Denktaş Döneminin Sonu

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) eski Başkanı Denktaş artık siyasi arenanın dışındadır. Ancak gerek adadaki Türklerin gerekse anavatan Türkiye’nin zihinlerinden çıkmadı. Yeni başkan, Mehmet Ali Talat daha zor bir durumdadır. Talat, ikinci adam olmadığını, aksine adadaki yandaşlarına adada çözüm için olduğuna dair verdiği söze uygun olarak Kıbrıs sorunu çözecek bir kişi olduğunu ispat etmelidir. Aslında, Denktaş, Kıbrıs sorununun çözülmesinin önünde bir engel değildi. Fakat, Denktaş halkına Rumların sorunu çözme konusunda hevesli olmadığına dair Rumlar hakkında olumsuz kişisel tecrübelerini ve ve Rumlara karşı olan güvensizliğini hatırlatmıştır. Sorun Denktaş’ın retoriğiydi. Denktaş 1974’ten beri anlaşmazlığın çözümünün önündeki en büyük engel olarak görülmüş ve “Ankara’nın adamı” olarak algılanmış ve bu tanımlamayı hiç reddetmemiştir ve her zaman Türkiye’yi “Atavatan” (atalarının ülkesi olarak nitelemiş ve Kıbrıs’ın Türkiye’nin bir parçası olduğu fikrini reddetmiştir) olarak adlandıran Mehmet Ali Talat’ın aksine Türkiye’yi “anavatan” olarak gördüğünü tekrarlamıştır. Denktaş, Türk insanının hafızasında önemli bir yere sahiptir ve balki de Türkiye’nin dışındaki en önemli Türk politikacıdır. KKTC başkanı olarak Denktaş’ın büyük bir sıkıntısı vardı çünkü sadece Türkiye ülkesini tanımıştır, fakat Denktaş dünyada birçok devlet adamıyla tanışmış ve KKTC’nin fiili olarak tanınan bir ülke olmasını sağlamıştır. Birleşmiş Milletler görüşmelerindeki performansı müzakere görüşmeleri için kesinlikle çok önemlidir, ve bir devlet adamının bu kadar siyasi baskıya karşı koyabilmesi benzersiz bir durumdur. Bu, onu büyük bir devlet adamı yapan şeydir. Birkaç yıl önce Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı köşkünde yaptığı bir konuşmada kendini Kıbrıs meselesindeki “ilgili taraf” olarak tanımlamıştır. Aslında, Denktaş kişisel kapasitesi ile eğer Talat isterse Talat’a destek olabilecek bir kişidir.

Talat, Başkan olarak büyük bir insanın yerini almaktadır, fakat bu, ona ve Kıbrıslı yandaşlarına büyük bir sorumluluk yüklemektedir. Başlangıçtan beri Talat, Denktaş’ın politikalarının modasının geçtiğini iddia ederek bu politikalara karşı çıkmaktaydı ancak Talat Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve Türk hükümeti tarafından kabul edilmektedir. Şu anda Türkiye ve Talat arasında Yunan ve Kıbrıslı Rumların politikaları ile ilgili olarak yeni bir anlayış vardır. Talat’ın “açıklık” ve “saldırgan barış politikası” şu andan itibaren takip edilecektir ve KKTC’nin izolasyonu mümkün olduğunca çabuk kaldırılmalıdır. KKTC’nin yeni başkanı Talat’ın yeni politikaları yürütürken önceki politikaları eleştirmek gibi bir lüksü artık yoktur.

Ancak Talat herşeye tek başına karar verebilecek bir faktör olarak görülmemelidir. Türkiye-AB ilişkilerinde ve KKTC politikalarında bir senkronizasyon olmalıdır. Türk Başbakanı da Talat’ı destekleyecektir.

KKTC’de yeni bir gün doğarken Denktaş büyük bir lider olarak tarihteki yerini alıyor. Pekçok insan Denktaş’ı Kıbrıs sorunun çözülmemesinde günah keçisi yapmış, onu eleştirerek Denktaş’a karşı haksızlık yapmışlardır. Gerçekte Denktaş sorunun çözümünde bir araçtı, temel belirleyicisi değildi. Denktaş’ın Türkiye’deki saygınlığı devam ederken, bazı Türk entellektüelleri kendi Denktaş imajlarını tekrar düşünmelidir. Herşeyin bir sonu vardır ve Denktaş da bu kuralın istisnasi değildir; Ancak Denktaş halkı ve vatanı için büyük bir vatanseverdir ve öyle de kalacaktır. Artık siyasi açıdan Denktaş “geçerli kişi” olmasa da bir semboldür. Talat ise “geçerli kişi”dir; ancak bir sembol değildir. Bu nedenle kendisi bir zorlukla karşı karşıyadır. Kıbrıs’a bahar siyasette dahil olmak üzere herşeye canlılık getirmiştir. KKTC halkı yeni cumhurbaşkanlarını seçmiş ve baharda olduğu gibi siyasi hayatta da pek çok şey değişecektir; en azından bu değişim beklenmektedir.