İnsan Olmak -1

Yazımın oluşmasında en önemli faktörlerden biri iyi izlemci ve gözlemci olduğumu sanmamdır. 1979 yılından bu yana insan sektöründe çalışmış olmam. Ayrıntıyı ve ayrıcalığı mukayese edebilecek konuma getirdi beni, ülkeler ve insanlarının aile yapısı, davranışlarını, ev içi, iş ortamı ve toplum içindeki uyumu. Kurallara bağlı, saygılı, düzenli yaşantılarına gıpta etmişimdir. Uymayı denesem de hep bir tarafım ağır basmıştır. Köklerden gelen öğretilmiş baskıların – ben – insan olmamı kilometrelerce ötede bile hissettirmişti.

Burada, son on yıl içinde ülkem insanından edindiğim eleştirilerimin başında gelen – kişi – kendisi için değil, arkadaşları ve çevresi için yaşadığıdır. En büyük insan, kendini çok sayıda insanın yerine koyabilendir dedim ve oyunuma başladım. Zenginle zengin, fakirle fakir sözü var ya işte onun gibi bir şey kim neyse bende “ O “oldum.

Düşüncelerin arasındaki niyetin farkında olmayan, sözü, gözü, davranışı birbirine uymayan insanların arasında vardığım sonuç, her insanın üç kişiliği olduğunu yazmamda bir sakınca bulamıyorum. ( gerçekleri kabul etmeyen, iyileştirmeye de hazır olmayan bencil toplum)
a- Ortaya çıkardığı,
b- Sahip olduğu,
c- Sahip olduğunu sandığı..

“Böyle insanlar var mı?” diye sorarsanız, çevrenize bir bakın! Aklı, düşüncesi çocuğuna yardım etmekle dolu olduğu halde asık yüzlü, kinci anne ve babalar; eşine aşık olduğunu söyler ama eşinden ayrı kaldığında çok iyi vakit geçiren insanları göreceksiniz. Sevildiğinizi sandığınız kişinin sizinle gününü bedavaya getirmek için gülümsediğini anladığınız da fazla sarsılmayın, hele bu dönemde bu tür davranışlara çok sık rastlanmaktayız.

Üstelik her şey yolundaymış gibi yaşam, insanları bu anlayışla oluşturduğu ya da işlettiği kurumlardaki mesai arkadaşlarının her şey yolunda sandıkları gıpta ettikleri mükemmel insan mı?

Kimimizin körleşip fark etmediği, kanıksayıp artık yargılamadığı bir yaşam sürdürüyoruz. Sanki kaderimiz olmuş, kuşaktan kuşağa sürüp gidiyor. Yaşıyormuş gibi görünüp de aslında yaşamamak… ve yaşamadığının farkında bile olmamak…

Ancak, farkında olan, gözlemleyen ve irdeleyen ben, bu yazdıklarım bazılarının hoşuna gitmeyebilir. Hadi ya der gibi deyenlerde olur. İlk önce kendimize saygılı ve samimi olmamız gerek. Yaptığımız her şeyde ilk önce kendi menfaatimiz mi? yoksa toplum menfaati mi? Söz konusu bunu ayırt edebilmeli.

Yazılarımın içinde; açacağım pencerelerde, vereceğim örneklerle, kendi penceremden bakıldığında gördüklerimi uzun, uzun yer vereceğim, bu kanıya neden vardığımı anlamanızı sağlayacağım.

Gündelik hayatımız içinde dikkatimizi çekmeyen ne çok davranışımız vardır. Oysa hepside farkında olmadan alıştığımız kalıpları, taşıdığımız önyargılara kişileri ya över ya da ….

Bize doğal gelen nice olaya dışardan baktığımız zaman hiç de olağan olmadığını görürüz. Bu yazımı yazarken en çok bu davranışlarımızın olguların hepimizi nasıl etkilediğini anlatmaya çalışacağım.
Yazımı birkaç bölümde tamamlamayı düşünüyorum ilerleyen bölümlerde göreceksiniz ki, kökleri çok gerilere uzanan bir “kadınlık sorunu” var. Çocukluğumuza kadar uzanan yetişmemiz, toplumun üzerimizdeki etkileri bu sorunu devamlı sıcak tutmayı başarmış. Kuşkusuz, yazdıklarımla “ kadınların sorununu çözmeye katkı” gibi önemli bir savım olmadı. Ancak, kadınların ve elbette erkeklerinde günlük hayatımız içindeki durumlarına küçük aynalar tutmak istedim.

Bu küçük aynalarda gördüklerimiz hepimizi düşündürürse, sorular sormanıza yardımcı olursam sevinirim. İçtenlikle, sadelikle birbirimizi anlamak…

Beklide en önemli gereksinmemiz bu değil mi?

Devamını merak ediyorsanız?
Yeni bölümlerde her pazartesi buluşalım….