FAŞİZMİ TANIMAK…

İçeriği Paylaş...

Kapılmış gidiyor bahtının rüzgarına…

Faşizm, atılan ilk bombalarla başlamaz, her gazetede üzerine bir şeyler yazılabilecek olan terörle de başlamaz. Faşizm, insanlar arasındaki ilişkide başlar” diyordu Ingeborg Bachmann “Malina”da. Sonra Umberto Eco, 90’larda yazdığı bir yazıda, insanların faşizmin hala Nazi üniforması giyeceğini beklediklerini söylüyordu; faşizmin artık kılık değiştirdiğini anlatıyordu. Zaten daha birkaç yıl önce değil miydi? MHP’liler parti kararıyla açıklamadılar mı “kılık değiştireceklerini”; artık beyaz çorap giymeyeceklerini, sarmısak yemeyeceklerini ve ütülü elbiselerle gezeceklerini? Yasalarda bir ur gibi büyüyen totaliter mantık etrafımızdaki insanları tek tek ele geçirip dip kapalıya atmıyor mu? Yine de en korkuncu “sade vatandaş” kılığında gelen faşizmdir. En “sivil” faşizmdir, erken teşhisi en mümkün olmayan kanser. Şimdi çocuklar ellerinde silahlarla okullarda cinayet işlerken, kimileri artık bizim de “Gerekçesiz şiddetimiz var Amerikalılar gibi” diye yıvışırken, kadınların kafası gündüz programlarıyla iğdiş edilirken, oğlan çocukları dövüle dövüle içleri boşaltılarak büyürken, kız çocukları namus cinayetleriyle “kadın” haline getirilirken, artık hepimiz arkamıza baka baka yürürken, birbirimizden şüphe edip giderek bizi şüpheye düşürdükleri için insanlardan nefret ederken… En korkuncu faşizmlerin, gündeliklerini geçirip üzerine çıkanıdır. Üzerinde işaret taşımayanı, sessizce, sinsi bir tümör gibi yayılanıdır. En korkunç şey faşizm hakkında, iki insan arasındaki ilişkide başlaması, yaşanan düzenin “faşist” olduğu adlandırılınca artık işin işten geçmiş olmasıdır…

Organsız insanlar
Faşizm, insanı insan yapan organların güce tapınma ayinlerinde koparılmasıdır. Bütün o televizyon dizilerinde, o kötü adamlara giydirilen pahalı takım elbiseler, silahlarına yakın çekim yapılarak bütün “vurucu” boyutlarının abartılması bu ayinin bir parçası değil midir? Onların sevilmesi, onlarla aynı şeylerin giyilip bir muktedir mührü gibi aynı yüzüklerin takılması, artık güce tapıncın evlerin en pijamalı alanlarına bile girdiğini göstermez mi?
Faşizm, insan kardeşine düşmanlaşmak; kardeşliği kötülük ve şüphe üreten bir mekanizmayla sürekli olarak yok etmektir. Sokakta yürürken biri arkanızdan koşsa, pata küte adımlarını duysanız, bu gelenin bir hırsız, bir cani olduğunu mu düşünürsünüz bugünlerde, yoksa nicedir görmediğiniz bir arkadaşınız mı? Koşup gelen sizin çantanızı mı kapacaktır yoksa düşürdüğünüz paranızı, anahtarınızı mı getirecektir size? Faşizmde işte hep hırsız olduğunu düşünürsünüz insanların, birinin gelip sizi yaralayacağını, öldüreceğini, sizden çalacağını, insanların birbirine ancak zarar vereceğini, o yüzden önce sizin zarar vermeniz gerektiğini… İşte o anda başlar her şey; insanın doğası gereği kötü olduğuna bir kez inanmakla. İnsanlardan nefret ettiğinizde, korktuğunuzda kapanmaya başlar bilinç. Faşizm, hiçbir şeyle ilgili olmadığı kadar kapalı bilinçlerle ilgilidir. Bu arada bir CHP milletvekili, hem de kadın, çıkıp silahlara övgüler düzer. “Eğer Teksas’ta yaşıyorsak, Teksaslı gibi yaşamalıyız” gibisinden bir şeyler söyler. Çocukları bir zaman silahlarla öldürülmüş, beyaz saçlı kadınlar ne yapsın? “Bir Avuç Dolar İçin” ölmüş oğullarını silahsız gömerler… Çünkü silahın, her silahın ama, en nihayetinde bir başka korkuyu başlatacağını, mutlaka sonunda bir başka kadının daha saçlarının beyazlayacağını bilirler…

Tokat yiyen çocuklar
Faşizm, güçlü olanın önünde hiçbir engel kalmamasıyla başlar. Bu yüzden bu memleketin bir şehrinde, bir mahallesinin bir okulunda bir öğretmen bir çocuğun gül yanağına bir tokat attığında o anda, orada faşizm başlar. Çocuk, öğretmenin elini tutması gerektiğini, en kötüsünden oradan sıvışması gerektiğini düşünemiyorsa, artık o kadar itaatkar ise, açılan yaradan akan durmayacaktır artık. Bir adam, eşine, sevgilisine vurduğunda kadın bunu hak ettiğini düşünüyorsa, “Sadece sinirlenince yapıyor” diye cümleler kurmaya başlamışsa; 8 Mart’ta sokağa çıkıp “Şiddete hayır!” diyen kadınlarla birlikte yürümeyi “ayıp” sayıyorsa, istediğiniz kadar özgürlükçü yasalarınız olsun; “hava ve zemin şartları” faşizm oyununa elverişlidir artık.
Bir işyerinde işçiler sendika kurmaktan korkuyorsa, sendika kuranlar işten atılıyor ve geride kalanlar gidenlerle göz göze gelmemek için bilgisayar ekranlarından yüzlerini ayırmıyorsa… Geçmiş olsun. Postane sırasında bekleyenler, ensesi kalın, beli tabancalı bir adam gelip önlerine geçtiğinde bir araya gelip o adamı sıranın en arkasına atmaktan korkuyorsa hiçbir yasa düzeltemez o anda orada olan bir çocuğun öğrendiklerini. Bir çocuk bir polisin kurşunuyla bir gece öldürülüyorsa, küçük gövde toprağa verilirken, gömülemeyecek bir şey vardır orada. Ona faşizm diyoruz işte biz. Kadınları hiç sallanmayan, yapma memeleri; erkekleri araba markalarıyla tarif eden bir dünyada aşkın kesik süt gibi ele gelmesidir faşizm. Artık hiç kimseyi sevememektir… Bu ülke işte, bütün bu sayılan sebeplerle kapılmıştır artık bahtının rüzgarına, başlamıştır bulanık bir yarına yolculuğa…
3.4.2005 Milliyet Ece TEMELKURAN

Faşizmi tanımak

Yaşam
İçeriği Paylaş...

Kapılmış gidiyor bahtının rüzgarına…

Faşizm, atılan ilk bombalarla başlamaz, her gazetede üzerine bir şeyler yazılabilecek olan terörle de başlamaz. Faşizm, insanlar arasındaki ilişkide başlar” diyordu Ingeborg Bachmann “Malina”da. Sonra Umberto Eco, 90’larda yazdığı bir yazıda, insanların faşizmin hala Nazi üniforması giyeceğini beklediklerini söylüyordu; faşizmin artık kılık değiştirdiğini anlatıyordu. Zaten daha birkaç yıl önce değil miydi? MHP’liler parti kararıyla açıklamadılar mı “kılık değiştireceklerini”; artık beyaz çorap giymeyeceklerini, sarmısak yemeyeceklerini ve ütülü elbiselerle gezeceklerini? Yasalarda bir ur gibi büyüyen totaliter mantık etrafımızdaki insanları tek tek ele geçirip dip kapalıya atmıyor mu? Yine de en korkuncu “sade vatandaş” kılığında gelen faşizmdir. En “sivil” faşizmdir, erken teşhisi en mümkün olmayan kanser. Şimdi çocuklar ellerinde silahlarla okullarda cinayet işlerken, kimileri artık bizim de “Gerekçesiz şiddetimiz var Amerikalılar gibi” diye yıvışırken, kadınların kafası gündüz programlarıyla iğdiş edilirken, oğlan çocukları dövüle dövüle içleri boşaltılarak büyürken, kız çocukları namus cinayetleriyle “kadın” haline getirilirken, artık hepimiz arkamıza baka baka yürürken, birbirimizden şüphe edip giderek bizi şüpheye düşürdükleri için insanlardan nefret ederken… En korkuncu faşizmlerin, gündeliklerini geçirip üzerine çıkanıdır. Üzerinde işaret taşımayanı, sessizce, sinsi bir tümör gibi yayılanıdır. En korkunç şey faşizm hakkında, iki insan arasındaki ilişkide başlaması, yaşanan düzenin “faşist” olduğu adlandırılınca artık işin işten geçmiş olmasıdır…

Organsız insanlar
Faşizm, insanı insan yapan organların güce tapınma ayinlerinde koparılmasıdır. Bütün o televizyon dizilerinde, o kötü adamlara giydirilen pahalı takım elbiseler, silahlarına yakın çekim yapılarak bütün “vurucu” boyutlarının abartılması bu ayinin bir parçası değil midir? Onların sevilmesi, onlarla aynı şeylerin giyilip bir muktedir mührü gibi aynı yüzüklerin takılması, artık güce tapıncın evlerin en pijamalı alanlarına bile girdiğini göstermez mi?
Faşizm, insan kardeşine düşmanlaşmak; kardeşliği kötülük ve şüphe üreten bir mekanizmayla sürekli olarak yok etmektir. Sokakta yürürken biri arkanızdan koşsa, pata küte adımlarını duysanız, bu gelenin bir hırsız, bir cani olduğunu mu düşünürsünüz bugünlerde, yoksa nicedir görmediğiniz bir arkadaşınız mı? Koşup gelen sizin çantanızı mı kapacaktır yoksa düşürdüğünüz paranızı, anahtarınızı mı getirecektir size? Faşizmde işte hep hırsız olduğunu düşünürsünüz insanların, birinin gelip sizi yaralayacağını, öldüreceğini, sizden çalacağını, insanların birbirine ancak zarar vereceğini, o yüzden önce sizin zarar vermeniz gerektiğini… İşte o anda başlar her şey; insanın doğası gereği kötü olduğuna bir kez inanmakla. İnsanlardan nefret ettiğinizde, korktuğunuzda kapanmaya başlar bilinç. Faşizm, hiçbir şeyle ilgili olmadığı kadar kapalı bilinçlerle ilgilidir. Bu arada bir CHP milletvekili, hem de kadın, çıkıp silahlara övgüler düzer. “Eğer Teksas’ta yaşıyorsak, Teksaslı gibi yaşamalıyız” gibisinden bir şeyler söyler. Çocukları bir zaman silahlarla öldürülmüş, beyaz saçlı kadınlar ne yapsın? “Bir Avuç Dolar İçin” ölmüş oğullarını silahsız gömerler… Çünkü silahın, her silahın ama, en nihayetinde bir başka korkuyu başlatacağını, mutlaka sonunda bir başka kadının daha saçlarının beyazlayacağını bilirler…

Tokat yiyen çocuklar
Faşizm, güçlü olanın önünde hiçbir engel kalmamasıyla başlar. Bu yüzden bu memleketin bir şehrinde, bir mahallesinin bir okulunda bir öğretmen bir çocuğun gül yanağına bir tokat attığında o anda, orada faşizm başlar. Çocuk, öğretmenin elini tutması gerektiğini, en kötüsünden oradan sıvışması gerektiğini düşünemiyorsa, artık o kadar itaatkar ise, açılan yaradan akan durmayacaktır artık. Bir adam, eşine, sevgilisine vurduğunda kadın bunu hak ettiğini düşünüyorsa, “Sadece sinirlenince yapıyor” diye cümleler kurmaya başlamışsa; 8 Mart’ta sokağa çıkıp “Şiddete hayır!” diyen kadınlarla birlikte yürümeyi “ayıp” sayıyorsa, istediğiniz kadar özgürlükçü yasalarınız olsun; “hava ve zemin şartları” faşizm oyununa elverişlidir artık.
Bir işyerinde işçiler sendika kurmaktan korkuyorsa, sendika kuranlar işten atılıyor ve geride kalanlar gidenlerle göz göze gelmemek için bilgisayar ekranlarından yüzlerini ayırmıyorsa… Geçmiş olsun. Postane sırasında bekleyenler, ensesi kalın, beli tabancalı bir adam gelip önlerine geçtiğinde bir araya gelip o adamı sıranın en arkasına atmaktan korkuyorsa hiçbir yasa düzeltemez o anda orada olan bir çocuğun öğrendiklerini. Bir çocuk bir polisin kurşunuyla bir gece öldürülüyorsa, küçük gövde toprağa verilirken, gömülemeyecek bir şey vardır orada. Ona faşizm diyoruz işte biz. Kadınları hiç sallanmayan, yapma memeleri; erkekleri araba markalarıyla tarif eden bir dünyada aşkın kesik süt gibi ele gelmesidir faşizm. Artık hiç kimseyi sevememektir… Bu ülke işte, bütün bu sayılan sebeplerle kapılmıştır artık bahtının rüzgarına, başlamıştır bulanık bir yarına yolculuğa…
3.4.2005 Milliyet Ece TEMELKURAN