Başbakan Erdoğan: Modern Marko Polo ve Türkiye’yi Pazarlaması

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bir kez daha yurtdışına çıkmak için hazırlanıyor, bu sefer Avustralya ve Yeni Zelanda’ya son konuşmasında dediği gibi “Türkiye’yi daha fazla pazarlamak” için gidiyor. Aslında, modern Türk tarihinin en çok yolculuk yapan başbakanı. Erdoğan’ın yaklaşık 200.000 Türk göçmenin vatandaş olarak yaşadığı ve çalıştığı bu çok önemli ülkelere yaptığı ziyaretler, bu göçmenlerin geldikleri ülkenin başbakanı için ne kadar önemli olduklarını yansıtır. Bugüne kadar hiçbir Türk başbakanı bu ülkeleri ziyaret etmemiştir, halbuki her yıl ANZAK’ların binlerce torunu, 1915-16 savaşında ölen Britanya İmparatorluğu askerlerini, Atatürk’ün deyimiyle “bizim evlatlarımız ve şehitlerimizi”, anmak için Gelibolu’ya gelmektedir. Diğer bir ifadeyle, Avustralya, Yeni Zelanda ve Türkiye arasında psikolojik ve siyasi bir bağ vardır. Hiçbir Türk başbakanının hele ki bu ülkelerin Türkiye için artan önemleri dikkate alındığında şimdiye kadar bu ülkeleri ziyaret etmemesi kötü ve utanç verici bir durumdur.

Bu ziyaretin bir nedeni daha vardır. Türkiye özellikle AK Parti hükümeti medeniyetler ve dinler arasında köprü görevi görmek istediğini açıkladığından beri bir kez daha başbakan daha fazla işbirliğinin yolunu açmaktadır. Hem Avustralya hem de Yeni Zelanda birçok Müslüman göçmen barındırmaktadır ve küresel terörizm her iki ülke için de büyük bir tehlikedir. Türkiye aslında terörizmle mücadelede önemli bir tecrübeye sahip birkaç ülkeden biridir. Aynı zamanda, Erdoğan’ın teşekkür etmek istediği ve gelecek seçimler için biraz da yardım isteyeceği AK Parti hükümetine resmi olmasa da seçim yardımında bulunan birçok dini cemaat de bu ülkelerde bulunmaktadır. Erdoğan’ın ziyareti resmi toplantılar hariç Türk toplumu ve bazı cemaatler ile buluşma ile geçecek.

Avustralya ve Yeni Zelanda da Türkiye’ye hem Türkiye’nin ANZAK’larla olan tarihsel bağları hem de yatırım yapmaya uygun büyük iktisadi potansiyeli dolayısıyla büyük bir ilgi göstermektedir. Başbakanın “dünyanın her köşesinde Türkiye’yi pazarlaması” doğru bir politikadır ve Avustralya ve Yeni Zelanda bundan dışlanmamalıdır. Son yıllarda binlerce üniversite mezunu Türk genci ve nitelikli işgücü bu ülkelere göç etmiştir ve Türkiye bu ülkeler için önemli bir insan sermayesi kaynağı olmuştur. Ancak AB ile katılım müzakerelerine başladığından beri Türkiye’nin Avustralya ve Yeni Zelanda’daki imajı değişmiştir. İngiliz Milletler Topluluğunun üyesi olarak her iki ülke de Kıbrıs’ta olanlara ilgi göstermektedir ve başbakanın son üç yılki Kıbrıs politikası ile ilgili bir şeyler öğrenmeyi beklemektedirler. Aynı zamanda bu iki ülkenin lideri 11 Eylül 2001 saldırılarından ve Türkiye de El Kaide saldırılarının hedefi olduktan sonra ilk kez Türkiye’nin dünyayı nasıl algıladığı konusunu tartışma fırsatı bulmuştur. Bu siyasi diyalog önemlidir çünkü bu iki ülke de El Kaide saldırılarından endişe duymaktadırlar ve özellikle Avustralya’nın liman şehri Sidney.

İç politikada başbakan, bazı işadamları ve muhalefetteki Doğru Yol Partisi’nin (DYP) lideri Mehmet Ağar tarafından 11 günlük gezinin çok uzun olduğu konusunda eleştirilmektedir. Bu doğrudur ancak, gidilecek çok uzun bir yol var. Gürcistan ve Romanya’da sadece hızlı bir öğle yemeği için durulamaz! Bu eleştiriler ciddi görünmemektedir. Önemli olan nokta, Türkiye’nin dünyanın her köşesini görmek isteyen modern bir Marko Polo’ya sahip olduğudur. Yıllardır, Türkler dünyaya siyasi görüşlerimizi söyleyemediğimizden yakınmaktadırlar. Şu anda bunu yapmaya hevesli biri var ve bu kişi başbakan. Bizim görüşümüz bu ziyaretlerin Türkiye’nin imajını olumlu yönde değiştirmek için önemli olduğudur ve yüz yüze diyaloglar aynı zamanda faydalıdır. Başbakanın iç politikada siyasi sorunlar yaşayıp yaşamadığı diğer bir tartışmanın konusudur.

“Türkiye’yi pazarlamak” Türk siyasi ve entelektüel çevresindeki her sorumlu kişinin temel amacı olmalıdır. Bu, bazılarının siyasi olarak fikri çarpıtmayı tercih ettiği gibi ülkeyi satmak değildir. Türkiye uzun zamandır içe dönük bir ülke ve toplumdu ve şu anda değişmektedir ve bize göre bu ülke için en iyisidir. Türkiye küreselleşme sürecinde en çok “küreselleşebilir” ülkelerden biridir. Türkiye gibi bir çok çatışma kaynağına sahip ama aynı zamanda vatandaşlarına olanaklar sunan çok fazla ülke yoktur. Fakat başbakanın yurtdışı ziyaretleri gelecek seçimlere kadar geçecek dönemde aynı hızla devam etmelidir. Ne kadar çok yurtdışı ziyareti yaparsa, o kadar fazla Türkiye siyasi ve iktisadi istikrar görüntüsü verecektir hatta bu bazen abartılsa da. Avustralya ve Yeni Zelanda ziyaretleri hem zaman olarak hem de siyasi olarak uygundur. Başbakan birkaç gününü turistik amaçlarla geçirebilir, önemli değil. Belki bu boş zamanı dinlenmek ve kafasını boşaltmak için kullanabilir çünkü ülkeye geri döndüğünde endişeleneceği yeterince mesele bulacaktır.