Yine İran: Bu Sefer Açık Zıtlaşma

AB’nin 3 büyük ülkesinin (İngiltere, Fransa, Almanya) dışişleri bakanlarının Berlin’de İran ile müzakereleri kestiklerini ilan etmelerinden bu yana İran için yeni bir dönem başlamıştır. Bu sefer İran ciddi anlamda reddedilmiş ve dışlanma başlamıştır. Aslında Alman dışişleri bakanı geçmişte ABD’nin iddialarına karşı İran’ı savunurken kullandığından daha farklı bir dil kullanmıştır. İran, ABD’ye karşı AB’nin bu 3 ülkesinin desteğini kaybetmiştir. Bu demektir ki sadece Rusya ve Çin şu anda açık bir duruş belirlemelidir. İki nükleer güç Fransa ve İngiltere şu anda ABD’yi desteklemektedir ve ABD dışişleri bakanı Condoleezza Rice CNN International’ın canlı yayınında ABD politikasının İran lehine olmadığını beyan etti. Evet, İran kapatılan nükleer araştırma merkezini tekrar açtıktan sonra ABD ilk raundu kazanmış oldu ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) şu anda çok zor bir durumda kaldı. Zıtlaşma daha da gerilmektedir ve İran bir inç bile yerinden kıpırdamamıştır. Açık zıtlaşma İran’ın siyaset tarzıdır ve hiç şüphesiz İran liderliği hesabını yapmaktadır. İran devlet başkanı Mahmoud Ahmedinejad Batının zayıflığını ve ülkesinin gücünü bilmektedir.

İran eski devlet başkanı Muhammad Hatami daha liberaldi ve diplomasiyi kullanmaktaydı halbuki Ahmedinejad zıtlaşmayı tercih etmektedir. İran’ın açık zıtlaşma politikası Orta Doğu’da daha fazla istikrarsızlığa neden olacaktır ve İran bölgesel bir güç olarak Arap dünyasının istikrarsız kalmasını istemektedir. Bunun nedeni Ahmedinejad’ın Arap ülkelerinin İsrail’le mücadele etmek için yeterince güçlü olmadığına inanmasıdır. Şu anda İsrail başbakanı Ariel Şaron’un sağlık sorunları yüzünden Ahmedinejad Allah’ın kendi tarafında olduğuna ve kendisinin Filistin sorununu çözecek ve İsrail’i zayıflatacak kişi olduğuna inanmaktadır. Allah’ın kendi tarafında olduğu varsayımı daha önce bir çok kez ifade edildi ve aslında İran daha öncesine göre daha güçlü.

İran nükleer programını sürdürürse ne olabilir? Şimdilik, hiçbir şey. Hiçbir Batılı ülke ABD de dahil İran’a karşı herhangi bir askeri hareket de bulunmayacaktır ayrıca İran’a karşı birlikte yapılacak bir hareket Batı için uygun bir tercih değildir. Aslında AB ülkeleri İran meselesi konusunda ortak bir görüşü paylaşmamaktadırlar, 3 büyük ülkenin beyanları sadece retoriktir, somut olan bir şey yoktur. İran bunun farkındadır, bu nedenle Tahran geri adım atmamaktadır.

Alman başbakan Angela Merkel’in Washington ziyareti önemlidir. Merkel’in ABD ile aynı fikirde olduğu iyi bilinmektedir ve ABD başkanı George W. Bush Merkel için zeki, barış sever, kararlı gibi sıfatları kullanmıştır. Bush, ABD’nin Irak müdahalesine karşı çıkan önceki hükümete de değinmiştir. Diğer bir ifadeyle, Merkel selefinin aksine ABD’nin güvenilir müttefiki olarak tanımlanmıştır.

İran’a gelecek olursak, Almanya ve Merkel’in elleri biraz bağlıdır. Yani İran liderliği Alman ekonomisinin Körfez’den gelen petrole bağımlı olduğunu bilmektedir. İran aynı zamanda Almanya için iyi bir ticari ortaktır. Bunun yanında, İran-Almanya ilişkileri tarihsel olarak her hangi bir ikili önyargı barındırmamaktadır.

Türkiye’nin pozisyonu daha da ilginçleşmektedir. AB’nin 3 büyük ülkesinin kararından sonra Türkiye artık tarafsız kalamaz, hükümet de daha fazla sessiz kalamaz. Sadece Türk Genel Kurmay Başkanı bu gelişmeden endişe duyuyor gibi görünmektedir. İran’ın zıtlaşma politikası er ya da geç Türkiye’ye zarar verecektir. İran devlet başkanının Türkiye ziyareti daha çok mu yoksa daha az mı olası? Türkiye belki de AB’nin 3 büyük ülkesinin ve AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Javier Solana’nın başarısızlığından sonra Doğu ve Batı’yı aynı masaya getirme rolünü üstlenecektir. İran Türkiye’nin bu meselede muhafız olmasını kabul edecek mi? Kim bilebilir ki, belki de dışişleri bakanı Abdullah Gül böyle bir olasılık olup olmadığını görmek için İran’a acil bir ziyarette bulunur. Yine, İran zıtlaşma politikası izledikçe, Türkiye’nin bütün taraflar için kilit rolü artmaktadır.

Son tahlilde, ABD şu anda İran’ın nükleer programına engel olmak için daha fazla uluslararası meşruiyet aramaktadır. Tahran, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki (BMGK) 5 daimi üye, Pakistan, Hindistan ve İsrail’den sonra dokuzuncu nükleer güç olmak istemektedir. İran’ın nükleer bir güç olma konusunda meşru bir hakkının olduğu gerçeği uluslararası hukukun önemli bir meselesidir ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın İran yüzünden yine uykuları kaçacaktır. Başkan Bush İran politikası konusunda daha öncesine göre daha güvenlidir. Ancak devlet başkanı Ahmedinejad da istediğini yapma konusunda kararlı bir kişidir. Saddam değildir ve İran da Irak değildir. İran bir çok kültürü ve dini yaşatmıştır. İran coğrafi ve stratejik olarak birinci sınıf bir ülkedir ve İran liderliği bunun farkındadır. İran Batı’ya sempati duymayan ülkelerin lideri olmak istemektedir – medeniyetler çatışması. Hali hazırda 5 Batılı ülke ile 3 Asya ülkesi nükleer güç iken eğer İran da nükleer güç olursa ne olur? Bu, uluslararası hukuk için de bir çıkmaz sokaktır. İran ile ne yapılacak?

Gerçek şu ki, füzeler bir kültürü, bir ülkeyi yerle bir edebilir ancak onu yönetemez. Evet, İran’ın nükleer tesisleri bombalanabilir ancak bedeli çok yüksek olur, bu bedel o kadar yüksek olur ki Orta Doğu daimi bir istikrarsızlığa sürüklenebilir. Bu nedenle ABD İran’a saldırmak konusunda tereddütlüdür. Herkes bekleme oyununu oynamaktadır. Kazanan şu anda İran’dır. Tahran bir ateş topudur ve herkes Türkiye de dahil ona dokunma konusunda dikkatlidir.