Traklar ve ülkeleri (1)

Paylaş

Edirne Halk Kütüphanesi’ne gitmiştik. Müdür odasında, buraya yeni gelmiş bir kitap gözümüze çarptı. Erol Atik imzâlı kitap, Süleoğlu Belgeseli adını taşıyordu. Kitap, her yanı ve her yönüyle Süleoğlu’nu anlatıyordu. Aynı amaçla yazılmış diğer her kitap gibi, bunun da başında bir târihçe vardı. Dünkü Süleoğlu’nun öyle târih denecek bir geçmişi olamayacağı için, biraz yakın çevresinden biraz da Edirne ve Trakya târihinden yazılmıştı. Zâten Süleoğlu için normali de buydu. Çünkü… Yukarıda da belirttiğimiz üzere, Süleoğlu’nun kendisi henüz çok genç bir yerleşim oluyordu. Şu var ki, târih derken birkaç satırda birkaç hatâ yapılmıştı! Târih adına bir şeyler yazmak uğruna, keşki bu hatâlar da yapılmasalardı.

Şimdi… Böyle bir kitaba imzâ koyan Erol Atik ile kendisine bu konuda yardımcı olanları, büyük bir içtenlikle kutlamaktayız. Târih adına yapılan birkaç hatâ dışında, ortaya pekalâ bir eser konulmuştur. Hiç kuşku duymuyoruz ki, bugünün yeni ilçesi Süleoğlu, eskiyip de bir gün târih olduğu zaman, işte bu kitap çok değerli bir kaynak olacaktır. Küçük eleştirimiz dışında yazımını övgüyle karşıladığımız kitap, elinizdeki bu yazı konusunda bize de bir gerekçe olmuş bulunmaktadır. Bugün başladığımız yazımız ve daha sonraki bir kaç yazımızla, Trakya, Rumeli ve Edirne’yi târih cephesinden anlatmaya çalışacağız. Dizi yazılarımıza Trakya’yla başlıyoruz.

Bugün, Trakya deyince Ülke’mizin Avrupa parçasını anlamaktayız. Aklımıza bâzen da Batı Trakya gelir. Bu bilgi yanlış olmasa bile eksiktir. Eksiktir çünkü, târihsel Trakya’yı bütün bir Bulgaristan’ı eklemekle tamamlayabilmekteyiz. Hatta,Trakya’nın en geniş zamâ nında sınırlarını batıda Vardar ırmağına kadar götürmek hiç de yanlış sayılmayacaktır. Trakya’ya adları verilen Trak halkının Asya yönünden geldikleri düşünülmekteyse de, bunların arasında Anadolu’dan geçenlerin olduklarını da düşünmek zorundayız. Trakların kültürleri, Asya’nın diğer toplumlarına bu arada zamânın Türkler’ine benzerlikler göstermektedir. Genellikle yerleşik düzenden uzak kalmışlardır, göçebedirler, ata iyi binerler, iyi savaşırlar vb. Fakat… Târih boyunca yüzden fazla devlet, ondan fazla imparatorluklar kuran Türkler’in yanında, Traklar, ülkeleri Trakya’yı bile devlet adı altında birleştirememişlerdir. Bölük-pörçük bir-kaç devlet denemeleri içinde önemli olanı, Vize merkezli olup, târihçilerin Doğu Trakya Krallığı dediklerinden ibârettir.

Zaman-zaman Trakların Türk olduklarını duyarız. Bunu böyle diyenler, ya Trak ve Türk sözleri arasında görülen benzerliğe kapılmaktadırlar veyâ Türk deyip de çoşarak, kendilerini tutamamaktadırlar! Erol Atik benzeri gençler ise o gibilere inanıp-kapılanlardır. Ne var ki, Traklar’ın Türklük’lerini hiçbir târih kaynağında görmemiz mümkün değildir. Fakat bâzı gayretkeş ve sorumsuz kişiler, bu görüşe nedense pek iltifat etmektedirler. Kim bilir, acaba bunu demekle Trakya’yı daha bir Türkleştirmiş mi olmaktadırlar!?. Traklar Türk olmadıkları gibi, onların Türk olmalarında bizim de hiç bir çıkarımız bulunmamaktadır. Konuya önce dilden girelim. Traklar, biz Türkler gibi Ural-Altay dil öbeğinden değil, Hint-Avrupa dil âilesindendirler. Buna göre de, bize Sümerler kadar bile yakın değildirler! Trakların Türk olmadıklarına ilişkin daha başka kanıtlar dahî bilinmektedir. Trakları yazan bir târihçinin tespiti uyarınca, Traklar kendilerine Drasikes demişlerdir ki, anlamı, cesur gibi, yiğit gibi bir şey olurmuş. Hiçbir toplum kendisi için bunun aksini söylemeyecektir ama, bildiğimiz Traklar gerçekten de drasikestirler! Bâzı istisnâlar dışında kahramanlık örnekleri göstermişlerdir. Trakları tanımak konusunda kendilerine borçlu bulunduğumuz Yunanlılar, Trakların Drasikes adını dillerine uydurup, onlara Thrakos, yani Traklar diyeceklerdir. Günümüz dünyâsı, Trakları önce Yunan sonra da Roma kaynaklarından öğrenmiş olduğundan, Yunan söylemi benimsenip-yerleşmiş bulunmaktadır.

Traklar, karanın içlerinde ve kıyılarda bir takım yerleşim noktaları seçip yerleşmeye başladıklarında, Yunanlılar da asıl yurtları olan Mora ile bunun biraz daha kuzeyindeki topraklarından denize açılmışlar, Akdeniz, Ege ve Marmara ve Karadeniz’in hemen her yanında, bu çerçevede Trakya kıyılarında görülmüşlerdir. Yunanlılar, ya mevcut Trak kasabalarına yerleşmişler veyâ, Bizantion (İstanbul), Perinthos (Ereğli) ve Selymbria (Silivri) gibi yenilerini kurmuşlardır. Traklar’ın Yunan kültürü içinde erime süreçleri de böylece başlamış bulunmaktadır. MÖ 750 dolayında başlayan bu süreç, MS 700’lerde artık tamamlanmış olacaktır. Trak halkı, bu târihten sonra Balkanların Bulgar ve Bizans toplumları içinde özümsenip-eriyecektir. Bundan çok sonra, Rum diye anacağımız Rumeli halkının esâsını işte bu Traklar oluşturacaklardır. Bir çok toplumun târih sahnesinden çekildikleri bilinen bir gerçektir. Ancak… Toplumlar adlarıyla sahneden çekilirlerken, bunların insan unsurları yok olmamışlar başka toplumların arasında ve içinde başka adlar altında var olmaya devam ede gelmişlerdir. Traklar da böyle bir sona uğramışlar, kendileriyle birlikte ve zamanla dilleri dahî yürürlükten kalkmış târihe karışmıştır. Roma İmp.Ortadoğu’ya kadar yayılıp da Araplara komşu olunca, Araplar bu yeni komşularının devleti, halkı ve ülkesine kısaca Rum demişlerdir. Bu söz zamanımızda yalnız bâzı halk için geçerli kalmıştır. Cumhuriyet ardından, Rum adı altında ülkemizin Trakya parçasından Yunanistan’a gönderilen halkın büyük kısmının, târih ışığında Trak asıllı olmaları lâzım gelir ki, doğrusu da aynen böyledir! Anadolu, Ortadoğu ve Mısır’ın Rumlarıysa, o yerlerin gene Yunanca konuşan Ortodoks Hıristiyanlarıdırlar. Bunların arasında gerçek anlamda Yunanlılar mutlaka var iseler de, gene târihin ışığında, son derecede düşük bir oran içinde olmalıdırlar.

Yazımızın başında belirttiğimiz en geniş alanda yaşayan Traklar, kırk dolayında oymaklara bölünmüşlerdir. Bunlar içinden Türk Trakya’sında yaşadıklarını bildiklerimiz şunlardır: Ergene çevresindeki Agrianlar (Ergene adı kökeni!) Vize çevresindeki Astlar (Istranca adı kökeni!), Edirne batısındaki Benler, Edirne çevresindeki Bettegeriler, Enez kıyılarındaki Bistonlar, Saros çevresinde Dolonklar, Ergene çevresindeki Madiantenler, İğneada çevresindeki Melanditler, Edirne çevresinden Ergene havzasına ve Vize’ye kadar Odrisler (Bütün Trak oymaklarının en genişi bunlardır), İğneada’yla Vize/Kıyıköy çevresindeki Thynler (İğneada’nın târihteki adı Thynias’ın kökeni), Vize/Kıyıköy çevresindeki Tranipsalar.