İnanarak mı Çalışıyorsun?

Yaşam

(Avusturya’daki kardeşlerimizin ortak dertlerine ithaftır)

Fırsat bulduğumuz her ortamda devamlı dile getirdiğimiz “kafesteki düşünceyi özgürleştirme” meselesi günümüz bireylerinin mutlaka uygulaması gereken bir faaliyettir.

İnsanlarda, doğumlarından itibaren aile yapısı içerisinde oluşan kalıpsal fikirleşme hassasiyeti, onların toplum içine çıkışlarında kendilerine yön verecek asıl rotaları bulmalarını engellemektedir. Daima içinde sakladığı; çevredeki insanların kendi hareketlerini nasıl değerlendireceği düşüncesi, özgür fikir yapısıyla oluşturabileceği büyük işlerin önünü tıkayan bir unsurdur. Dünya tarihi boyunca insanlar hep iki kutup arasında mekik dokudular : “Acaba yapsam mı? Yapmasam mı?” Tabii ki insan daima doğru yönde düşünmeyebilir. Zaten toplum unsurunun doğru olmayan düşünceleri engellemesi de işe yarar bir durum. Ahlak felsefesinde toplum, bu konuda önemli bir yer tutar. Ayrıca toplum baskısına karşı oluşturulmak istenen alternatif akımlar vardır. Yani insanı sınırlayan, hareketlerinin çoğunu engelleyen toplum, din ve kültür baskısını ortadan kaldırmak. Bu da aşırı özgürcü zihniyetin ürünleri. Fakat insanın yapıp etmelerinde gerek yaşadığı zaman dilimi ve toplum faktörü gerekse kendi içinde yer alan zıt düşünceler aktif rol oynuyor. Bu yüzden tekil düşünceye özgürlük verilmeli ki ileride yaşanacak infilaklar şimdiden ortadan kaldırılsın.

Hoş bir örnek var tarihimizde… Fatih Sultan Mehmet gencecik yaşında Bizans’ı tarihe gömmeyi tasarlıyor ve bu yönde çalışıyor. Çevresindeki alimler bu işe şaşkın vaziyette, İstanbul’u beklenen Mehdi’nin alabileceği ve kendisinin boşuna yorulmamasını söylüyorlar. Toplum baskısını kendi faaliyetlerine etken saymayıp bu işten alnının akıyla çıkıyor Sultan Mehmet. O ve ondan sonrakiler bekleyebilirdi. Bu düşüncenin yani toplumun faaliyete engelleyici etkisinin hükmü çiğnenmeseydi bugün durumlar farklı olabilirdi.

İnsanın kavramlara yoğumlaşması lazım :

“Acaba ben ne istiyorum?

Doğrular ailemden geldiği gibi mi?

Şu an bu düşünceyi büyüklerim kabul etmeseydi benim için asıl doğru bu düşünce olmayacak mıydı?

Gerçeği nasıl tahlil etmeliyim?

Bildiklerimi kimlerle istişare etmeliyim?

Faaliyetlerim amaçlarım yönünde yer alıyor mu?

Doğruluğu tasdik edilen isteklerimi çevreye nasıl kabul ettirebilirim?

Hayatımın şevk kaynağı dinamiklerim neler?”

Yola çıkarken azık almak zaruridir. Bu yüzden ataletli toplum içinde başlayacak hareketlenmeler yolunda kaynağımız sağlam olmalı. Öncelikle bulunduğumuz toplumun yapısını gözden geçirmeliyiz. Atalete düşmeden dinamizmi kazanmalı ve her daim doğrulukları kaynağımıza katarak yol almalıyız. Gözü kapalı kabul edilen düşünceleri, doğruluğunu tasdik sürecine almalıyız. Bu, bize tam güven kazandıracaktır. Ve yaptıklarımızın doğruluğunu farkettirecektir. Zaten ataleti yenmenin bir şartı da, yaptıklarımızın doğruluğuna inanmaktır.

M. Fatih ÖZTARSU