Bu akşam (02.11.04) Belediye nikâh salonundaki bir toplantıdaydık: Edirne Kent Meclisi toplantısı. Önce, bu Meclis nedir? diye başlayalım. Kent Meclisleri, dünyâ çapındaki bir oluşumun bulundukları yerlerdeki uzantılarıdırlar. Bu meclislere girmek ve çalışmak için istekli olmak yeterlidir. Meclislerin alt birimleri olan komisyonlara girmek de isteğe bağlıdır. İsteyen, her hangi bir komisyona katılıp, bunun çerçevesindeki çalışmalara da katılabilmektedir. Biz de, Edirne Kent Meclisi’ne girip Basın Komisyonu’nda görev almış bulun-maktayız. Meclis Genel Kurulu yılda dört kez toplanırken, her haftanın Salı günü de Belediye Nikâh Salonunda sohbet toplantıları yapılmaktadır. Herkese açık bu toplantıların sonuncusu ve bir öncesine, Çingene vatandaşlarımız da gelmişlerdir.
Son toplantıda tanık olduğumuz bir konu üzerine Çingeneleri yazmak ihtiyâcı duymaktayız. Biz bu konuyu daha önce iki kez yazmış, birkaç kez de başka yazılarımızda buna değinmiştik. Şimdi bir daha yazmak istemekteyiz. Henüz tanık olup öğrendiğimize göre, Edirneli Çingenelerimiz bir dernek kurmuşlarmış. Hem de, derneklerine daha önce kaçıp-saklandıkları Çingene etnik adlarını vererek! Olabilir; herkes dernek kurmak hakkına sâhip olduğu gibi, Çingeneler de sâhiptirler. Ancak, düne kadar kaçtıkları Çingene kimliklerine böylesine sarılmaları dikkat çekicidir. Buna bir de, Avrupa’dan aranıp hatırlarının sorulduğunu eklediklerinde doğrusu ya kafamız karışmıştır! Hayr’ola; bayram değil, seyran değil!..
Yeryüzünde, hem yüzde yüz benzeyen ve hem de gene yüzde yüz zıtlaşan iki toplum vardır: Çingeneler ve Yahudîler! Her ikisi de vatanlarından uzaklara, neredeyse dünyânın tamâmına dağılmışlardır. Her ikisi de, yaşadıkları toplumlar içinde genellikle tepki görmüşlerdir. Ancaaak… Vatanlarından kendileri ayrılmış Çingeneler, fakir ve sefil hayatlarıyla âdetâ yerlerde sürünürlerken, Roma’nın dağıttığı Yahudîler, aralarına karıştıkları toplumların tepelerine oturmuşlar, özellikle ekonomik açıdan dünyâya yön verir olmuşlardır. İçlerinden çıkıp dünyânın çehresi ve gidişâtını değiştiren yüzlerce bilgin ve filozofları da cabası. Edirne bu iki toplumu da görmüş, kabûl edip bağrına basmıştır. Artık Edirne’de bulunmayan Yahudîlerin, Mûsevîlik dışında bir -ki bu onların millî dinleridir- örgütlenmeleri görülmemiştir. Bugüne kadar topluma uymuş, entegre olmuş görünen Çingenelerimizde ise, son zamanda bir şeyler değişmiştir. Üstelik, Yahudileri Osmanlı bizzat kendisi dâvet etmiştir. Çingeneler ise, Ülke’ye aşağıda anlatılacağı üzere girmişlerdir.
Ülkemizde,Türk siyâsî kimliği altında yaşayan alt kimlikler ilim temelinde tasnif edildiklerinde, kırkın üstündeki bir sayıya ulaşılmaktadır. Ancak, unutulmamalıdır ki, bu sâdece ilim tasnifidir. Alt kimlikten öteye, özellikle siyâsî açıdan hiç bir şey ifâde etmemektedir. Meselâ ülke birlik-bütünlüğü açısından. Sayıları kırkı aşan alt kimliklerin bir kısmı (Avşar, Azerî, Çitak, Gacal, Konyar, Nogay, Tatar, Türkmen, Yörük gibi) zâten Türk ırkındandırlar. Bunlar, ayrıca Türkiye nüfusunun ezici çoğunluğunu oluştururlar. Azınlık demeye dilimizin varmadığı diğerleri arasındaysa Çingeneler de bulunmaktadır. Şu var ki, Çingenelerin durumları çok-çok özeldir. Şöyle özeldir: Osmanlı döneminde, yalnız onların etnik kimlikleri nüfusa işlenmiştir. Kimliklerinde, Osmanlı’nın onlara verdiği isimle ve Kıptî olarak işâret- lenmişlerdir. Şunu da kabûl edelim ki, hak etmiş olsunlar veyâ olmasınlar, aşağılanmış ve horlanmışlardır. Dilimizde yetmişiki millet diye bir söylem vardır. Bir de buçuk millet! Yetmişiki bütün dünyâyı anlatırken, buçuk Çingenelerdir. Bu söz de bize gene Osmanlı mîrasıdır. Osmanlı imparatorluğu Balkanlarda adım-adım gerileyip bugünkü sınırlarına çekilirken, Türklerin (Çitak, Gacal, Konyar, Nogay, Yörük, Tatar) yanında, Türklüğü benimseyen Arnavut, Boşnak ve Pomak gibi unsurlar da gelmişlerdir. Bütün bu unsurların arasına eğer Çingeneler de karışmışlarsa -ki karışmışlardır ve hem de çok sayıda- bu ancak onların kendilerine Türk demeleriyle ve doğrusu yalan beyanlarıyla olmuştur. Sınır görevlileri de bunu yutmuşlardır! Sonuç olarak, Çingeneler bu topraklara kaçak girmişlerdir, kaçak!
Sınırları bu şekilde aşabilen Çingeneler, savaşlar sonunda boşalmış Edirne’de geri dönmeyenlerin bıraktıkları evlere yerleşip, başta Küçük-Pazar olarak bu semtleri doldurmuşlardır. Edirne nüfusu içindeki yoğunlukları buradan gelmektedir. Gün gelmiş, Osmanlı yıkılıp yerine Cumhuriyet kurulmuştur. Cumhuriyet, onlara bir de jest yapıp kimliklerindeki Çingene ifâdesini kaldırmıştır. Bunun yanında, diğer vatandaşlarla tamâmen eşit haklar tanımıştır. Onları, dünyânın her yerindeki ırkdaşlarının görmediği kadar adam yerine koymuştur. İşte!.. Şimdi bu Çingenelerimiz bir dernek kurmuşlar ve hak peşine düşmüşlerdir. Avrupa’dan da destek görüyorlarmış ya!..
Avrupalılar bu desteklerinde ne kadar samîmîdirler, bunu bilmiyoruz. Ama çok iyi biliyoruz ki, Avrupa’daki Çingenelerin durumları bizim Osmanlı devrinden daha iyi değildir. Bunu böyle söylerken, tabiî ki ekonomiden bahsetmiyoruz. Artık refaha ulaşmış Avrupa’da, Çingeneler de bundan paylarına düşeni almaktadırlar. Bu açıdan mutlu da olabilirler. Bizim buradaki amacımız, kurdukları dernekle ulaşmak istedikleri güyâ haklardır. Hangi hak ve de ne hakkı?.. Herhâlde kültür filân diyeceklerdir!
Peki, o zaman şu kültür konusunu bir irdeleyelim. Çingenelerin, kültür diye bizden ayrı neleri vardır acaba? Sâdece, tamâmına yakınının fâkir ve hattâ sefil olmaları ve bunun sonucunda ortaya çıkan çok özel bir hayat tarzı. Bunun dışında, son zamanda ortaya koymaya çalıştıkları folklor gibi bir gayretleri görülmektedir. Bu da tamâmen boşunadır. Çünkü… Onların, târihin derinliklerinden gelen kendilerine has bir folkloru da yoktur. Edirne’de, şimdi oyunlarında gösterdikleri figürler, gene şimdi uydurdukları şeylerdir. Bunlar, Çingeneler arasındaki bir birliği göstermeyi bir yana bırakalım, Edirne’den Havsa’ya gidene kadar bile değişirler.
Fakirliklerine gelince, bu onlara has bir Ülke gerçeği de değildir. Ne yazık ki, vatandaşlarımızdan bir kesimin kaderidir. Uzağa gitmeye hiç gerek yok, Edirne’nin hemen kuzeyinde, Kırklareli’nin gene kuzeyi ve batısındaki orman alanlarında yaşayan, üstelik Türk ırkından vatandaşlarımız da fakirdirler. Ama, onların böyle kültür-mültür diye bir dert ve düşünceleri yoktur! Ülkemizde, Çingenelerden daha fazla sayıda Arnavut, Boşnak ve Pomak vardır. Bunların alt kimlikleri, taşıdıkları soyadının gerisine düşerken, Çingenelerimizin bu duyarlığı acaba nereden gelmektedir!?. Fakirlik deyince… Edirne’de fakirliği yenip pekâlâ refaha ulaşmış, bir takım devlet görevlerinde çalışan, hattâ makamlara yükselmiş Çingeneler bilinir. Soruyoruz: Onlara kim yan bakmakta ve ne demektedir?
Çingeneler, aslında girdikleri kabın şeklini alan sıvılar gibidirler; böyle bir uyum yeteneği göstermektedirler. Yâni, bu konuyu birilerinin kurcaladığı bellidir. Haydi hayırlısı! Bekleyelim bakalım, ne göreceğiz?