Türban ve Büyük Değişim

Paylaş

Geçen hafta açıklanan AB İlerleme Raporu Türkiye ve AB arasında görülebilir bir gelecekte çözülemeyecek olan sorunlardan bahsediyordu. Türkiye’nin “reform yorgunu” olduğu doğrudur, ancak AB bundan memnundur. Bunun nedeni AB’nin derin bir krizde olmasıdır ve Türkiye reform sürecinde ne kadar yavaş ilerlerse AB için o kadar iyidir. AB, Türkiye’nin reform sürecini daha önce olduğu gibi devam ettirmesi konusunda baskı yapmasına rağmen bu, hem teknik hem de siyasi olarak imkansızdır. Ancak, Türkiye doğru yoldadır ve hükümet aslında yeni bir başlangıç yapmıştır. Fakat baş müzakereci Ali Babacan uzmanlar heyetini oluştururken ve müzakereleri hızlandırırken bir takım teknik sorunlarla karşılaşmaktadır. Diğer bir ifadeyle, hükümet ve bürokrasi el ele hareket etmeli ve bir birlerinin yanında durmalıdırlar. Yani, hükümet gelecek yılın çok zor olacağının farkındadır ve 2006 ilerleme raporu daha sert ve daha eleştirel olacaktır.
Hükümet hali hazırda erken seçim havasına girmiştir ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türban ile ilgili son kararı ile hükümet daha fazla hayal kırıklığına uğramıştır. Hükümetin beklentisi türbanla ilgili olarak Türkiye devletine karşı dava açan Leyla Şahin’in lehine bir karar çıkmasıydı. Şu anda, durum değişmektedir ve hükümet, devlet ve uluslararası hukukla karşı karşıya gelme veya kararı kabul etme tercihiyle karşı karşıyadır. Karar ne olursa olsun bağlayıcıdır başka bir yol yoktur. Sorun çok yönlü olacaktır. Bu karar, AKP hükümetinin 2002’den beri süregelen AB politikası için en büyük darbedir. Sorun hükümetin ne yönde ilerleyeceğidir, daha İslami mi yoksa daha laik mi? Geçen haftadan beri AKP’nin çöküşü başlamış gibi görünmektedir. AKP’ye değişim için oy veren milyonlarca seçmen hiçbir değişimin olmadığını ve değişim arzusunun yapay olduğunu görmektedir. AKP’nin istediği devletin ve toplumun daha fazla İslamlaşmasıdır. Muhalefet şu anda daha da güçlenmektedir ve görünen o ki başbakan, dışişleri bakanı ve meclis başkanı ölçülülüklerini yitirmekte ve daha İslami bir tavır sergileyerek daha fazla hata yapmaktadırlar. Bir önceki makalede, Türk toplumunun bölünmekte olduğundan bahsetmiştim. Bu politikası ile AKP toplumu daha da bölmektedir. Türbanın sosyolojik bir gerçek olduğuna dair bazı görüşler vardır ancak Türkiye’nin sosyolojisi İslami değildir, laiktir. Asıl zıtlaşma yakında gelecektir ve AKP hükümetinden daha radikal beyanlara ve politikalara hazırlıklı olmalıyız.
Bunun yanında Fransa’daki olaylar AKP hükümeti için diğer bir darbedir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Fransa’daki şiddet olayları ile ilgili olarak yaptığı açıklama hem çok erken yapılmış bir açıklamadır hem de yanlıştır. Erdoğan yine yanlış şekilde yönlendirilmiştir. Fransa’nın olayların türbanla ilgisi bulunmadığı yönündeki açıklaması aslında Fransız halkının neden Türkiye’nin üyeliğine karşı olduğunu göstermektedir. Daha sonra Erdoğan’ın yanlış anlaşıldığı ve Fransa’daki türban yasağının şiddetin nedenlerinden biri olduğu şeklindeki açıklamasına rağmen bu AİHM’nin türbana karşı kararını etkilememiştir ve bazı yazarların iddia ettiği şekilde türbanın sosyolojik bir gerçek değil siyasi bir sembol olduğu kararına varılmıştır.
Almanya’da Angela Merkel başbakanlığında kurulan yeni koalisyon hükümeti kamu alanında türban takılmasına karşı aynı sert tavrı benimseyecektir ve belki de bu sefer Erdoğan bir beyanda bulunmaktan kaçınacaktır.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in türban konusundaki tavrı serttir ve TBMM Başkanı Bülent Arınç ve CHP Genel Başkan yardımcısı Birgen Keleş arasında türban konusunda çıkan tartışmanın AİHM’nin kararından hemen önce ortaya çıkması Türk kamuoyuna asıl oyunun hala toplumu İslamlaştırma olduğunu göstermiştir. Bunun modern bir giyim tarzı olup olmadığı ayrı bir tartışmadır ancak gerçek şu ki AKP artık liberal muhafazakar demokrat bir parti değildir, daha çok, değişim için ona oy veren Türk halkına verdiği sözleri tutamayan bir partidir. Tehlike AKP’nin daha radikal İslami bir parti haline gelmesidir ve bu iyi bir gelişme olmaz. Erdoğan ne kadar çok dünyayı gezerse o kadar az Türkiye’nin gerçek sorunlarıyla ilgilenmektedir. Erdoğan reformist ve değişen bir lider olarak görülmektedir ancak bu imajını hızla kaybetmektedir. Eğer AKP iktidarda kalmak istiyorsa bir kez daha gelecek yıl erken seçim yapılmasına ilişkin bir karar alınabilir. Eğer AKP toplumu bölen ve gerilimi artıran meseleler konusunda ısrarcı olursa 2007’de planlanan seçimlerde AKP’nin kazanması çok zor olacaktır. AİHM’nin bu kararı ile türbanlı eşi olan bir kişi 2007’de Türkiye Cumhurbaşkanı olamayacaktır. AKP’nin bu konudaki ısrarı olumsuz bir sonuç doğuracaktır. Türkiye hali hazırda yeni bir psikolojik durum ve siyasi psikoloji içindedir.
AKP hükümeti ve başbakan Erdoğan zor zamanlarla yüz yüzedir. Son olarak, Türkiye’de alkol tüketiminin yasaklanması mümkün değildir ve alkol tüketen milyonlarca insan da AKP’ye oy vermiştir. Erdoğan ters açıdan da olaya bakmalıdır. Sadece muhafazakar Müslümanlar ona oy vermemiştir aynı zamanda milyonlarca laik seçmen de ona oy vermiştir. Erdoğan aslında kimin başbakanı olduğuna karar vermelidir. Çok fazla zaman kalmamıştır. Demokrasilerde bütün gruplara eşit muamele edilmelidir. Aslında, Türkiye daha İslami bir devlet olma ya da daha laik bir devlet olma çizgisinde bulunmaktadır. Gelecek seçimler buna karar verecektir. Bu politikalar ile görünen o ki Erdoğan kazanan tarafta olmayacaktır.