar veriyorsunuz, neden siz beni benden iyi tanıyorsunuz, neden benim kendim gibi olmama izin vermiyorsunuz? Neden benim de düşüncelerim olduğunu, duygularım olduğunu bilmek istemiyorsunuz, neden, neden? diyebilmek.
Neden sevgi hep içime tıkanmış bir hıçkırık olsun?
Neden sevgi değil de, sevgisizliği öğretiyorsunuz?
Neden güveni değil de, kuşkuyu öğretiyorsunuz?
Neden iyiliği değil de, kötülüğü öğretiyorsunuz?
Neden bütün bunlara benim karar vermemi engelliyorsunuz?

O romantik mumu önce kendi yüreğimizde yakmayı öğrenmeliyiz. Duyguların dünyası ne güçlüdür, o gücün farkına varmak, o gücü tanımak, o güçle hayatta kalabilmek, o güçle hayatı göğüsleyebilme şansını yakalamak.
Duyguların gücünü bilmek, elektrik faturasını görmezden gelmek demek değil, o faturayı aşabilmektir, akıl diye öğretilen çıkar evliliğine hayır diyebilmek, erkek – kadın birlikteliğine sevginin ışığında bakabilmektir.
Duygusal olmakla duygulu olmanın arasındaki ayrımı anlayabilmektir. Duygulu insan olmanın gerçek insan olmak olduğunu ayırabilmek, insan olabilmek, romantizm öldü mü sorusuna hayır diyebilmek.
Romantizm yaşanmalı bugün dünden daha fazla yaşanmalı. Bu gün daha da çok başkaldırmamamız gerekli de ondan.
Delinen ozon tabakası bizden daha çok başkaldırı bekliyor, Kirlenen çevre bizden daha çok başkaldırı bekliyor. İnsanın ezilmesi bizden daha çok başkaldırı bekliyor. Özgürlüğümüz için bizden daha çok başkaldırı bekliyor. Artan hayat pahalılığı bizden daha çok başkaldırı bekliyor, yüklü faturalar, pahalılaşan çarşı bizden daha çok başkaldırı bekliyor.
Başımızı kaldırmamız gerekiyor bize öğretilen yanlışlara karşı, bize söylenen yalanlara karşı, sevginin ayaklar altına alındığı bir çıkar dünyasında bizim daha çok başkaldırmamız gerekiyor.
Duygularımızı korumak için, duygularımızı geliştirmek için, duygularımızı açıklamak için daha çok başkaldırmalıyız.

Hayatın gözüne içtenlikle bakmalıyız, hayatı sevdiğimizi söylemekten korkmamalıyız, kendimizi savunmak hayatı savunmaktır, elimizi sevdiğimizin elinin üstüne koymaktan korkmamalıyız, Korkulacak olan, giderek yapay bir insan olmaktır.
Elimizi hayatın üzerine koyalım seni seviyorum diyelim, seni ben seviyorum, bu benim özgürlüğümdür, bunu yaşadığım sürece seveceğim…

Göreceksiniz romantizm ölmeyecektir, bizimle hep var olacak.