İnsan Olma -11 Çalışan Kadın

Tarihin ilk dönemlerinde dağda, bayırda ot toplayan kadınlar üretime katılıyor sayılmazlardı. Aslında sayılmalıdırlar, gerçek anlamda bir üretim olmamasına rağmen “ot toplama” eylemi kadının çalışmasıdır.
Bugün, çalışan kadınların kadınlıktan uzaklaştığını söylemek, binlerce yıl öncesinin daha gerisinde kalmış bir düşüncedir. Hele bu düşünceyi çalışmayı hiç düşünmeyen kadınların söylemesi, sadece, kendi durumlarına geçerli bir mazeret bulma cabası olmalıdır.
“Kadınlar zayıf”, “erkekleri güçlü” olarak niteleyen düşünce de, gene böyle yanlış toplumsal şartlandırmalardan birisi. Küçük yaşta erkek çocuğuna “sen erkeksin” diyerek onu erkek rolüne özgü şartlandırmalara iten toplum, erkek çocuğunun insanca davranışlarını engelleyerek, onu duygularını söyleyemez, kızlara karşı kuşkucu, hiçbir koşulda ağlamaz yetişerek sonraki yanlışların tohumlarını atmıyor mu?
Küçük yaşta kız çocuğuna “kızsın, sana yakışmaz” , “erkektir yapar, sen kızsın yapamazsın”, ( sorum izin verdiğiniz erkek, kiminle ne yapıyor??? Onlarda başka analarının kız evladı değil mi? Eeeeeeee…) “erkekler kötüdür, kızlardan hep yararlanmayı düşünürler”. (şuur altı kız çocuğa erkek düşmanlığı aşılanmıyor mu? Ya bu çocuk babasına veya ağabeysine ne gözle bakıyor, hiç düşünülüyor mu?) diyerek başka yanlışların temelini atmış olunmuyor mu?
Sonra da, hayatın güçlükleri karşısında apışıp kalan erkekler, erkeğe karşı kaskatı kadınlar, neden böyle oluyor diye düşünüp durmaz mıyız?
Kadınların çalışmasının karşısındaki güçlükler, kadının “zayıflığı” değil, çalışan kadının erkek dünyasından yeterince destek almamasındandır.
Kadının beden fizyolojisi, çocuk doğurmak için hazırlanmıştır. Kadını çocuğunun bakımına, ev hizmetlerine, erkeğin çalışmasına bağımlı kılan olgu, kadının fizyolojisi değil, toplumda egemen yaşama biçimidir.
Endüstrileşmenin başlamasıyla kadın işçiler, en ağır işlerde çalışan kız çocukları, tarlada çalışan kadınlar gözümüzün önünde değil mi?
Tanrı kadını çocuk doğursun, evine baksın diye yaratmıştı öyle mi? Peki yılardır tarlalarda çalışan kadınlar tanrının isteğine karşı mı geliyorlardı? ( dikkat… Yaşar ne yaşar, ne yaşamazlık her yerde olduğu gibi burada da karşımıza çıkıyor)
Bütün bunları görmezden gelmek “kadın olmak” konusuna yanlış bakmaktan kaynaklanıyor kuşkusuz.
Kadın olmak için ne evine kapanıp kalmak gereklidir, ne süslenmesini bilmek yeterlidir. Yumuşaklığı, şefkati, ilgi göstermeyi sadece kadından beklemekse, erkek egosunun şartlandığı yanlış bir beklentidir.
Toplumdaki üretime, hizmetlere, hareketlere katılmak erkek – kadın ayrımı olmaksızın bütün insanların paylaşması gereken bir eylemdir. Yumuşaklık, şefkat, ilgi kadının değil, herkesin sahip olması gereken davranış biçimidir.
İnsanların birlikte yaşamaları birinin tekine bağımlı olmasına değil, ortak dayanışmaya, karşılıklı sevgiye, birlikte olma isteğine bağlı olmalıdır.
Bugün süre gelen birçok evlilik her iki taraf için de sıkıntılarla doluysa, bunun nedeni artık bitmiş birliktelik isteklerine rağmen, bir tarafın bağımlı olmasıyla sürmesi değimli?
Yaşanan gerçek bu değil midir? Mutsuz evliliklerin temeldeki nedeni bütün bunlar değil mi?

Bugün birçok meslek sahibi kadının çalışma hayatından uzaklaşması, çocuğunun olması nedeniyle gerek çocuk bakımının, gerekse ev hizmetlerinin ağırlaşmasındandır.
Annelere verilen doğum izinleri Avrupa ülkelerinde olduğu gibi isteğe bağlı olarak bir yıl veya iki sene olsa, çocuk kreşleri gerekli sayıda, gerekli nitelikte kurulabilse, birçok kadın çocuklarının bakımından emin olarak çalışmalarını sürdürebilirdi.
Gene, erkekler ev işlerinde eşlerine yardım etmeyi, birlikte yaşamanın doğal gereği olan bir dayanışma saysaydı, kadın çalışmasının önemli bir engel kakardı.
Kadının çalışması, bir iş, bir meslek sahibi olması, kadınları kadınlıktan uzaklaştırmaz, tersine onların “kadınlık bilincine” daha sağlam olarak erişmesini sağlar.
“Kadın olmak” erkeklerin gözündeki kadın imgesine sahip olmak değil, “kadın olma bilinci”ne sahip olmaktır.
“Kadın olma bilici” de, erkeğe arkadaş, çocuğa anne, topluma yararlı katkısı olan yurttaş, insanlığın devamlılığını kavrayan insan olmayı bilmektir.

Bugün birçok kadınımızı mutsuz eden temel etken, “bir işe yaramadığı” duygusudur, yaptığı işlerin kendisini ruhsal acıdan doyurmamasıdır. (genelde etrafında çalışan kadın komşularının çoğunlukta olanların ortak sorunu) Böylece, bir türlü sağlayamadığı özgüvenini, başkalarının gözünde sağlamaya çalışarak bir çıkış yolu aramakta, bu da nedenini pek bilemediği bir duyumsuzluk yaratmaktadır. (bu açığı alış veriş yaparak kapatmaya çalışanlar gerekli – gereksiz her şeyi alırlar yeni çıktı diye, her yenilik evlerindedir)
Erkekse, bu durumu göremediği için, her şeyinin olduğunu düşündüğü kadının neden mutsuz olduğunu kendine sorup durmaktadır.
Kadın – erkek birliktelinde mutluluk birinin ötekini taşımasıyla değil, iki insanın birlikte, yan yana yürümeyi başarabilmesiyle sağlanır.

İşin özü, daha çocuktan başlayarak gerek kız çocuklarına, gerekse erkek çocukla “kadınlık” ve “erkeklik” konusunda doğru izlenimler verebilmektir. Oysa kadınlar da, erkekler de kız çocuklarına “eziklik” duygusunu, erkek çocuğunaysa “üstünlük” duygusunu vermekte, böyle büyüyen çocuklar da ilerde bu duyguları kendi çabalarıyla değiştirmek zorunda kalmaktadırlar.
Toplumuzun büyük çoğunluğu henüz kadın – erkek konusunda geleneksel davranış kalıplarının dışına çıkmamaktadır. Bu büyük çoğunluğun kısa bir sürede ve bu yolla davranışlarını değiştireceği sanılmamalıdır. Kalıbı değiştirecek olan, kadının gerçek anlamda üretime katılması, bu ilişkilerdeki önyargıyı değiştirecek eğitim. Toplumdaki kadınlık “imge”sinin yerine “bilinci”ni davranışlardır.

Ülkemizde örnek kadın modeli neydi? Diye sorsak cevabı, genç kız olarak büyürken ev işlerini öğrenen, yemek yapmayı, dikiş dikmesini bilen, evleneceği eşi rahat ettirmeyi, mutlu etmeyi amaçlayan, buna hazırlanan, emeli sadece evlenmek olan, bu emele ulaşınca, “evinin kadını” olmayı bilen, bütün güçlükleri göğüsleyerek yuvasını sürdüren, çocukları olan, çocuklarını büyüten, yetiştiren örnek kadın buydu. Kendi duygularını dile getirmeyen, isteklerini söyleyemeyen, hep eşinin ne istediğine bakan, çocuklarının isteklerini yerine getiren “özverili kadın” örnekti. Kocasının eline bakan, ilerde de evlatlarının kendisine bakacağı umuduyla yaşayan kadın, giderek kendine bakamaz durumu gelmektedir.
(Bu tabloya en güzel örnek TITANIC filmindeki bayan Ross, annesinin bitmiş kesesini ve adını kurtarmak için sevmediği ve kendinden yaşlı biri ile evlenmek zorunda bırakılması. Kendi kızından duygu sömürüsü ile istediği fedakarlığı hatırlamamak imkansız… O ne yaptı; onla ilgilenen daha genç birini severek kendince karşı koydu…)

Bugün de, birçok çevrede örnek kadın modeli budur. Ama, birçok çevrede de bu model sessiz – sedasız değişmektedir. Evinin kadını yerini “çalışan kadın” a bırakmaktadır. Para kazanan kadının evin yönetiminde söz hakkı olmaktadır.
“Söz hakkı olan kadın” yalnız eşinin mutluluğunu değil, kendi mutluluğunu da düşünmektedir. Böylece kadının mutlu olma hakkı doğmaktadır.

Toplumumuzun örnek kadını eğitimini tamamlamakta, bir meslek sahibi olmaktadır. Evlenince mesleğini bir yana itmek yerine, mesleğini yapmakta, gelişmekte, mesleğinde önemli yerlere gelmeyi başarmaktadır. Meslek sahibi, çalışan kadın, artık çocuklarına “kendi geleceğinin güvencesi” olarak bakmamakta, onları “kendi kişiliklerinin sahibi, kararlarını özgürce vermesi gereken genç insanlar” olarak görmektedir.
Bu değişmeleri “kadınları başkaldırısı” olarak görmek yanlıştır, değişmeler “kadının çağdaşlaşması, modernleşmesi”dir.

Çağdaş örnek kadın gene eşinin isteklerini saygıyla karşılayacaktır, gene çocuklarının isteklerini dikkate alacaktır, ama artık kendi kişiliğine de saygısı vardır, eşinden ve çocuklarından da saygı bekleyecektir. Dengesiz bir “özveri” anlayışı, “karşılıklı saygıya” dönüşmektedir.
Unutmayalım ki, her özverinin temelinde gizli bir beklenti vardır. Bu da, özveriyi gerçek bir özveri olmaktan çıkarmakta, onu bir tür “yatırıma” dönüştürmektedir.
Susan sessiz kalan kadın, aslında “birikimli kadın”dır. Değişen yeni örnek kadın modeli, özveri gerisindeki yatırımcı, susmanın gerisindeki birikimli kadın değildir.
Yeni örnek kadın karşılıklı saygıyı isteyen, gerçekleştiren, düşündüklerini söyleyen kadındır.

Her toplumda olabilen bozulma bizde de görülecektir. Ama, yüz binlerce genç kızımızın değişen değer yargıları onlardaki daha sağlam değer yargılarını ışıklandırıyor.
Kanımca toplumumuz onların gerisinde kalıyor. Genç kızlarımızın, genç erkeklerimizin umutlarını desteklemekte geri kalıyor. Onlara çağımızın ışıklarını göstermekte, çağımızın gelişmelerini anlatmakta geri kalıyoruz. Dahası toplumumuz onlara yanlış yollar gösteriyor, onların duygularıyla, düşünceleriyle, sezgileriyle aradıkları doğru yolları karıştırıyorlar.
Gençlerin dünyayı tanımak, dünyadaki gelişmeleri anlamak, yabancı dil öğrenmek, bilgisayar kullanmak, kitap okumak diğer sosyal faaliyetlerle uğraşmak gibi oldukça yoğun yaşamaktalar.
Hayat en iyi eğiticidir, hayatın içinde pek çok insan yön değiştirecektir. Önemli olan bu yönü doğrudan yana değiştirebilmektir. Hayatın doğrularının temelinde eğitim, çalışma, işe yarama vardır.
Ancak çalışan, bir işe yarayan, kendi varlığını kanıtlayan insanlar başkalarına yardım edebilir, destek alabilir.
Bu duruma gelen genç kız, geleceğe güvenle bakabilir, evliliğini sağlam temellere oturtabilir. Bu duruma gelen genç kız için evlilik bir amaç, bir güvence olmaktan çıkar, gerçek bir hayat arkadaşlığına dönüşür.
Bir erkekle kadının birlikteliği birbirinin sırtına binerek yaşamak değil, birbirinin elini tutarak yürümektir.
Bunu anlayabileceğimiz, bunu yaşayabileceğimiz zaman, toplumumuzun “çıkar ortaklıkları” yerine geçek insan birlikteliği olacaktır.

Mutlu olmayan, mutlu edemez…