Claudia Roth ve Bayan Türk Rambosu: Güneydoğunun Gerçekleri

Resimde, Meclis Avrupa Birliği Uyum Komitesi Başkanı, deneyimli eski bir diplomat ve dışişleri bakanı olan Yaşar Yakış kendisi ile yapacağı görüşmeye geç kalmasından dolayı çok utangaç olan Claudia Roth’un elini geç kalmasından dolayı affedildiğini gösterir bir şekilde öpmektedir. Aslında Alman Yeşiller Partisinin iyi tanınan bu siyasetçisi 1990’lardan beri Türkiye’de de iyi tanınmaktadır. Ona farklı da davranılmaktadır. Roth Tansu Çiller’in başbakanlığı döneminde devlet bakanlığı yapan Ayvaz Gökdemir tarafından bir bayan için kullanılmaması gereken sözlerle eleştirilmişti. 10 yıldır temel oyuncular aynı kalsa da Roth’a farklı durumlarda iki farklı tavır sergilenmiştir. Bazıları daha da ileri giderek eğer Roth Türkiye’de seçimlere katılırsa seçilebileceğini bile ileri sürdü. Tipik bir Türk abartısı. Roth’a tavsiyemiz bunları ciddiye almamasıdır!

Roth’un kamuoyu tarafından bilinen ziyareti, ülkelerinde siyasi profillerini artırmak isteyen birçok Avrupalı siyasi için nihai istikamet olan Diyarbakır’a yapılan rutin ziyaret ile sona erdi. Ancak Roth’un bu seferki ziyareti biraz farklıydı. Roth, kendisine Kürtçe hoş geldiniz diyen ve kendisinin Kürtçe yanıt verdiği Türk siyasetinin Kürt kökeni ile yükselen siyasi yıldızı olan Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir ile buluştu. Türk kamuoyu Roth’un çok dil bilen bir Alman siyasi olduğunu bilmemektedir! Aslında Roth Türk hükümetine çok faydalı bir siyasi çözüm sunmuştur: “her iki taraf da silahları bırakmalıdır; güç kullanarak bir çözüme ulaşılamaz ve soruna çok yakın zamanda çözüm bulunmalıdır.”

Türk hükümeti, birkaç yıl önce ABD’de idam cezasına çarptırılan Alman mahkumların ölüm cezalarının kaldırılması konusunda başarısız olan Roth’un tavsiyesini büyük olasılıkla dinleyecektir. Aslında Roth, çok şanslıdır çünkü bu sefer herhangi bir milliyetçi tepki ile karşılaşmadı, ancak daha çok Roth, Türkiye’deki barışı önemseyen bir Alman siyasi statüsü kazanmıştır. Roth perşembe günü basınla görüşürken PKK’nın da onu dinleyeceği ve silah bırakacağına ikna olmuş görünmekteydi. Ancak Türk entelektüelleri ve Türk hükümeti onun önerisinden ikna olmamışlardır. Roth’un, büyük bir başarı ile önerisinin reklamını yaptığı doğrudur. Eski başbakan Tansu Çiller’in daha sert bir duruş benimsediğini ve Gökdemir’i değiştirmediğini bilmekteyiz. Her iki kadın da birbirlerine karşı nazik değildi.

Şu anda Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, bir haftalık yayının yaptığı incelemeye göre Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye göre daha milliyetçi, Çiller’e göre ise eğer siyasi olarak karşılaştırılırlarsa daha liberal bulunmaktadır. Ancak Başbakan Erdoğan daha milliyetçi olmaktadır ve seçimlere kadar bu böyle devam edecektir. İktidardaki AKP’nin geçen hafta Tunceli’de yapılan kongresi özel kuvvetlerin yoğun koruması altında yapıldı; Erdoğan tarihsel çerçevede Kürt ayaklanmasının sembolik şehirlerinden biri olan Tunceli’de üç saat kaldı. Tunceli’nin belediye başkanı Kürt yanlısı Demokratik Toplum Partili (DTP) bir bayan siyasi ve Erdoğan, onu makamında ziyaret etmedi ve kamuoyuna verdiği PKK terörizmini kamuoyunun önünde kınamadıkça DTP’li siyasilerle görüşmeyeceğim şeklindeki sözünü tutmuş oldu.

Güneydoğu ve doğu Türk başbakanı için ne kadar çok yabancı bir ülke gibi olursa anormal siyasi koşullar ortaya çıkacaktır. Erdoğan’ı Tunceli ziyaretinde ABD üretimi modern M16’sı ile koruyan bayan Türk “Rambosunun” resmi Cumartesi günkü gazetelerin manşetlerini süsledi ve bu resim birçok soruya neden oldu.

Nevruz’dan neredeyse bir ay sonra bölgede gerilim ve korku vardır ve hala siyasi bir çözüm yoktur. Ülkede bir çok tartışma vardır ancak Türk askerlerinin tabutları Türkiye’nin değişik şehirlerine gitmektedir. Evet, Türkiye daha istikrarsız bir iç politikaya doğru gitmektedir ve sonuçta Diyarbakır’da daha çok Avrupalı ziyaretçi beklenmektedir.

Diğer taraftan, diğer bir görüş Hürriyet Gazetesi yazarlarından Murat Bardakçı’dan geldi, ona göre güneydoğudaki durum 19. yüzyılda Avrupalı güçlerden belli etnik sorunların çözümü ile ilgili olarak mektuplar alan Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi koşullarına benzemektedir. Ancak bu sefer Türkiye çok daha güçlüdür ve birliğini koruma konusunda daha kararlıdır. Türkiye genelde PKK ve Kürt siyasileri daha da öfkelendirecek şekilde büyük bir sabır ve siyasi olgunluk göstermektedir.

Başbakan Erdoğan DTP’li siyasilerden dolayı hayal kırıklığına uğramıştır ancak şimdi daha dikkatlidir ve sabır politikası izlemektedir. Kürt siyasiler arasında hala ne önemli bir siyasi felsefe ne de filozof vardır ve bu, Başbakan Erdoğan’ın şansıdır. Hükümetten bir erken seçim çağrısı her an beklenmektedir ve bir sonraki seçimler DTP için düşündüğünden daha zor olacaktır. Politikaları ne kadar çok İmralı’da hapiste olan PKK lideri Abdullah Öcalan tarafından yönlendirilirse DTP o kadar çok siyasi olarak şüphe altında olacaktır. DTP’nin politikası hala samimiyetten uzaktır ve Erdoğan ikinci kez “Kürt tuzağına” düşmeyecek gibi görünmektedir. Bu açıdan Erdoğan hızlı öğrenmektedir.

Türk hükümetinin yeni reform tasarısı bireysel hakların daha da geliştirilmesini içermektedir ve Avrupa Birliği süreci beklendiği gibi devam etmektedir. Reform sürecinde geri adım yoktur ve Türk hükümetinin reformları uygulama iradesi devam etmektedir. Beklentimiz AB’nin Türk hükümetine % 10 seçim barajını %7-7.5’a indirme konusunda baskı yapacağıdır. Ancak ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) bile bu değişimi istememektedir. Bu demektir ki DTP bir sonraki mecliste de olmayacaktır – bu da beklendiği gibi yeni bir çatışma kaynağı olacaktır ve terörizm devam edecektir.

Roth’un çözüm bulunması yönündeki siyasi tavsiyesi gerçekleşmeyecektir çünkü orada siyasi bir çözüm yoktur. Ancak ne bu hükümet ne de gelecekteki herhangi bir reform yönelimli hükümet bir çözüm bulamayacaktır çünkü DTP ve PKK’nın temel fikri Öcalan’ın haftalık Özgür Gündem gazetesinde cumartesi günü yazdığı gibi Türk siyasilerin çözümden çok uzak olduğudur. Ya da Kürt beklentisi ülkedeki mevcut gerçeklerden çok uzaktır. Erdoğan Kürt sorununu çözecek politikacı olmayacaktır çünkü Kürt politikacıların talepleri çok yüksek ve gerçek dışıdır. Saf olmayan birinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ilk üç maddesine bakması yeterlidir.

Roth aynı zamanda Türkiye’nin 10 yıl öncesine göre daha demokratik olduğunun ve Alman silahlarının bölgede kullanılıp kullanılmadığının onun için incelenmesi gereken bir sorun olduğunun farkına varmıştır. Bayan Türk “Rambosunun” resmi orada kullanılan silahların ne olduğunu göstermektedir. Derin inceleme başlatmadan önce, sadece gazetedeki resimlere bakmalıdır. Sadece Kürt “Amazonlar” yoktur aynı zamanda Türk amazonlar da vardır. Dağdaki Kürt kadınlar için Bayan Türk Ramboların peşlerinde olması yeterince kötü değil mi? Bir dahaki sefere Roth silahtan vazgeçme niyetinde olmayanlara boş nasihatlerde bulunacağına kadınlarla ilgili bir şeyler söylesin. Daha somut bir çözüm lütfen. Buna acilen ve umutsuzca ihtiyaç var!