FEDA EDİLEN SEVDALAR

“Ağır ağır giden karıncaya sormuşlar. Nereye gidiyorsun. Uzaktaki sevdama demiş karınca. Bu ayaklarla zor gidersin demişler. Olsun demiş karınca, ona varamasam da YOLUNDA ÖLÜRÜM..!!”

İçinde bulunduğumuz çağda belki ölüm sözcüğü bile soğuk gelmekte ve hiçbir dava ölüme değmez denebilmektedir. Ancak bu gün değişik bölgelerde ve değişik sebeplerle her gün artan ölümleri yaşadıkça, karınca örneği büyük davalar için ölümler anlam kazanmakta. Zaten yeni liberal ortam da bunu istemekte; yani insanlık için gerekli davalar için ölmek yerine, bireysel, ırksal, dinsel, bölgesel veya parasal çıkarla için ölmelisin. Kısacası çağımız, magazinsel ölümleri istiyor ve teşvik de ediyor.

Büyük çoğunluğun uzlaştığı bir sevda gerekli toplumsal gelişme için. Kendini ülkenin sevdalısı gösterenler, caniler takımı olarak karşımıza çıkıp çetecilik yapmaktalar. Onları saymıyorum. Ama insanı ve doğayı koruyan, evrensel insan haklarına sahip olan ve aydınlanmacı düşünce evresini aşıp daha da ilerisi için bir şeyler yapılmasına inanan yurttaşlar gereklidir.

Ve bunun için de “eğitim şart”tır. Şarttır da, eğitime ayrılan bütçeden tutun da öğretmenin toplumsal konumuna bir bakın. Eğitimden “dini eğitim”i anlayanların getirdiği ülke budur.

67.000 okul, 1220 hastane, 6300 sağlık ocağının olduğu ülkemizde 85.000 cami var.

77.000 doktorun yanında 90.000 din görevlisi var.

1435 kütüphane, 13 ilinde devlet tiyatrosu yanında 81 ilde kuran kursu var ve resmi olanlarının sayısı 3852. Köy v e mahallelerde olanlar sayamayız zaten.

Örgütlü olmadığımızı söyleyenlere karşı yetkililerin savunması örgütlü olduğumuzdur. Baktıkları yerden doğrudur da. Çünkü 1 opera, 11 bale, 10 heykel, 18 resim, 18 sinema ve 38 tiyatro derneği yanında 35.000 Cami Yaptırma Derneği ve belki bir o kadar da Okul Koruma Derneği var.

Devleti yöneten sağ zihniyetin amacı belli. Dinsel yaşam tarzını güçlendirerek toplumu öbür dünyaya hazırlamak ve bu dünyanın nimetlerinden büyük çoğunluğu-tüketicilik dışında- soyutlamak. Bunun için de gerektiğinde 7–8 bakanlık bütçesi kadar Diyanete ayırabilmekte.

Dinsel kültürü ve dini yaşam tarzını geliştiren, büyüten sağ zihniyetin bu gün “şeriat geliyor” korkusuna kapılması özeleştiri ve kararlı bir dönüş yapmadan inandırıcı olamaz. Sağ politikacılar sermaye kazanımlarının artması için bu politikayı izlediler. Dindar olmayıp dinci olan gerici zihniyetin önünü alamayabileceklerini düşünmediler. Avrupa’da reformlar burjuva sınıf tarafından kilisenin dinsel gericiliğine karşı yapılmıştır.

Ülkemizin son geldiği noktada, nedense hep solculara “İran’dan ders alın” denmektedir İran’da mollalar komünistlerden sonra liberalleri, milliyetçileri ve hatta liberal İslamcıları da yok ettiler. Çünkü dini referansların sonu yoktur ve özellikle İslam doğrudan günlük yaşama müdahale eden bir anlayışa sahiptir. AKP din ile liberalizmi en iyi uzlaştıran bir partidir.

Hepimiz aynıyız aslında. Hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey vermeden her şeye sahip olmak istiyoruz. Oysa kazanmanın, değişimin bedeli vardır. Gömleğimizi veya pantolonumuzu değiştirirken bile hareket etmemiz gerekiyor ve enerjimizi veriyoruz. Hareketsizlik, umutsuzluk getirir. Umutsuzluk ataleti, yılgınlığı, apolitik olmayı davet eder. Umut ise, kaybedeceğini bilsen de, alternatifler yaratmaktır, toplumu diri tutmaktır. Korku ve edilgin olma haline karşı umudu diri tutmak bilginin, solun, sosyalistlerin görevidir.

Böyle bir ülkede eğitimden bahsedilebilir mi? Eğitimin neresini anlatıp, neresinden yana ve neresine karşı duracaksın ki? Bu gün eğitimimizin özü; “dini duyguları geliştir ve sömürerek toplumu yönet ancak her şeyin bedeli olduğunu ve bu nedenle de eğitimin de paralı olduğunu kabul et” ilkesi ile yapılıyor. Türk İslam sentezinin İslam yanı ağır basanlar ve işletmeciliği de iyi bilenler bunu çok iyi yapıyor. Bu nedenle de sağ yöneticiler İmam Hatip Okullarını yıllardır öne çıkardı ve buralarda okuyanlar askeri okullardan sonra ikinci sınıf okul oldu. Askeri okul ayrıcalıklarının da İHL ayrıcalıklarının da ve yıllardır yedekte büyütülen, özelleşmenin albenisini yaratma amaçlı olan özel okulların ayrıcalıklarına da karşı olmadıkça çözüm bulunamaz.

Karıncayı örnek almanın zamanı geldi geçti çoktan. Tüm tartışmaları bir yana bırakıp sadece eğitimin “insan hakkı” olduğunda ve “çağdaş olması gerektiğinde” birleşmek yarınlardan umutlu olmak için ilk adımdır.

Bu ilk adım; gelecek sevdası, çağdaşlaşma sevdası ve bil cümle insani sevdaları kapsasın ki çıkar sevdalarını, faşizm sevdalarını, kan ve gözyaşı sevdalılarını, linç sevdalarını boşa çıkarsın. Bu kez bari feda olmasın sevdalarımız, büyüsün ve çoğalsın…

Ziya Gökerküçük (gokerkucuk@tnn.net)