Çivilerin İzi

Bugünkü yazıma devamlı anlattığım çivi hikayemi ekleyeyim, son günlerde gene anlatma şansım oldu. Hiç yazmayı denememiştim. Onu, bu sefer sizler için yazmayı düşündüm.

Bir zamanlar oldukça kırıcı karaktere sahip bir çocuk varmış. Bir gün babası çocuğuna bir çuval dolusu çivi vererek, her sinirlendiğinde ya da birisiyle münakaşa etmek durumuna geldiğinde bahçe kapısına bir çivi çakmasını söylemiş…

Birinci gün çocuk bahçe kapısına tam 43 çivi çakmış. İlerleyen haftalar içinde çocuk, kendisini kontrol etmeyi öğrenmeye başlamış. Bahçe kapısına çaktığı çivi sayısı her gün geçtikçe azalmaya başlamış. Sonunda çocuk, her sinirlendiğinde bahçe kapısına çivi çakmanın onu rahatlattığını ve kendisini kontrol etmesini kolaylaştırdığını fark etmiş…

… Ve nihayet çocuğun bahçe kapısına çivi çakmaya ihtiyaç duymadığı gün gelmiş. Babasına gidip bugün kapıya hiç çivi çakmadığını söylemiş. Onu dinleyen babası bu sefer yeni bir oyalanma olsun diye bahçe kapısına çaktığı çivilerden her gün bir tanesini sökmesini söylemiş. Artık çocuk sevincini ve kızgınlığını kontrol etmeyi başarmış… Aradan geçen uzun zaman sonra çocuk babasına gelerek bahçe kapısındaki tüm çivileri söktüğünü söylemiş. Babası gel bakalım şu bahçe kapısına diyerek beraberce yürümüşler, bahçe kapısının önüne geldiklerinde.

Babası oğluna derki: “ Oğlum, sen iyi iş başardın. Ama birde şu kapıda bıraktığın deliklere bak. Bu kapı asla eskisi gibi olmayacak”

Birisiyle kavga ettiğinde ya da kalbini kırdığında, o kişide tıpkı bu delikler gibi bir yara açmış olursun.

Birisini kırabilir ve sonra özür dileyebilirsin, fakat o yara her zaman kalacaktır. Defalarca özür dilesen de o yara kalacaktır. Aynen çivinin açtığı delikler gibi, der.

“Dünyada üç grup insan vardır: Sonuçları ortaya çıkaran ve yapan küçük bir seçkin grup, olup biteni seyreden oldukça büyük diğer bir grup ve nelerin olup bittiğini bilmeyen daha da büyük bir grup”

Siz hangileri arasındasınız? Hangileri arasında olmak istiyorsunuz? Diye sorsanız, cevabım muhtemelen “siz nereye layık görüyorsanız, oyum” olacaktır. Her halde büyük insanların ulaştığı ve koruduğu yükseklik, ani bir sıçrayışla erişilmiş değildir. Onlar, diğerleri uyurken, geceleri yukarıya tırmanmaya çalışıyorlardı. Ve onlar çalışmaları, zekalarıyla ve kararlarıyla fark yaratırlar. Yanlış anlaşılmasını önlemek için, aksine hırsın kötü bir şey olmadığını söylemek isterim. Kötü olan, hırsın kendisi değildir; ancak hırsın yöneldiği amaçlar kötü olabilir.

Örneğin: Bir bıçakla elma da kesebilirsiniz, insan boğazını da. İster pazarlamacı, ister devlet adamı, ister politikacı olmak isteyin her durumda hırsa ihtiyacınız vardır. Hırs sizi hep daha iyi olmaya, kendinizden daha fazlasını istemeye zorlar. Maddi hırsları benimsemeyerek, manevi hırslara yönelirseniz, sevilen, sayılan ve aranan kişi siz olursunuz.

En kötüsü makamının yaptırımıyla, bağlı olduğun kurum ve kişilerle, şahsi kini veya çıkarları göz önüne alıp, kuruluş veya bireylere vereceği zararın, bedelini çok ağır ödemesi olur. Hırsına yenik düşmemek için baştaki yazıyı hatırla ki… İnsan olmanın verdiği ayrıcalığı,
Paylaşarak yaşa.

Bir kişiyi kelimelerle yaralamak, o kişiyi fiziksel olarak yaralamak kadar kötüdür. Tabiî ki arzum hiçbir zaman bu denli derin iz bırakacak yaralar açmamanız.

O zaman, özür bile işe yarayamayabilir.