Türkiye’nin Orta Doğu Siyasetindeki Rolü Nedir?

Türk Telekom’un Lübnan şirketi olan Öger’e satışı sadece Türk tarihindeki en büyük özelleştirme planı değil aynı zamanda Türkiye’deki en büyük Arap sermaye yatırımıdır. Ana muhalefet partisi sözcüsünün sermayeye Ermeni diasporasının sermayesinin de dahil olup olmadığı şeklindeki sorusu Türkiye’deki tartışmayı ateşlemiştir.
Son yıllarda Türkiye özellikle Arap dünyasındaki ilginç gelişmeler nedeniyle daha fazla Orta Doğu’ya yönelmiştir. Süreç sadece Orta Doğu’da ABD’nin yönlendirdiği demokratikleşme süreci değil aynı zamanda Arapların, genelde “İslami sermayenin” Türkiye’yi en ümit verici “yükselen piyasa”, bu terim Bill Clinton tarafından 90’ların sonunda Türkiye’yi tanımlamak için kullanılmıştır, olarak tercih etmesidir. Türkiye’nin piyasası Arap ve İslami sermayeye cazip gelmektedir ve görünen o ki gelecekte daha fazla yatırım yapılacaktır ve İslam dünyasında karşılıklı yatırımlar artacaktır. Türk Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye’nin Orta Doğu’nun güç üretme merkezi olduğunu ve bu açıdan Türkiye’nin jeneratör gibi hareket etmekte olduğunu söylemiştir. Doğrudur, şu anda Türkiye’nin Orta Doğu’ya yönelik algılamaları farklıdır ve 11 Eylül 2001’den bu yana Türkiye öncesine göre bölgede farklı bir yaklaşım benimsemiştir.
Adalet ve Kalkınma Partisine yöneltilen bütün eleştiriler Orta Doğu’ya yönelik girişimler hariç hak edilmiştir, Orta Doğu konusunda gerçekten bir fark yaratılmıştır. Bu fark ABD ve Avrupa’nın politikalarının sonucudur. Türkiye Orta Doğu’da farklı bir çizgi izlemeye itilmiştir ve bu, AK Partinin neden baştan beri ABD ve Avrupa Birliği tarafından desteklendiğini açıklamaktadır. Şu anki tek sorun Türkiye’nin kontrolünü elden kaçırma olasılığıdır ve Türkiye, Orta Doğu ve İslam dünyası için ne kadar cazip olursa ilgisini daha çok Avrasya’ya döndürecektir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın birkaç hafta önceki Lübnan ziyareti ve Gül’ün İslam Konferansı Örgütü toplantısı dolayısıyla Yemen’e yaptığı son yolculuk Türkiye’nin İslam Dünyasında daha önce hiç olmadığı kadar büyük bir yer edinmeye başladığının delilidir. Muhalefet buna karşılık olarak Erdoğan hükümetinin cumhuriyetin laik değerlerini destekleme konusunda daha da fazla zaaf gösterdiği suçlamasını yapmıştır. Dış politika açısından, Türkiye’nin dönüşü daha tamamlanmamıştır ve ülke paradoksal olarak İslam dünyası için laik bir model olarak kalmaya devam etmektedir. Türkiye ikili kimliğini daha önce hiçbir zaman bu şekilde kullanmamıştır. Daha önce bu sadece bir teoriydi ancak şu anda uygulamadadır!
ABD ve İsrail Türkiye’nin AB’ye kabul edilmeme olasılığına hazırlanmaktadır, bu nedenle modernleşme yolunu tıkamaktadırlar. Bunun nedeni Türkiye, ABD ve İsrail gibi ortaya çıkamayacaktır, Avrupa değerlerine sahip bir Türkiye tam anlamıyla bir Avrupalı gibi kabul edilmeyecektir. Şu anda zaman Türkiye’nin lehine işlemekte o halde Türkiye geniş anlamda sadece Batı’nın sadık bir müttefiki olarak değil aynı zamanda Orta Doğu’daki sosyo-politik ve iktisadi değişimlerin sadık müttefiki olarak ortaya çıkacaktır. Örnek olarak üç ülkeyi verebiliriz: Suriye, İran ve Irak. Bu üç ülke değişik şekillerde Türkiye’nin gelecekteki müttefikleri olacaklardır. ABD’nin, Irak’ın Orta Doğu’daki son savaş alanı olacağı yönündeki iddiası herşeyi açıklamaktadır. İran seçimleri gerçekte bölgenin ne kadar fazla temas ve ilişkiye ihtiyaç duyduğunu göstermektedir. İranlılar sadece siyasi değil aynı zamanda sosyo-politik bir karar vermişlerdir. İran bölgede kilit bir aktör olmaya devam edecektir ve Türkiye İran ile olan yakın ilişkilerini daha da geliştirecektir. Bu ilişkiler, ABD’ye karşı değil daha çok bölgede güçlü olmak için geliştirilecektir. İran’ın yeni seçilen Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad İran’ın ABD’ye ihtiyacı olmadığını açıkladığında ABD’nin bölgede mevcut olacağını ve İran’ın bu gerçekle yaşamak zorunda olduğunu bilmekteydi.
Türkiye’nin Orta Doğu’ya yönelik algılamalarına dönecek olursak, Türkiye iktisadi olarak istikrarlı bir bölge istemektedir. Siyasi istikrarsızlık devam edecektir. Türkiye’nin Orta Doğu’daki çatışmalarda rol oynama isteği samimidir ancak daha henüz ciddiye alınmamıştır. Ancak, AK Parti hükümeti gelecek seçimlerde eğer yeniden seçilirse, Orta Doğu’daki ortam ciddi anlamda değişecektir. ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice Kahire’de yaptığı son konuşmasında ABD’nin bölgede kalacağını açıklamıştır ve bu tamamen değişecektir. Aynı zamanda Rice şöyle demiştir: “60 yıldır ülkem ABD Orta Doğu’da demokrasi pahasına istikrar peşinde koştu ve ikisini de başaramadık. Şu anda farklı bir yol izlemekteyiz. Bütün halkların demokratik isteklerini desteklemekteyiz.”
Bu nedenlerden dolayı, Türkiye’nin şu anda Orta Doğu’ya yönelik olarak “demokratik bir algılaması” vardır. Arap dünyası demokratik olarak kendisini yenileyememiştir çünkü ABD politikaları her ne pahasına olursa olsun istikrara yönelmiştir, halbuki Türkiye herhangi bir dış müdahale olmadan kendisini demokratik olarak şekillendirmiştir. Bu, Türkiye için en büyük varlıktır. Erdoğan bu gerçeğin farkındadır ve buna uygun olarak hareket etmektedir. Türkiye, 90’ların başında Türk dünyasında “yükselen yıldız” olarak kabul edilmiştir ve şu anda İslam dünyası için demokrasinin motor gücüdür. Türkiye bu politikada başarısızlığa uğrayabilir mi? Belki uğrar ancak başarılı da olabilir. Şu kesin ki: Türkiye 10 yıl içinde sadece Arap dünyası için değil aynı zamanda ABD ve İsrail için bugüne göre daha cazip olacaktır.