Dünyayı Değiştirmek

Bu dünyayı değiştirmeyi kim istemez ki?

Ama bir zorluğu var. Herkesin dünyası ayrı değil mi? O halde herkes ancak kendi dünyasını değiştirebilir. Kendi dünyasını değiştirmeyen, değiştiremeyen kişi başkalarının dünyasını nasıl değiştirebilir ki?

Bir öykü:
“Genç bir insanken dünyayı değiştirmek istemiştim. Ne var ki, dünyayı değiştirmenin çok zor olduğunu gördüm. Bu yüzden ulusumu değiştirmeye çalıştım. Ulusumu değiştirmeyeceğimi anladığımda, yaşadığım kente diktim gözlerimi. Ne var ki, yaşlı bir kişi olarak kentimi değiştiremedim. O zaman kendimi değiştirmeye karar verdim…

Şimdi yaşlı bir insan olarak, tek değiştirebileceğim şeyin kendim olduğunun farkına vardım ve birden anladım ki, eğer uzun süre önce kendimi değiştirebilseydim, ailemi etkileyebilirdim. Ben ve ailem kenti etkilerdik. Kentin etkisi ulusu değiştirirdi ve ben dünyayı değiştirebilirdim, gerçekten de…”

***

Geçen günlerde İstanbul’da bir üniversite önünde gençlerin taşlı sopalı kavgasını görünce Hasan Yılmaz’ın kitabında okuduğum bu öykü aklıma geldi. Bu sevgili gençlerimiz inanıyorum ki, dünyayı değiştirmek üzere yola çıkmış olmalılar. Ama bunu kavga ederek mi düzeltecekler diye sormadan edemiyor insan. Bu gün tüm dünyanın geleceği 150–200 kişilik bir grup tarafından belirlenirken hangi grubun afişinin asılıp asılmaması anlamında kavga etmenin önemi var mıdır?

Gençlik; umudumuz, her şeyimiz der dururuz hep. Hatalardan sonra doğruyu bulmak ve yaşam pratiğine kavuşmak kadar doğal bir şey yok iken yetkililerin, kavga edenleri, nedense kavganın sonlarına doğru gelip toplayıp emniyete götürmeleri ise ayrı bir tehlike. Ece Temelkuran’ın şu cümlelerine katılmamak mümkün değil; “Siz üniversitelisiniz. Elbette bir ideolojiniz olacak. Ot olmadığınıza göre, hayatın “Gel kardeşim elini ver bana” tatlılığında bir şey olmadığını görecek kadar kafanız çalıştığına göre çelişkileriniz de, gerilimleriniz de olacak. Keskin de olacaksınız, sert de. Ama mühim olan iki mesele var. Birincisi, dünyadaki muhalefet renklenip canlanırken, meseleler üzerine düşünen herkes “Bu sisteme hep birlikte nasıl alternatif geliştirebiliriz?” noktasına doğru çekilirken “verimsiz” kavgalarda enerji sarf etmemek. İkincisi ise üniversiteden sonra da bir hayatın olduğunu, sözlerin keskinliğinin o küçük hesapların hayatında da sürdürülebilir cinsten olması gerektiği. Çünkü hayat uzun ve bu hayatta afiş asmaktan daha geniş imkânlarda var.”

Dünyayı değiştirmek sözü çok iddialı. Bizim kuşak geçmişinden ders alamadı. Birçok hatalar yaptı. Bu gün iletişim daha yaygın ve her yerde geçmişe ait yazılar, anılar bulunabiliyor. Okullarda okuyan gençlerimiz bunları okuyarak aynı hataları yapmamalılar. Zaman çok hızlı akıp gidiyor ve asıl önemlisi yaşamın daha sonrası. Savunulan ilkelerin bir ömür boyu savunulması daha önemli. Gençlik çağında her şeyi okumak, okumak ve yine okumak gerekiyor. Okunanlardan sonra yere sağlam basılır ki, yaşam boyu kişinin duruşunu belirleyecek işte bu birikimdir.

Gençliğin heyecanını, dünyayı değiştirme iddiasını kullanabilecek o kadar çok kişi ve kurum var ki. Bunların oyununa düşmemek gereklidir. 1980 öncesi gençliğin nasıl birbirine kırdırıldığını o günün yetkilileri anılarında açıkladılar da o günden bunu söyleyenlerin ne kadar haklı olduğu ortaya çıktı.

Gelin önce kendimizden, ailemizden, çevremizden, yöremizden başlayarak çoğalalım ve dünyanın değiştiğini birlikte görelim. Bunun için de benzerlerin birlikteliği gereklidir.