İş ve Güvenlik: Bedeli Kim Ödeyecek?

Atlantik Güvenlik Çalışmaları ve Prag Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü tarafından düzenlenen Prag’da düzenlenen“ İş ve Güvenlik: Bedeli Kim Ödeyecek?” konulu uluslararası konferansa geçen hafta katıldım. Konferans başlığının da ifade ettigi gibi, günümüz ve gelecek için böylesi önemli bir konuda düzenlenen belki de ilk konferanstı. Küresel tehditlerin ve jeopolitik gelişmelerin uluslararası işi nasıl etkilediği bağlamında isle ilgili hangi tür tehdit değerlendirmeleri yapılabilir? Ayrıca, 11 Eylül sonrası doğan zorluklara karşı devletlerin ve çokuluslu güvenlik örgütlerinin nereye kadar hazırlıklı oldukları kanımca en onemli sorudur. Daha acik ifade etmek gerekirse, Türkiye gelecekte enerji güvenliği icin önemli birkaç önemli noktanın merkezi olacaktır. Türkiye bu zorluklara tek basına karşılayabilir mi? Ya da eğer Büyük Ortadoğu konsepti gerçekleşecek ve uluslararası terorizm önlenecekse, ABD ve AB’nin nasıl bir işlevi olacaktır?

Türkiye ile ilgili konulardan bir tanesi İran’ın nükleer programıdır. İran nükleer bir güç olduktan sonra pozisyonunu değiştirecek midir? Petrol ve doğal gaz zengini İran fazladan o kadar çok gelir yapmaktadır ki bu İran’ı ekonomik olrak güçlendirecektir. Bu Türkiye-İran ticaret ilişkilerini kesinlikle artırabilir ancak ABD ve AB İran’a olan baskılarını artırdığında ne olacaktır? Şüphesiz İran nükleer programına devam edecektir ve İsrail yeni tehdit değerlendirmeleri ve yönetimi yapacaktır. Bunun Türkiye-İsrail ilişkileri üzerine olan etkisi hissedilecektir ve bu bağlamda Türkiye yeni düzenlemeler yapmak zorundadır.Nükleer silahların yayılması hala en önemli sorundur. Ortadoğu tekrar bölgesel bir rekabet alanı olma yolundadır. Rusya ve Çin de bölgeye girmektedir ve etkileri ortaya çıkacaktır. Radikal İslam ya da ılımlı İslam’dan hangisinin başarılı olacağı görülecektir.

Türkiye’nin orta ve kısa vadedeki rolüne gelince, AK Parti milletvekili ve Başbakan danışmanı Ömer Çelik’in geçen hafta ifade ettigi gibi, Türkiye’nin laik rejimi Orta Doğu’nun demokratikleşmesi bağlamında “nükleer bomba”benzemektedir. Gerçekte, Türkiye’nin laik rejimi İran’ın nükleer programından daha güçlüdür.Libya ve Irak nükleer programlarından arınmışlardır ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Mohamed ElBaradel’in Nobel Barış Ödülü’nü alması da Ortadoğu’daki gelişmeler açısından ilginçtir. Ancak, ödülü Baradel değil de Fransa, Almanya ve İngiltere’den oluşan AB üçlüsünün alması gerektigini söyleyenler vardır, çünkü AB üçlüsünün baskısı ve diplomasisi olmasaydı Ortadoğu çok farklı görünecekti.

Hiç süphesiz, Washington’daki Güvenlik Politikaları merkezinin başkanı Frank Gaffney gibi son derece güçlü muhafazakar görüşler olacaktır. Gectiğimiz günlerde Washington Times’da yayınlanan makalesinde Gaffney İslam’ın Batı’ya karşı cihat ilan ettiğini, bazı İslam ülkelerinin küresel halife konusunda çok istekli olduğunu ve devlet destekli radikal İslami örgütleri olduğunu söylemiştir.Ancak en önemlisi, Francis Fukuyama’nın 11 Eylül sonrası yazdığı bazı makalelerinden hareketle, bunlar arasında “İslamifaşist” devletlerin olduğunu yazmıştır.Diğer yandan, ABD’nin yeni muhafazakarları bölgenin değerleri ve gelenekleri hakkında birşeyler öğrenmelidirler ve Gaffney’in yaptığı gibi tüm yumurtaları bir sepete koymamalıdırlar. “İslam’in Batı’ya karşı haçlı seferi” olduğunu söylemek entelletüel anlamda güzel görünebilir, ancak gerçek farklı görünmektedir. ABD’nin yenimuhafazakarları “coğrafyanın değerlerini” anlamayı unutmuşlardır ve şüphesiz muhafazakar değerlerle dünyayı düzgün açıklayamamaktadırlar.Daha yaratıcı olmaya ihtiyaçları vardır.Ortadoğu’daki en önemli konu nedir?- cami yıkmak mı ya da bataklık kurutmak mı? Demokrasi ve hukukun üstünlüğü Ortadoğu için kesinlikle gereklidir ancak o bölgede yaşayan ve binlerce yıllık büyük kültürlerin mirasçılarının değerlerine biraz saygı da gereklidir.Gafmney bir noktada haklıdır, genel olarak teroristler ölümü kutsallaştırırken demokrasi hayatı itmektedir.Hiçbiri diğerinin yerini tutamaz ve bu nedenle uzun vadede demokrasi kazanacaktır.

Ortadoğu’da iş politika gibi önemlidir. Hem politikacı hem de başarılı işadamı olan Lübnan eski Basbakanı Refik Hariri’ye suikast yapılması bir uyarıdır. Birkaç ay sonra, Suriye İçişleri Bakanı’nın intiharı da sadece radikal İslam’ın değil aynı zamanda baska seylerin de tehlikede olduğunu göstermiştir.Birbaşka deyişle, Ortadoğu’da iş ve güvenlik daha fazla öncelik kazanmıştır, çünkü Ortadoğu hala dünya ekonomisinin en onemli enerji kaynağıdır. Bu nedenle, ülke güvenliği oldukça önemlidir ve iş dünyası ile hükümet arasındaki ilişkiler yeni bir kalite kazanmıştır. Bu anlamda Türkiye en iyi örneklerden biridir.Türkiye uluslararası ticarete daha cok dahil oldukca ve uluslararası yatırımların evi oldugu sürece, devlet ve hükümet güvenliğe daha cok öncelik verecektir. İstanbul’un yanısıra, Türkiye’nin büyük sehirlerinde pekçok özel güvenlik firması mantar gibi ortaya çıkmaktadır. Eski diplomatlar, istihbarat servisi eski başkanları ve eski emniyet müdürleri ve milletvekilleri şimdilerde büyük güvenlik ve terorizm sigorta firmalarına başkanlık yapmaktadırlar. Bu firmalar icin Türkiye bir cennettir ve yeni bir sektör gelişmektedir.Ana slogan “herşey sigortalanabilir”dir. Sonuçta, Türkiye’nin güvenlik anlayışı ve uluslararası terörizme yaklaşımı tamamıyla tam da İslami olarak düşünülen bir hükümet döneminde değişmiştir.

Türkiye’nin AB ile müzakereleri de bu güvenlik boyutu olacaktır, özeilikle AB’yi en güvenilir “sigorta şirketi” olarak düşündüğümüzde. AB kendi komşuları ve çevresine karşı ekonomik ve güvenlik politikalarının karışımından oluşan doğru bir politika benimseme kapasitesine sahiptir ve Türkiye burada önemli bir rolü vardır.Türkiye birşekilde Ortadoğu, Kafkasya ve Ortaasya’da AB için sigorta sağlamaktadır.AB küresel oyuncu olma yolunda ilerlemektedir ve pekçok bölgede ABD,Rusya, Çin, Rusya ve Hindistan gibi benzer çıkarları vardır. Bu noktada iş dunyası icin güvenlik hic olmadığı kadar onemlidir ve dünya çapında yeni bir ilişki ortaya çıkmaktadır. Dünya güvenli değildir ve devletler ve NATO gibi cokuluslu güvenlik örgütleri kendilerini düsmanın da değiştiği yeni güvenlik tehditlerine uyumlaştırmak zorundadır.Birbaşka deyişle, artık sadece “hedef devletler” değil aynı zamanda hedef şirketler vardır.Türkiye uluslararası terorizmin hedef aldığı devletlerden biridir çünkü Türkiye’nin pekçok hedef şirketi vardır.Bu küreselleşmenin bir sonucudur ve ister sevelim ister sevmeyelim Türkiye bunun arı göstergesidir. Burada sorun Türkiye’nin kendi politikalarını nasıl gözden geçirecegi ve nasıl yeni bir ülke güvenliği anlayışı benimseyeceğidir. Türkiye küresel terörizm ile ilgilenmeyebilir, ancak küresel terorizm kesinlikle Türkiye ile ilgilenmektedir.Sonuç olarak, bedel daima masum sivillerce ödecektir.