Pozitif Yaşama On Adım

Yaşam
İçeriği Paylaş...

1.ADIM
KİŞİSEL SORUMLULUK ÜSTLENİN

Kişisel sorumluluk kavramı, akıl sağlığının çok önemli bir parçasıdır.Kendi alanımızdaki konulardan sorumlu olduğumuzu düşünmemiz gerekir. Peki hayatımızda neleri etkileyebiliriz? Etkileyebildiğimiz başlıca alanlar bir birey olarak bize ait olanlardır. Bunun içerisinde düşüncelerimiz, duygularımız, verdiğimiz kararlar ve davranış biçimleri yer alır.Hareketlerimizin olası sonuçları üzerinde de biraz olsun etkimiz vardır.

Fakat bunların hiçbiri üzerinde tam bir kontrolümüz yoktur. Örneğin düşüncelerinizi kusursuz bir biçimde kontrol etmeyi deneyin. Bunu beceremediğinizi göreceksiniz. İsterseniz birlikte deneyelim. Bir an için gözlerinizi kapayın ve bir fil düşünün. Şimdi kendinize pembe bir fil düşünmeyi emredin. Şaşırarak göreceksiniz ki aklınızdan kovamadığınız tek şey, pembe bir fildir; ama eğer pembe bir fil düşünmek için kendinize izin verirseniz, çok kısa sürede bu düşünceden sıkılacaksınız ve aklınız başka şeylere gidecek. Bu deney, düşünceleriniz üzerinde tam değil, bir ölçüde kontrolünüz olduğunu gösterir. Sizden başka hiç kimse onlardan sorumlu değildir.

Düşüncelerimizin yanı sıra duygularımızdan da sorumluyuz.Kendimizden, başka insanlardan ve dünya hakkındaki inançlarımızdan sorumlu olduğumuz için bu inançlardan doğan duygularımızın sorumluluğunu da üstlenmiş oluruz.

Örneğin, yakın dostlarımızın arkadaşlığından hoşlandığımızı, fakat işimizin bizi hiç tanımadığımız başka bir ülkeye sürüklediğini düşünelim. Bizi olumsuz biçimde etkileyen bir sıkıntı yaşamaktayız. Bu olumsuzluğu yaşamamızın tek sebebi düşünme biçimimizle alakâlıdır. Bir sıkıntıyla yüz yüze geldiğimiz için, “İyi arkadaşlarımdan uzakta olduğuma memnunum.” Ya da “ İlgilendiğim insanlardan ayrı olup olmamam benim için önemli değil “ diye düşünmemiz beklenemez. Doğrusu böyle düşünmemiz bizim için sağlıksız olurdu; ama bu sıkıntıyla yüz yüze gelmemiz, durumumuz hakkında düşünme biçimimizin sorumluluğunu bizden alamaz. Sağlıklı olumsuz düşünme olarak adlandırılan biçimde düşünürsek : “ Bu durumda olmak hoşuma gitmiyor; ama dayanabilirim.” Sağlıksız biçimde düşünürsek: “ Bu durumda olmaya dayanamıyorum; eğer bir süre daha buna katlanmak zorunda kalırsam çıldıracağım.” Arasında seçme hakkımız olacaktır.

Bazen bir karar verirken, gereksinim duyduğumuz tüm bilgiye sahip olmasak bile genellikle verdiğimiz kararlardan biz sorumluyuzdur. Örneğin iki iş teklifi aldık. İşsiziz ve üç seçenekle karşı karşıyayız.Bir, A işini kabul edebiliriz. İki B işini kabul edebiliriz. Üç, hiçbirini kabul etmeyip daha iyi bir işin gelmesini bekleyebiliriz. ( Tabii burada daha iyi bir iş alamama riskini de göze almış oluruz. ) Bu iki iş hakkında ve eğer iki işi de almamaya karar verirsek, daha iyi bir iş bulma şansına ilişkin elimizden geldiğince bilgi edinmek bizim sorumluluğumuzdur. A işini almaya karar verdiğimizi düşünelim. Fakat çok geçmeden, bilmiş olsaydık farklı bir karar vermemizi sağlayacak bir bilginin bizden saklandığı ortaya çıkıyor. Verdiğimiz kararı uygulamaktan hala sorumluyuzdur; ama önemli olan bilginin bizden saklandığı gerçeğinden sorumlu değiliz.

Gerçek, bunu bilmiyor olmaksızın, bu bilgiyi bilmemiz gerektiğinde ısrar etmek bizim için yararsız olacaktı. Belli bir anda bilmediğimiz bir şey için sorumlu tutulamayız; ama bunu, yaşadığımız deneyimden öğrenmekle yükümlüyüz. Öyleyse, gelecek seferde bir iş hakkında, A mesleği hakkında sormadığımız belirli soruları sorabiliriz.

Hareketlerimizin olası sonuçlarından da bir ölçüde sorumluyuzdur. Bir arkadaşımız için bir şey yapmaya söz verdiğimizi düşünelim; ama yardım zamanı birden ortaya daha ilginç bir şey çıkıyor ve sözümüzü tutmamaya karar veriyoruz. Ona yardım etmememiz büyük bir olasılıkla arkadaşımızı çok gücendirecektir. Burada bizim yalnızca sözümüzü tutmayı başaramamızdan değil, arkadaşımızın düş kırıklığından sorumlu olduğumuz söylenebilir. Fakat arkadaşımızın şiddetli üzüntü duygusundan sorumlu tutulamayız; çünkü onun üzüntü duyguları altüst olmuş düşünüş biçiminden ileri gelmektedir.

Bütün bunlar, düşüncelerimizin, duygularımızın, kararlarımızın, hareketlerimizin ve bu hareketlerimizin olası sonuçlarının sorumluluğunu üzerimize almamızın çok önemli olduğu anlamına gelmektedir. Kişisel sorumluluk üstlenmezsek; değiştirebileceğimiz bir şeyi değiştirmek için uğraşmaz; bunun yerine: düşünme, hissetme, hareket etme biçimimiz ve aldığımız kararlar için başkalarını suçlama eğilimi içine gireriz. Bizim sorumlu olduğumuz şeyler için başkalarını ve dış olayları suçlamak, zihinsel sağlığın kötülüğünün işaretidir. Bunu yaptığımızda kendimizi kurban olarak görme eğiliminde olur ve yaşama aciz bir bakış geliştiririz.Kişisel sorumluluk almayı reddetmemiz, kendi hayatımızın denetimini ele almayı da reddetmemiz demektir.Böylece başkalarından bizi kurtarmalarını bekler ve onlara aşırı muhtaç hale geliriz. Bir kurban olarak yazgımız ve başkalarının bize nasıl haksız davrandığı hakkında acı şikayetlerde bulunmaya yöneliriz.

Bunu yaparsak, bugünkü düşünme, hissetme ve hareket etme biçimimiz için, geçmişimizi, anne ve babamızı suçlama eğilimine gireriz. Elbette geçmişte yaşadıklarımızın duygularımıza, düşüncelerimize ve davranış biçimlerimize etkisi vardır; ancak buna neden olduğu pek söylenemez. Şu andaki tepti biçimimiz büyük ölçüde, şimdiki ve gelecekteki olaylar hakkındaki düşünüş biçimimize bağlıdır.Anne ve babamızdan hayatta işlerimizi iyi götürememenin başarısız biri kişi olduğumuz anlamına geldiğini öğreniriz; ama unutmayalım ki bu felsefeyi yıllarca kafamızda canlı tuttuk. Bu yüzden bu felsefeyi yaşatmayı seçmekten sorumluyuz ve bunları değiştirmeyi öğrenebiliriz.

Suçla sorumluluğu birbirinden ayırmak çok önemlidir. İnsanların düşünme, hissetme ve hareket etme biçimlerinden sorumlu olmaları onların bunlardan ötürü suçlu oldukları anlamına gelmez. Çünkü suçlama, insanların kötü bir şey yaparsa kötü insan olacakları ve bunun için de cezalandırılacakları felsefesini içerir.

Kişisel sorumluluğumuzu üstlenerek pozitif yaşama ilk adımımızı atmış olacağız. Sağlıksız düşünce biçiminden kurtulmak bizi yüreklendirecektir…..

İkinci adımda buluşmak üzere…

Windy Dryden