Erdoğan’ın Tercihi: Demokratik Bir Lider mi yoksa Dini Bir Lider mi?

İçeriği Paylaş...

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, geçen hafta öldürülen Danıştay 2. Daire Üyesi Mustafa Yücel Özbilgin’in cenazesine katılmaması nedeniyle ağır eleştirilere maruz kalmaktadır. Başbakanın, Antalya’da partisinin düzenlediği etkinliğe katılmayı tercih etmesi her koşulda yanlış bir hareketti.

Danışmanları büyük olasılıkla bunun hem partisi hem de kişisel siyasi kariyeri üzerinde olabilecek uzun dönemli etkileri konusunda başbakanı uyarmadılar. Erdoğan, büyük bir karizmaya sahip hızlı öğrenen bir politikacıdır ancak hala bazı konularda bilgisizdir. İlk olarak eleştiriler tahmin ettiği kadar güçlü değildir. İkinci olarak Erdoğan, bir ülkenin başbakanıdır, bir siyasi partinin veya bir dini topluluğun lideri değil. Şu anda siyasi rejim ve rejimin değerleri konusunda Erdoğan’ın açık bir duruş benimsemesi beklenmektedir.

Görünen o ki Başbakan Erdoğan siyasi söylem ve davranışları ile giderek daha çok kamuoyunun güvenini kaybetmektedir. Erdoğan’ın daha çok dini konular ve türban meselesi üzerine yoğunlaşması hükümetine zarar vermektedir çünkü eğer isterse mevcut kanunları değiştirebilir. Ancak Erdoğan, bazı dini gurupları ne kadar çok cesaretlendirirse, o kadar çok kendini siyasi olarak sınırlayacaktır ve hem kararsızları hem de onu ülkeyi daha güçlü bir demokrasiye sahip modern bir ülke yapacak bir kişi olarak görüp ona oy verenleri kaybedecektir. Aylardır Türkiye’nin İslami doğasını giderek daha fazla vurgulamaktadır ve halkın % 70’inin ona oy vermediğini ve hala ona karşı olduğunu unutmaktadır.

Son zamanlarda Erdoğan’ın yargıya yönelik tavırları giderek sertleşmektedir ve Erdoğan artık eleştirileri dinlememektedir. Türkiye’nin tarihinde başbakanın, kurumların eleştirilerini dinlemediği ve kendini kanun ve kurumların üzerinde gördüğü durumlarda ne olduğuna dair birkaç örnek vardır. Erdoğan’ın davranışları umursamamak yönündedir veya son olarak ülkeyi mutsuz bir yüzle terk ederken söylediği gibi benzer eleştirileri her gün duymaktadır. Evet, Başbakan Erdoğan’ın mevcut kanun ve kurumlara yönelik hassasiyetini yitirmekte olduğu görülmektedir. Bu tip tavırlarla Erdoğan artık cumhurbaşkanı olamaz çünkü cumhurbaşkanı mevcut kanun ve düzeni koruma yükümlülüğünde olan bir kişidir. Aynı laiklik meselesinde olduğu gibi. Laikliğin tanımı açık bir şekilde yapılmıştır ve buna, hiç kimse karşı çıkamaz veya bunu değiştiremez. Evet, birçok kişi Erdoğan’ın yasal meselelere karşı hassas olmadığı konusunda hem fikirdir fakat bir başbakan veya cumhurbaşkanı doğası gereği hukuka karşı hassas olmalıdır.

Bazen Erdoğan bir model olmak istediği izlenimini vermektedir. Sorun şu ki Türkiye demokratik bir devlettir ve belirli denge ve kontrol yapıları vardır ve hiç kimse mutlak bir siyasi güce sahip değildir. Adnan Menderes Hükümetinin 1950’lerde yaşadığı deneyim ülkeyi aynı bugünkü laik olan ve laik olmayan çevreler gibi inananlar ve inanmayanlar diye bölmenin ne kadar pahalıya mal olacağının en iyi örneğidir.

Erdoğan son aylarda, son yıllarda olduğu kadar seyahat yapmadığı bir dönemde, belli iç meselelerle ilgili birçok sorumsuz açıklama yaptı veya kadın milletvekillerinin türban takmasına izin verilmeyen bir yer olan TBMM’de geçen hafta yapılan partisinin gurup toplantısına bütün türbanlı kadınları davet etmek gibi sorumsuz davranışlarda bulundu. Resimler ülkede büyük bir gürültü yarattı ve daha sonra Danıştay’a yapılan silahlı saldırı geldi. 2002’den bu yana ilk kez Başbakan Yardımcıları Abdullah Gül ve Abdüllatif Şener, Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe gibi Kabine üyeleri Cuma günü yapılan cenazede halk tarafından saldırıya uğradılar. Genelkurmay Başkanı Özkök’ün laiklik düşmanlarına karşı halkın yaptığı gösterilerin iyi olduğu ancak uzun bir süre devam etmesi gerektiği yönünde yaptığı açıklamayı Erdoğan sorumsuz bir açıklama olmakla eleştirdi.

Aslında Türkiye geçmişte olduğu gibi başka bir kaotik döneme girmemelidir fakat kimin daha dikkatli olması gerektiği diğer bir sorudur. Herkes demokratik bir ülkede devlet adına yasal kararlar alanların kimliklerinin gazetelerde açıklanmaması gerektiği üzerinde anlaşmaktadır. Vakit gazetesinin Danıştay üyelerinin ad ve resimlerini yayınlaması hükümet tarafından eleştirilmedi. Tam aksine, son Endonezya gezisinde bütün gazetelerde görüldüğü gibi uçakta Erdoğan’ın çevresinde olan basın mensupları arasında Vakit temsilcisi de vardı. Önemli olan şu ki Erdoğan birçokları tarafından ülkeyi bütünleştirmekten çok bölmekle suçlanmaktadır. Bu tip suçlamaları gelecekte daha çok duyacağız. Türkiye tekrar bir kaosun içine sürüklenebilir mi? Görünen o ki öyle olmayacak. Genel seçimler 2007 sonbaharında yapılacaktır ve genel kanı bu hükümetin seçmen tarafından iktidara getirildiği gibi iktidardan indirileceğidir. Bu açıdan Türk demokrasisinin bu zor dönemi geçirecek güçte olduğu konusunda iyimser olmak gerekir. Aynı zamanda Erdoğan’ın geçen son iki yıla nazaran daha dikkatli olacağı ve ülkeyi bütünlük içinde tutma tarihi sorumluluğunun farkına varacağı beklentisi içinde olmalıyız. Ülkenin iç istikrarı için Türkiye’nin laik yapısı korunmalıdır ve Türkiye hiçbir şekilde radikal İslami eğilimlere izin vermemelidir.

Hiç şüphesiz geçen hafta yaşanan olaylar Türkiye’yi uluslararası basının manşetlerine taşımıştır ve ülkenin nereye doğru gitmekte olduğu sorusunu bir kez daha gündeme getirmiştir. Türkiye’nin iktisadi ve siyasi istikrarını bazı dini gurupların faaliyetleri bozamaz. Erdoğan doğru politikalar izleme konusundaki tarihi sorumluluğunun farkına varmaktadır. Erdoğan genç, dinamik, karizmatik ve vizyon sahibidir. Sorun vizyonunun bulanıklaşmasıdır. Erdoğan demokratik bir lider mi olacaktır yoksa dini siyasi bir lidere mi dönüşecektir? İslami yaşaması manasında demiyorum, ülkeyi yönetiş tarzını kastediyorum. Evet, herkes Erdoğan’ın reformları sürdürme isteğine hayrandır ama ülke dışında Erdoğan dini bir lider olarak görülmektedir. Bu, bir sorundur. Erdoğan’a kadar hiçbir başbakan ülke dışında bu şekilde algılanmadı. Belki de, onun için de politikalarını tekrar gözden geçirmek için doğru zamandır. En iyisi hangisidir? Demokratik bir lider olarak mı yoksa dini bir lider olarak mı bilinmek? Halkın sokağa dökülerek demokrasi ve demokratik bir lider istemesine şaşırmamak gerekir. Bu halktan bir işarettir ve Erdoğan’ı demokratik bir lider olarak seçen halkın beklentisidir. Erdoğan büyük olasılıkla başbakan olarak son dönemine girmektedir. Bu tip politikalarla gelecek seçimler onun için bir kabus olabilir. Bu, onun tercihi.