Agos

Agos, Türkçede kullanılan bir Anadolu terimi. Anlamı sabanın toprakta açtığı ark (AGOS)

Medeni cesaretiyle doğrusuna inanan, dünyanın tanıdığı sayılı yazarlardan biriydi…

Hrant DİNK (Fırat)
Hayata gözlerini 15-09-1954 te Manisa’da açmıştı. Sivaslı anne ve babanın maddi açıdan geçim derdi ile geldikleri İstanbul’da, birde geçimsizlik eklenince aile boşanmak zorunda kalmış. Gedikpaşa’daki Ermeni yetimhanesinde yaşama devam eden 3 kardeş. Aynı yetimhaneye Anadolu’dan gelen bir grup çocukların arasında Rakel’ de bulunmaktadır. Kendisinden 5 yaş küçük olan RAKEL’i koruması altına almış ve onu çok sevmiştir. O zamanlar Rakel Kürtçenin haricinde başka dil bilmediğinden onun Türkçe ve Ermeni dili öğrenmesine yardımcı olmuştur. İlk önce koruyucu sıfatında gördüğümüz Hrant’ı üniversite yılarında hem okuyup hem de çalışarak hayatını kazanmış. Henüz 15 de olan, yetiştirme yurdundan tanıdığı Rakel’le evlenmiş ve 3 çocukları olmuştur.
Türkiye’de gelişmekte olan sol siyasetten etkilenmiş… Yakalandığı durumda ÖRGÜT ile ERMENİ cemaati ilişkilendirilmesin diye, ismini mahkeme kararı ile Fırat olarak değiştirmiştir. Ve bir dönem ÖDP den Milletvekili adayı olmuştur.
Rakel ile birlikte kendileri gibi Anadolu’dan gelen. Kimsesiz ve yoksul çocukların yetiştirildiği, Tuzla Ermeni kampı’nı yönetmeye başlamışlar. 21 yıl sonra bu kampa devlet el koymuştur.
Denizli piyade alayında 8 ay kısa dönem askerliğini yapan Hrant yıllar sonra ranzasına kapanıp saatlerce ağlamış. Sebebi ise 100 üzerinden 100 almasına rağmen Çavuş olamayışı…
“Onu basında çıkan yanlış haberlerin, düzeltilmesinde gösterdiği özenle tanıdım”.
1995’te A. Öcalan’ın bir papazla yan yana çekilmiş fotoğrafın ve “ ERMENİ İŞBİRLİĞİ ISPATI” diyerek atılan başlığın altındaki yazının içeriği ve fotoğraftaki resmin bir Ermeni papazın olmadığının gerçeği… Onun gazete kurmanın gerekçesinin önemini anlamıştır.
“ Ermeni toplumu çok kapalı yaşıyor, kendimizi iyi anlatırsak önyargılar kırılır” diyerek ve bu amaçla Türkçe baskılı Agos gazetesinin kurucu üyesi olarak, 5 Nisan 1996 da hizmete sunmuştur.
Onun özlemini duyduğu Türkiye’de yaşayan her Etik toplumun barış içinde yaşamsı gerektiğinin altını çizmiştir…
Ermeni Diasporası’na 1915 olayları için SOYKIRIM içerlemeyen ama daha yumuşak muhalefet çağrısında bulunan, Ermeni toplumu ile Türk toplumunun arasının açılmasından, Osmanlı yönetimini sorumlu tutmasına rağmen, Hrant DİNK durumun asıl sorumlusu Avrupa ülkeleri olduğunu iddia etmiştir.
1945 te Hitlerin Avrupa ülkelerinde, Yahudilere yapılanın soykırım olduğunu, kabul eden dünya ülkelerinin böyle bir utanç verici olayın tekrar yaşanmaması için aldıkları karar. 1950 de kabul görüp yürürlüğe girmiştir.
Ermeni sorununda Devletler arası, ülkeler arası bir sorun olmaktan öte halkların birbirlerini anlaması için bir fırsat olarak görüyordu. Geçmişimizi gözden geçirmemizi onun bunu Türk kimliğine değil de Osmanlılara bağlıyordu…
Her şeyden önce Türkiye’nin daha demokratik, daha insan haklarına saygılı, daha hoşgörülü bir ülke olması için mücadele eden, Medeni cesaretiyle doğru bildiğini savunan dünyanın sayılı yazarlarından biriydi.

Korteji izledim, insan seli… O ne muhteşem sessizlik. Eğitim ve kültürün insana insan bağlılığının üzüntüleriyle sekiz kilo metrelik yolu ve binlerce Hrant’lar tek gövde olmuş, onun istediği şekilde, barış ve kardeşlik adına yapılan, son yolculuğunun yürüyüşünü, hayranlıkla seyrettim.
Vicdan sahibi olan ve vicdan sahibi olmayanlara karşı, vicdanlı insanların yakalarındaki rozet ve ellerinde BİZ HRAT DİNK kimliği ile akan, binlerce insan sessizce vicdansızlara bir gösteri yaptı…
Umarım bu defa sonuncusudur. Bir takım kışkırtmaların neticesi. Birini toprağa verirken, diğeri mahkum… 17 yaşındaki bir gencin kanına giren ve bunu uygulayan gençlik ne kadar vahşi olabileceğini bir kez daha kanıtladı. Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olamaz, üzerine ölümün gölgesi düştü bir kere.
Gerçek hayatta kendisini hiç görmediğini ve tanımadığını sandığım katil, para için tarihe son noktayı koymuştur. Yaşı ve yaşantısı itibarıyla Ermenilerin ne olabileceğinin bile bilincinde olmadığını inandığım, ideali olmayan zavallı… Kendince büyük iş başardı… Hadi gel şimdi, insan hayatı bu kadar mı Ucuz!? Diye isyan etme… Her şey para için. Ekonomik düzeyi iyi olsaydı, okullu olurdu, belki çabuk kanmazdı… Suçlu kim? Asıl ders almamız gereken şey ne? İnsan olmanın verdiği ayrıcalığın farkını fark etmek, bu kadar mı zor?
Değiştiremeyeceğiniz bir geçmiş geride dururken, şekillendirilip sahip olabileceğimiz bir gelecek sizleri bekliyor.
Bölücülük tehlikesinden söz ediyorsunuz… Bölücülük tehlikesini önlemek uğruna, Devletin bütünlüğünü simgeleyen Cumhurbaşkanı ve Başbakanın kortejde en önde yürümesi gerekirken nerelerdeydiler?… Değerlendirmesini yaparken, geçmişten günümüze uzanan zaman diliminde kimleri kaybetmedik ki, havadan sudan meseleler için… Şu andan itibaren, küçük siyasi hesapların ötesinde bir durumdayız. Onun için keşke hükümet bu konuda daha duyarlı olabilseydi. Ve burada bütün dünyadan ziyaretçilerin geldiği bir yerde Başbakanıyla Dış işleri Bakanıyla temsil edilseydi.

Mutafya’nın konuşmasından kısa özetler. “ O adalet aşkıyla çalışıyordu, onun meyvelerini tatmayı diledi. Çünkü barış içinde eken, barış yapıcıları doğruluk ürünü biçerler.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir Ermeniydi. Bütün yaşam boyunca böyle çalıştı.
Acı hepimizindir, kayıp hepimizindir, Taziye acısı, acıyı paylaşarak hafifletmek demektir.
Devletimizin ve Türk halkının Ermenilerin binlerce yıl bu topraklarda yaşadığımızı Türk Ermeni diyaloğunun kuvvetlenmesi hepimiz gibi onu da mutlu ederdi.
Allah ülkemizin esinliğini korusun, vatandaşlarımızın kardeşlik sevgisini güçlendirsin. Dünyaya barış ve insan yüreğine sevgi tohumları eksin. Kötülük uzaklaşsın, ümitsizlik yok olsun.
Kendi cenaze merasimi Türkiye ve Ermenistan yetkililerinin bir araya gelmesine için bir vesile oldu. Biliyoruz ki bu vesilenin gerçek bir diyaloğa dönüşmesi hepimiz gibi onu da mutlu edecektir “…

Merhumun acılı eşi Rakel’in mektubunun içinden…
…”İnsanın dostları uğruna canını vermesi gibi, büyük bir sevgi yoktur. Sevgili dostlar bugün sevgilim, çocuklarımın babası, ailemin büyüğü, sizin kardeşinizi uğurluyoruz.
Sağdakine, soldakine, öndekine, arkadakine, rahatsızlık, saygısızlık vermeden. Sessiz bir saygı yürüyüşü gerçekleştireceğiz.
Bugün sessizlik ile büyük bir ses yükselteceğiz. Bugün gelecekleri ışığa yükseldiği günün başlangıcıdır.
Bir bebekten katil yaratan karanlığı, sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim.
Onun doğruya olan sevgisi, dostluğa olan sevgisi onu buraya getirdi. Korkuya meydan okuyan sevgisi, onu büyüttü. Diyorlar ki ”O büyük bir adamdı” sorarım size o büyük mü doğdu?.. hayır.
Yaşayan ruhu, yaptığı iş, kullandığı üslup, yüreğindeki sevgi onu büyük yaptı. O büyük oldu. Çünkü büyük düşündü, büyük söyledi. Bugün buraya gelerek hepiniz, büyük düşündünüz. Sizde büyük oldunuz.
Onunla yapraklar değişti, büyük bir bedel ödedi. Emellerin ödendiği gelecekler. Nefretle, hakaretle, kanı, kandan üstün tutmakla olmaz.
Sevdiklerinden ayrıldın, çocuklarından ayrıldın, torunlarından ayrıldın, kucağımdan ayrıldın, seni uğurlamaya gelenlerden ayrıldın, ama ÜLKENDEN ayrılmadın sevgilim…”

Diyerek içinin feryadını haykırdı… Yaşadığımız hayatın ne kadar da yabancısı olmuşuz. Hayatlarımızın birbiriyle kesişen kavşaklarında çoğu kere acı, kimi zaman buruk da olsa mutluluk vardır… Anladım ki “ AZINLIK” olan herkes, hayatın ve dünyanın neresinde olursa olsun, neresinde durursa dursun nihayetinde azınlık’tır, ve en küçük ayrıntıda, sıradan bir kıvrımda veya elelade bir diyalogta, bunu bir “yargı” taşımak zorunda olduğunu bazen yüreği sızlayarak, bazen sarsılarak bazen de öleyazarak kavrar…
“Azınlık” rengi, dili, memleketi, dini veya cinsiyeti yoktur. Ortak kimliği ise her halükarda “AZINLIK” olmaktır.
Bunu en iyi ben anlarım. Hiç düşündünüz mü 25 yıl sonra ben, neden. O rahatı bırakıp buraya döndüm?… Bazı insanların, sebebi ne olursa olsun, sonradan yaşadıkları yere kök salamıyor.
Konu dostluk, arkadaşlık mevzu bayis olunca. Birde içini anılarla dolu hasret, özlem beynini kemiriyorsa zaten keyfin yoktur. Günlerin akıp gittiğini seyredesin, karar anı gelir. İşte o zaman hemen karar olmak zorunda kalırsın. Gitmek mi zor, kalmak mı? Medeniyetin ön safhasında olan bir ülkeye her kez gitmek için ne yolları denerken, sen geri dönüyorsun. Sizce beni hangi güç buralara çekti acaba? Anlatabildim mi? Bir Üniversiteli olarak özgür azınlığın öyküsüydü…
Hrant DİNK insan ruhunun derinliklerine dalan, keskin gözlerinin gördüklerini, kendine özgü yalın ve alçak gönüllü diliyle aktarıyordu okuyucusuna.
Mücadelesi tek BAYRAK altında bütün insanların kimliği, kültür, etik, kökü ne olursa olsun, barış içinde bir arada yaşamlarını sürdürmeleri…
Arzusunun mukafatını vatan haini olarak aldı. Adeta bazı kesimlerin hedef tahtası konumuna geldi. Akıbetini hep beraber yaşadık.
Bu olaydan her kes iyi bir ders almalı. Ülke bütünlüğü içersinde, demokrasi içersinde, bütün farklılıkları birer zenginlik kabul ederek yaşanması gerekiyor.
A.B. girme aşamasında yaşanan bu acı olayı kınarken, ülkem aleyhine yapılan olumsuz açıklamalar, yüreklerde yeni yaralar açmaktadır. Her zaman ve her şartta en kutsal hak olan yaşama hakkına saldıranları buradan bir kez daha lanetliyorum.
Fikir ve düşünce özgürlüğüne saygılı ve değer veren bir insan olarak, bazı insanların fikirlerini paylaşmasak bile, hiç kimsenin fikirlerinden dolayı bırakın katledilmesini, yargılanması ve hatta ceza almasını dahi kabul edemiyorum.
Bu vesile ile şu soruyu da sormadan geçemiyorum. Bu gibi menfur suikastlerden sonra, makdulin kefeni üzerinden siyaset yapmak, evrensel ahlak kurallarına ne kadar sığar?
İşlenen suç her ne olursa olsun. Cezayı kişiler bireysel olarak vermeye katlı mı içinden çıkılmaz hal alır. Toplumsal barış adına. Hukuk Devleti olarak Adalete güvenmek ve ona saygılı olmamız gerekir.

Merhuma kabir rahatlığı, ailesine ve dostlarına sabır dilerken bu gerçeği hangi zaman unutturabilir… Maalesef üzgünüm…