Geniş bir coğrafyaya dağılan Türk toplumları, buna göre de değişik isimler altında görülmüşlerdir. Asıl yurtları günümüz Rus-ya ve Ukrayna düzlükleri olan Tatarların, yarıdan fazlası hâlen Türkiye’de yaşamaktadırlar. Tatarlar, gerek Türk toplumları ve gerekse Türk târihi içinde önemli bir yer tutmuşlardır. Ne var ki, Tatarlar bizzat kendileri tarafından bile yeterince tanınmamaktadırlar. Bu konuda, burada yazmayı uygun görmediğimiz gülünecek ve hatta ağlanacak olaylar ve kişilere tanık olmuşuzdur.
Kendimiz de bir yanı Tatar (diğer yanı Yörük) olarak söze Cengiz Hanla giriyoruz. Tatar, her şeyden önce Timuçin’in babası Yesügey Bahadır’ın başbuğ olduğu bir Moğol kabîlesinin adıdır. Moğollar, târih sahnesine daha sonra Cengiz Han denecek Timuçin’le çıktıkları için, Cengiz’le özdeşleşen bu toplumun adı da artık Tatarlar olacaktır. Cengiz ölmeden önce dört oğlu arasında paylaştırılan muazzam İmparatorluğun batısı, yâni Karadeniz kuzeyi topraklarıyla Urallar’ın doğusu, büyük oğul Cuci’ye bırakılmış iken, onun ani ö-lümü üzerine bu defâ Cuci’nin iki oğluna paylaştırılmıştır.
Cengiz torunu ve Cuci’nin ikinci oğlu olan Batu Han, Cengiz’in oğlu ve başkomutanı olarak esâsen babası Cuci’ nin fethettiği Uralların batısındaki topraklara yöneldiğinde, târih 1224’ü göstermektedir. Batu Han, babasından sonra tekrar eskiye dönen toprakları bir daha ele geçirecektir. Batu ve ordusu ancak 1337’de menzile varabilmişlerdir. Âile bireyleriyle birlikte hareket eden ve bir anlamıyla da göçen Batu ordusu, târihçilere göre dörtte üçüyle Türk’tür. Ya Batu’nun kendisiyle diğerleri?..Târihler bunlara Moğol diyorlar. Pekiyi, Batu vardığı bu menzilde kimlerle karşılaşmıştı? Cevaplayalım: Sâdece Türkler, Türkler ve gene Türklerle. Evet, her iki taraf Türk idiler. Ne var ki, karşılaşmaları gene de dostane olmamıştır. Ama, Batu’nun kazandığı savaştan sonrası da düşmanca olmamıştır. İki tarafın Türk unsurlardan oluşmaları, karışıp-kaynaşmayı kolay kılmıştır. Batu, bir avuç Moğol’un yanına Orta-Asya Türklerinden birazını ekleyip de gelmişti. Karşısına çıkanlarsa, büyük çoğunluğu Kumanlar olmak üzere, Bulgar ve Hazar Türkleriydiler. Beyaz ten ve kumral saçları- na bakarak, Avrupalılar’ın aynı anlamıyla Kuman (Koman) dedikleri Oğuz Türkleri, kendilerine Kıpçak adını uygun görüyorlardı. Batu gelip Altınordu devletini kurunca, yakın komşu Ruslar ve Ukrainler, Batu’nun kimliğinden ötürü hepsine birden Tatar dediler. Kumanlar, sayıca az Bulgar ve Hazarlar, Moğollar ile belki diğer küçük azınlıklar… Günümüzdeki Tatar toplumu işte bu karışımın sonucudur. Anlaşılmış olacağı üzere; Kıpçak, Kuman ve Tatar aynı toplumun devir-devir isimleridir. İşte!.. Konu budur ve bu derecede basittir.
Moğol olmayan Tatarlar, bu isme önce direnmişler ve kabûl etmemişlerdir. Kıpçak kalmakta direnmişlerdir. Ama sonuçta, Ta-tarlar üstüne egemenlik kuran Ruslar’ın dediği geçerli olmuştur. Şunu kabûl edelim ki, târihini bilmeyen bir toplumuz. En çok da Tatarlar böyledirler. Arnavut, Boşnak, Pomak, Abaza, Çeçen, Çerkez, Gürcü gibi köklerden gelen Türkler asıllarını rahatça ifâde ederlerken, Türk Tatarlar bundan kaçınmışlardır. Kendini inkâr eden kaçını görmüşüzdür. Ama diğer bir yandan bunu hayra yormak da mümkündür. Şöyle ki: Sonuçta ben Türküm, ayrıntıya girmenin anlamı nedir?! gibi.
1783, Kırım Hanlığının Ruslar’ca ortadan kaldırıldığı târihtir. Bu târihten sonra en az üçyüzbin kişinin Türkiye’ye göçtüğü he-sâbedilir. Bundan önce Rumeli’ne göçenlerin sayısı daha az olmamıştır. Bu rakamları günümüze bir çevirirsek nerelere varırız! Osmanlı devrinde Rumeli’ne göçenler, buradaki Yörükler’le öyle bir karışmışlardır ki -bugün kim kimdir- ayırabilene aşk olsun! Kırım göçleri ko-nusunda gene kendimizden örnek verelim. Beş kardeşten en küçüğü olan babamızın babası dedemiz 1876 Vize doğumludur. Onun de-desinin babası da Vize’de yaşamışmış. Ondan öncesinde Kırım’dan kimin ne zaman geldiğini bilemiyoruz. Babaanne tarafımız ise, bun-dan daha eski olmalıdır. Buna dâir elimizde kesin bir şecere bulunuyor. Târihlere îtibar etmek gerekirse, ta beşyüz yıldan beri Kırım’dan Türkiye’ye azar-azar göçler olmuştur.
Yukarıda, Kumanlar(la birlikte gördüğümüz Bulgarlar’a gelelim. Bunlar, Bulgaristan’ı kurduktan bir süre sonra özlerini kaybedip-unutarak Slavlaşan Bulgarlar’ın arkasında anayurtta kalanlardır. Şimdi Rusya içindeki Tataristan Cumhuriyetinin Türk halkı, Moğollarla birlikte işte bu Bulgarlar’dır. Ruslar’ın da yaşadığı bu Cumhuriyet’te, Bulgar, Moğol ve bunların melezlerinin hepsine birden Kazan Tatarı denilmektedir. Bizim anlayabileceğimiz bir dil olan Kırım Türkçesi yanında, Kazan Türkçesini anlamak kesinlikle mümkün değildir. Bu, Kazan ve Kırım Tatarları’yla Edirne’de bizzat görüşerek vardığımız kendi hükmümüzdür.
Ülke’mizde,Tatar deyince illâ da Moğol tipi veyâ bunu andıranlar akla gelirler. Görüleceği üzere bu her durumda böyle olmamaktadır. Oğuz boylarından olan Tatarlar’da, tıpkı Türkmen-Yörükler gibi, Moğol geni ya yoktur veyâ son derecede az bulunmaktadır. Burada gene kendimize dönelim. Bizim Tatarlıkla ilgimizi öğrenenler çok şaşırmakta ve hiç benzemediğimizi söylemektedirler. Çünkü, belli bir tipe şartlanmışlardır ve bunun dışında düşünememektedirler. O gibi kişilere bu bilgileri vermekten âdetâ tükenmişizdir. Öyle ki, “Hayır, sen Tatar değil Kırım Türkü olabilirsin.”diyenler olmuştur! Sanki ikisi farklı şeylermiş de!..
Yazımızın başında üçüncü bir Türk topluluğundan bahsettik: Hazarlar… Bunlar, bütün târihimiz boyunca Musevîliği seçmiş ilk ve tek Türk toplumu olurlar. Kafkasların kuzeyindeki devletleri yıkıldıktan sonra çevreye dağılarak Baltık kıyılarına kadar uzanmışlardır. Varlıklarını hâlen de sürdüren ve Karay, Karaim, Karait veya Kırımçak adlarıyla andığmız Musevî Türklerin, Hazarların günümüz uzantı-ları oldukları düşünülür. Karaylar’ın İstanbul’da yaşayanları için, Haliç-Hasköy’de bir sinagog ve bir de mezarlıkları olduğunu biliriz. Eğer bilgimiz bizi yanıltmıyorsa, Karay soyadlı edebiyatçımız ünlü Refik Halit dahî bu cemaatin bir üyesidir.