Edirne’yi Dinliyorum

Kanatları birbirine karışmış, topyekûn olmuş güvercinlerle anarım Edirne’yi, Selimiye’yi, kervansarayları, bedestenleri. Çeşmelerin suyu gibi berrak yüzlü insanlar, ulu çınarlar. Meriç’in nazlı edaları insanı aşık eder kendine taptaze gelin misali. Yüzyılların kokusu sinmiş topraklarında nereye baksan bir sultan hayali, Osmanlı dokusu. Taş yollarında, eski ahşap evlerinde zaman durmuş gibidir.

Mistik bir labirentte, çıkış bulmak istenmez. Karaağaçta, ince belli bardaklarda çay keyfi, Kırkpınar’da peşrevler, panayırlar, dar sokakları ele geçirmiş meşhur ciğer kokusu ve o acı biberin ne kadar tatlı olduğu unutulur mu?

Hani Selimiye görünür ya uzaktan, minareler insanı kucak açan ev sahibi gibisine karşılar tebessümle. Ilık yaz akşamları o büyük, yorgun kent sizi sıcacık koynunda şefkatle sarar, sarar ve bırakmaz.