İşimiz muhabbet kardeşim;üç türlü ………..
Birincisi;kalma,
İkincisi;çalma
Üçüncüsü ise;bulma…
Bunlardan birincisini yakalayamadın mı vay senin haline…
Yahu olur mu Sebahattin Abi, dördüncüyü unuttun dediğimde… Yüzüme bilge bilge bakıp “O neymiş “deyince bende; “Çalışıp biriktirme. “dedim.
Oğlum işimiz muhabbet dedim ya… Ben 70 yaşındayım…Çalışıp biriktirme görmedim…Ama ara-da bır duyarım…Doğrumu pek inanmıyorum ya…Neden biliyor musun?.. Kimi gösterseler bana bu çalışıp kazandı diye ya babası, ya dedesi ya da karısının tarafından dediğim üç paradan biri ile irtibatı vardır diye araştırıyorum, inan bana benim dediğim çıkıyor.Ama bazen şanslı insanları da unutmamak lazım diye düşünüyorum.Yemeden içmeden çalışıp kazandığı üç beş kuruşu biriktirerek bundan elli yıl önce sırf bir tarlası olsun diye köyün en kumsal arazilerinden 35-40 dönüm arazi alıp ömrünün büyük bölümünü çile içinde geçirdikten sonra,tarlası bir yerleşim alanının ortasında kalan,bu gün denize sıfır olan arazisini içersinden yol geçen,sırf o tarlayı aldığı için 30-40 yıl deli muamelesi görüp de bu gün mal mülk içinde yaşayan bir iki kişi tanıyorum…
Neyse bu konu biraz derin kaçtı. Değiştirelim… İşimiz muhabbet ya. Ankara’ya CHP Kurultayına gidiyoruz. İstanbul’dan bindik uçağa. Yanımda da İpsala’dan rahmetli KULA var… Uçağa ilk defa binmenin şaşkınlığı ve birazda korku ile elindeki küçük çantayı kucağına sıkı sıkı sıkıştırmış uçuyoruz. Hostes kız geldi. “Beyefendi lütfen çantanızı verin üstteki raflara koyalım.”diyerek Kula’nın çantasını alıp boş olan bir iki koltuk ötedeki rafa koydu. Baktım ki rahmetli Kula pek memnun değil, hostese; “Hanımefendi biraz uzağa koymadınız mı çantamızı? Dikkat edin lütfen” derken Kula’nın “Kardeşim; Sebahattin Bey doğru söylüyor… İnen binen olur yanlışlıkla karışmasın bizim çanta!” demesiyle uçakta bizim konuşmamızı duyan herkes de gülmekten can kalmadı.
O yolculuk unutulacak gibi değil… Rahmetli Kula korkuyla karışık sorduğu sorularla herkesi güldürüyordu. Ankara’ya nasıl vardık kimse anlamadı. Üç beş dakika sonra hava alanına ineceğiz rahmetli son bombayı da patlattı. Bana “Yahu Sebahattin tamam uçuyoruz anladık,bu uçağın lambaları nerden cereyan alıyor da yanıyor?” deyince ben de patlattım cevabı. “Ya uçağa binerken dikkat etmedin mi… Hava alanında çok uzun bir kablo uçağa bağlıydı. İşte o kablodan gelen cereyanla yanıyor bu ampuller.” dedim rahmetli “Yapma ya; demek o kablo o iş içinmiş…” demez mi…
Aza beyefendi yetmişlik bir delikanlı Sebahhattin Abi.Yirmisindeki kadar gür ve güzel sesiyle söylediği şarkılara eşlik etmek ve o doyulmaz güzel muhabbetlere dahil olmak için zaman zaman yiyeceğiniz nevaleyi alıp iki köprü arasındaki Sebahhattin abinin (buda mekancı Sebahattin)yerine gitmeniz gerek.
Sebahhattin’in yeri bir başka güzel.Burada insan kendini başka bir alemde hissediyor. Burası bir başka dünya olmazsa Uzunköprü den kalkıp taa buralara gelirmiydi Sebahhattin Abim…
Mesele kubbede hoş sohbet bırakmaksa, işimiz muhabbet…