Bir önceki yazımızda Keşan hakkında aynı başlık altında yazmıştık. Yazımızın sonunda, Keşan’ın bugünkü adıyla ilgili olarak bildiğimiz bir söylentiyi de: “Keşan geçmişte deve kervanlarının yolu üstündeki önemli bir durakmış. Burada dinlenen develer ihtiyaç da giderdiklerinden (idrar çıkarmak eski Türkçe’de kaşanmak diye söyleniyor), Keşan’a kaşan yeri deniyormuş! İlginçtir ki, şimdiki adın kökeni buymuş!?.” biçiminde vermiştik. Yâni, bunu, …mışlarla, hayret (!) ve kuşkumuzu (?) gösteren işâretlerle yazmıştık.
Yazımızın yayınından sâdece üç gün sonra, on yıl önce tanıştığımız bir bilgi kaynağıyla yeniden buluştuk. Doğum yerimiz Vize’yle, Osmanlı devrindeki statüsü içinde Vize’ye bağlı Trakya birimlerden bilgiler kopyaladığımız kaynaktan daha fazla yararlanmayı o gün için, yâni on yıl öncesi düşünememiştik. İşte bu sebeple, Tekirdağ, Malkara, İpsala, Enez, Gelibolu ve Şarköy gibi Keşan da, Vize’ ye bağlı olmadıkları gerekçesiyle değerlendirmemiz dışında kalmışlardır. Son yazımızın üstünden henüz üç gün geçmişken bu kaynağa yeniden ulaşınca, hemen Keşan maddesine baktık. Burası ancak altı satırla anlatılıyordu ve tesâdüf bu ya, o kısa anlatım içinde Keşan adının öyküsü veriliyordu. Kitaptaki Keşan’ı aynen, kendi imlâsı ve işâretleriyle buradan: “Malğara ve İpsala’nın arasında kurulu olup [Rus Köyü] denilen Keşan, Hüdavendigar Sultan Murat’ın vezirlerin den Evrent Bey tarafından zapt edilmiştir. Yazma Cihannüma, Keşan için [Rus Köyü] adını taşıyor, diyorsa da Osmanlı Sicilinde Rus Köyü Vize livasının bir kadılığı olarak gösterilmiştir. Keşan adı, Rumca Kissupolis’ten gelen Kissan’ın bozuk bir şeklidir. Keşan eskiden, Ptolomaios’a göre bir Trakya şehri olup, Topiris veya Topiron adını taşırdı.” Burada Evrent Bey denilen, hiç kuşku yok ki, Keşan’ı, Orhan Gâzi’nin oğlu ve Hâlen Bolayır’da yatan Süleyman Paşa’dan sonra ikinci defâ fetheden Evrenos (başka söyleyişle Evrenuz) Beydir. Kendisi Sırpsındığı Baskını’ndaki komutanlardandır ve asıl şöhretini belki Bura’da kazanmıştır. Rus Köyü için ise aşağıda görüş bildirmek üzere…
Bundan sonra da kendi değerlendirmemize geçiyoruz. Klaudios Ptolemaios, Mîlâdın II. yy.lında Mısır’da yaşamış bir Yunanlı bilgin olup, astronomi, matematik ve coğrafya üstüne eserler bırakmıştır. Kendisi, bizim Evliya Çelebi’mizin yaptığı gibi tatlı tatlı ve fakat doğruların yanında yalanyanlış yazmamıştır! Yazdıklarına tamâmen îtibar edilen ciddî bir bilgindir. Geographike Hiphegesis (Coğrafya Klavuzu) isimli eseri, benzer diğerleri yanında bugün başvurulan önemli bir kaynaktır. Bu yüzden, Ptolemaios’un, Keşan’ın eski adı diye bildirdiklerine (Topiris ve Topirion) inanmak ve doğru kabûl etmek durumundayız. Keşan’ın Kissupolis adına gelince. Bu dahî doğru olmak gerekecektir. Ancak, buradan türediği anlaşılan Kissan için nâçizâne bir itirazımız olacaktır. Şöyle ki, Yunanca yeri, yurdu anlamına gelen yon (yazılışı ion) diye bir ek vardır. Bu ek, adını Yunanca’dan alan bir çok yerde karşımıza çıkmaktadır. Aynı gerekçeyle, Keşan’ın eski Kissan adı da bundan önce Kission olmalı ve Kissan’a buradan varılmalıdır, diyeceğiz. Rus köyüne gelince. Burada gene Vize’ye döneceğiz. Türk Trakyası’nın çok eski (belki en eski) bir yerleşim noktasındaki Vize, zengin târih geçmişinde Osmanlı’nın da sancak merkezidir. Yukarıda Keşan’la birlikte andığımız birimler dışında kalan Trakya yerleşimleri (buna Edirne’nin Havsa ve Hasköy’ü ile, İstanbul’un yanı başındaki Terkos ve Küçük Çekmece’yle Kırklareli bile dâhildirler), geçmişte bir zaman, şimdi sâdece onbin nüfusa sâhip, bu yeşil, şirin ve tarihî Vize’ye bağlıdırlar. Bu kadarla da kalmamaktadır. Kırım’la birlikte bugünkü Ukrayna, Romanya ve Bulgarya sâhil arazisinin Vize’ye bağlandığını (177787) geçelim. Şimdi Bulgarya’da kalan sekiz yer, bir dönem gene Vize’ye bağlanmışlardır. İşte bu dönemin bağlı birimlerinden biri de Rus Kasrı denen yerdir. Kâtip Çelebi’nin Cihânümâ isimli yazma eserinde Keşan’a Rus Köyü demesini biz daha önce okumuş ve ancak yukarıdaki kaynakla aynı kanıya varmıştık. Yâni, Rus Kasrı’yla Rus Köyü’nün aynı yerler olabileceklerini düşünmüştük. Keşan’ın Russa ve Russion adları, Rus saldırı ve işgâliyle ilgili görünmektedirler. Rus Kasrı’ndan ayrı olarak Keşan’a da gerçekten Rus Köyü denmişse, bu gene aynı döneme rastlamalıdır. Şu da var ki, Kâtip Çelebi, Evliyâ Çelebi gibi, doğruların yanında gayri ciddî ve yalan yanlış da yazabilen bir kimse olmamakla birlikte 17.yy.da yaşamıştır. Bu açıdan, kendisinden sonraki bir olayı yazabilmesi imkânı da olamayacaktır! Doğrusu, burada içinden çıkılamayacak kadar bir karışıklık vardır. Ama nedir!?. Sonuç olarak, Rus Kasrı’yla Rus Köyü arasında şaşırıp kalmaktayız.
Geçen yazımıza yer darlığından koyamadığımız bâzı cılız bilgileri de buraya ekleyelim. Keşanlılar muhtemelen bunları bilirler; eğer bilirlerse, o zaman biz de başkaları için yazmış olalım: Târih boyunca Çanakkale Boğazı’nı geçen insanlık, hemen her defâsında Keşan’dan da geçmiş olmalıdır. İstanbul’un fethinden önce Anadolu-Rumeli arasında gidip-gelen Türkler, gene Keşan yolunu seçmişler, buradan geçmişlerdir. İstanbul’un fethi için Edirne’de hazırlanan ordu, Kırklareli, Pınarhisar, Vize, Saray, Sefâalan, Istranca yoluyla gidiyorken, Anadolu takviye güçleri Keşan üstünden geçmişlerdir. Fâtih, bu askeri 23 Mart 1453 günü Keşan’da beklemiştir. Keşan Gelibolu lîvâsına (sancağına) bağlı bir kazâ (ilçe) iken, Şeyh Mehmet Emin Efendi diye bir kişi 17. yy.da burada nâiplik yapmıştır. Nâip, vekil demektir. İlçeyi asıl yöneten ve adını bilmediğimiz kişi her kim idiyse, anılan Şeyh belli bir süre onun görevini yürütmüştür. Mehmet Kâmil Efendi (17281801), Osmanlı’nın Rumeli kazaskeri ve şeyh ül İslâmlarından biridir. Şeyh bir gün gözden düşünce emekli edilmiş, Keşân kazâsı aylık ve ikrâmiye olmak üzere ona arpalık verilmiştir. Arpalık, Osmanlılar’da bâzı büyük memurlara emeklilik karşılığı verilen aylık ve ikrâmiyedir. Bu, bâzen bir ilçenin geliri de olabilmiştir. 18.yy. sonunda buraya sürgün edilmiş Şeyh, bir süre sonra İstanbul’a dönmüş ise de, orada ölmüştür.
Şimdi, Keşan adıyla ilgili konumuzu şöyle bir toparlayalım: Hayli eski bir yerleşim olmasına rağmen merkez olamayıp, bulunduğu yer itibarıyla olaylara da karışmamış Keşan, isim bakımından ise bayağı zengin görünmektedir! Her iki yazımızda belirttiğimiz, ama sıralarını bilemediğimiz; Zorlanis, Zorlanae, Zorlanea, Topiris, Topirion, Kissupolis, Kission, Kissan, Russa, Rossion (belki de Rus Köyü!) gibi isimler, târih fakiri dediğimiz Keşan’ın târih çerçevesindeki isim zenginlikleridirler. Keşan bağlantısıyla ilgili söylenti üstünde de duralım. Bu her ne kadar söylenti dahi olsa, Keşan’ın geçmişinden gelmektedir. Pekâlâ gerçek payı olabileceği gibi, Keşân’ın bir hâtırâsıdır da. Hâtırâlar geçmişe dönük olduklarından, bunlar bir anlamda da târih demek olacaklardır!