DOSTLARIM!!!

Bu gün üniversite öğrencilerinin çoğunluğu 1988 doğumlular ve daha küçükleri,
‘Gençlik’ gençlik onlara deniyor.
Onlar için “soğuk savaş” bir bilgisayar oyunu.
Her sene 23 Nisanda, üç tekerlekli araçlarla buz kalıplarının içinde dondurma satışının ihtimalini düşünmezler, çünkü her an ellerinin altında.
Hele hele her evde buzdolabı olmadığı için Sıçak yaz günlerinde, komşudan bir tas buz alınmış olacağını anlayamazlar.
Kış geceleri onları bozacıların sesleri rahatsız etmez, boza yapanlarda kalmadı zaten.
Çamaşır makinelerine dışardan su ısıtarak üsten koyarak yıkama yapıldığını hiç bilmezler.
Elektrikli süpürge bir evde, aynı anda on evde ve hatta makaz bile komşuya verildiğini bilmezler.
Her şeye rağmen yoklukla paylaşmayı bilen dürüst komşuluklar vardı, kimse kimseyle yarış içinde olmadan sakin huzurlu insanlar ve paranın çok çabuk el değiştirdiğini o nezih insanların fakirlediklerini anlayamazlar.
Apollo 11 Neil ARMSTRONG kim, nereye ait bilmezler, aksine bizler az mı dua etmemiştik zarar vermesinler aya diye. Dönüşlerinde kurbanlar kesilmiştik desem saçmalıyorsun ne alaka derler.
Siyah beyaz bir televizyon olabileceğine inanmazlar ve uzaktan kumanda olmadan kanal değiştirmesini bilmezler.
Catıda, balkonda hiç anten ayarı yapmadılar.
Sadece tek bir kanalın günde belirli saatlerde yayın yaptığı dönemlerde dinazorların da yaşadığını düşünürler.
Pac – Man’ı bilmezler.
Amigo ve Commandare 64’leri olmadı hiç.
74 Kıbrıs çıkartmasını bilmezler, kara oğlanı efsane sanırlar.
Türkiye’de üç şehirde üniversite vardı yı kabullenemiyorlar.
Alex Haley’ in kökleri ve özgürlük için verdikleri mücadeleyi bilmezler.
İran halkı hep peçeliydi, Şah Ali Rıza Pehlevi’ bilmezler.
AİDS doğduklarından beri var.
Siyah beyaz bir bilgisayar ekranı olabileceğini düşünemezler.
Disk 5.25 veya 3.75 onlara bir şey ifade etmez.
CD doğduklarında vardı.
Michael JACKSON onlar doğduğunda beyazdı.
Bülent Ersoy onlar doğduğunda kadındı.
Eski filimler de ki Ajda Pekkan’ı görseler tanımazlar.
Küçük Emrah’ı ise Emrah’ın gayrimeşru oğlu sanırlar.
Rıdvan Dilmen onlar için sadece TV spor yorumcusu ve ona neden ‘şeytan’ dendiğini bilmiyorlar.
Kenan Evren onlar için tonton bir ressam “nitekim” …
Onlar için ‘ Carli’nin Melekleri’ ve ‘Görevimiz Tehlike’ sadece geçen senenin yeni vizyon filimleri olduğunu sanırlar.
Dallas sadece NBA maçlarından bilirler.
Hanedan ( DENVER) ise şimdi ki gençlerin saygısızca kendileri aralarında sürdürdükleri yaşam tarzı özgürlük adı altında.
Flamingo Yolu ise sadece bir kahve veya bar adı olabilir onlar için.
John Travolta’yı hep balıketi ve yuvarlak hatlı gördüler ve onun nasıl olup da bir dans ilahı
olabileceğini hayal bile edemezler.
Ve bizlerinde Üniversitedeyken cep telefonsuz nasıl yaşayabildiğimize akıl erdiremezler…
Şimdi de bir test yapalım bakalım nasıl yaşlanıyor muyuz bir görelim…

1 – Yukarda ki yazdıklarımı anlıyor ve gülümsüyorsan.
2 – Artık dışarıda geçirilen bir gecenin ardından öyleden sonraya kadar uyumaya ihtiyacın varsa.
3 – Arkadaşların bir bir “ nine – dede” oluyorlar.
4 – Küçük çocukların bilgisayarla nasıl çok rahat oynayabildiklerine her zaman hayret ediyorsan.
5 – Gençlerin elinde cep telefonlarını görünce başını sallıyorsan.
6 – İşine her geçen gün daha çok bağlanıyorsun, artık o senin hayatın.
7 – Arkadaşlarınla her gün telefonda daha az vakit geçiriyorsan.
8 – Zaman zaman arkadaşlarınla buluşup, beraber yaşadığınız komik anıları tekrar tekrar anlatıp, eski güzel günleri yad ediyorsan.
9 – Vücudundaki ufak tefek ağrılardan şüphelenerek, olabilir mi kuşkusuyla hemen doktora gidiyorsan.
10 – bu yazıyı okuduktan sonra bunu bazı arkadaşlarının da okumalarını düşünüyorsun. Onların da bunu beğeneceklerini biliyorsun…
Ve…
Evet … kabul etsek de etmesek de hepimiz yavaş yavaş

YAŞ – LA – NI – YO – RUUUZ!!!