Avrupalı Olmak: Türkiye’nin Başarısı mı Yoksa Bir Çelişki mi?

Türkiye’nin Avrupalı olup olmadığı bir kez daha Avrupalı entelektüellerin tartışma konusu oldu. Türkiye’nin sosyal, siyasi ve entelektüel gelişimi şu anda Avrupa üniversiteleri ve düşünce kuruluşları tarafından daha yakından izlenmektedir ve Türk akademisyenlerine geçmişe göre daha fazla talep vardır.

Türkiye’nin nereye doğru gittiği ve ülkenin Avrupa ile paralel bir yönde mi yoksa aksi yönde mi ilerlediği sorusu gündemdedir. Avrupa’daki iç tartışmalarda ve sadece daha geniş bir çerçevede çözülebilecek belli meseleler ortaya çıktığında Türkler başlıkları süslemektedir. Somut olmak gerekirse: Türkiye’nin olası Avrupa Birliği üyeliği tartışılmaktadır ve Türkiye korkusu daha önceye göre daha gerçektir. Bu konjonktürde Avrupalılara karşı suçlamalarda bulunmak yerine tarihi daha iyi okumak ve tarihten gelecek için dersler çıkarmak gerekir.

Hafta sonu düzenlenen Türkiye, Orta Doğu ve AB’nin tartışıldığı ve Berlin gibi bu konuların açıkça tartışılabildiği bir şehirde yapılan konferansta Türkiye yine tartışmanın ana konusuydu.

Avrupalı entelektüeller ve İsrailli meslektaşları Türkiye’ye karşı eleştireldir ve şüphe götürmez bir şekilde şu anda İsrailli akademisyenler Kürt ve Kıbrıs meselelerinde daha önce hiç olmadığı kadar bastırmaktadırlar. İsrail hala Türkiye’ye dostça yaklaşmaktadır ancak Ankara’nın İran’a karşı politikası ve Hamas’ı Ankara’ya davet etmesi güçlü bir şekilde eleştirildi. İsrailliler iktidardaki AKP hükümetiyle ne yapacakları konusunda hala emin değillerdir. Hayranlık ve eleştiri bir aradadır!

Aslında Türkiye’nin Orta Doğu’ya yönelik politikası bir çok İsraillide endişeye neden olmaktadır. Ankara şu anda bölgede daha aktiftir ve İsrail ve Arap dünyası arasında arabulucu rolünü oynamak istemektedir ki bu İsrail’in istemediği bir şeydir. Onlara göre Türkiye’nin bu konudaki girişimi sonuçsuz kalacaktır. Türkiye’nin Orta Doğu’daki pro-aktif politikası siyasi anlamda bir hayaldir ancak faydalı bir iktisadi araç olabilir. İsrail’in Türkiye’nin AB üyeliğine verdiği siyasi destek hala geçerlidir ancak İsrail şu anda 1990’larda olduğu kadar etkili değildir. Şüphesiz Türkiye’nin politikalarının bunda rolü vardır. AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hala çok saygı duyulmaktadır ancak İsrail’in gözündeki güvenilirliği Hamas’ın son Ankara ziyaretinden bu yana azalmaktadır. Ancak İran’ın Nükleer Program Uzmanlarının ve müzakerecisinin son Türkiye ziyareti ile birlikte İran ve Türkiye arasında giderek sıcaklaşan ilişkiler ve Türkiye’nin, İran’ın İsrail’e yönelik açıklamaları konusunda tarafsız kalması İsrailli entelektüelleri sinirlendirmiştir ancak bütün bunlara rağmen İsraillilerin Türkiye’nin daha çok onların yanında yer alacağı yönünde hala beklentileri vardır.

Berlin’deki seçkin bir restoranda verilen bir akşam yemeğinde yaptığı konuşmada eski Mossad başkanı İsrail’in asıl düşmanının 1990’larda Sırplara karşı Boşnakları destekleyen İran olduğunu söyledi. Eski Mossad başkanı ayrıca ABD’nin, Bosnalı Müslümanları etnik temizlikten kurtarmak için Hıristiyan bir devlet olan Sırbistan’ı bombalamasını bir suç olarak niteledi. Konuşmasında ayrıca İran ve Filistin’e karşı doğrudan suçlamalarda bulundu.

İsrail’in güvenlik endişeleri anlaşılabilir ancak İslam dünyasının İsrail’i yok edeceği bir abartmadır ve birçok Müslüman’ın gözünde gerçekten uzak bir yaklaşımdır. Sadece küresel bir cihat yoktur ancak İslam dünyasında yoksullukla birlikte bir çok diğer sorun mevcuttur.

Bu noktada Türkiye, İsrail’e bir arabulucu olarak yardımcı olmalıdır. Son D-8 zirvesinde, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Erdoğan İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad ile görüşmüş ve büyük olasılıkla ona bu tip beyanların kimsenin çıkarına olmadığını söylemiştir. Bu çok gergin bölgede Türkiye hala İsrail’in en iyi dostudur.

Bazı Avrupalı entelektüeller Türkiye’yi Kıbrıs ve Kürt meselelerinde hiçbir şey yapmamakla suçladılar. Türkiye hakkında büyük yanlış algılamalar vardır ve Ankara ne yapılması ve Avrupalıların beklentilerinin nasıl tatmin edilmesi gerektiği konularında dersler almaktadır. Fakat, Fransa örneğinde olduğu gibi birçok Avrupalı ülke Türkiye’yi iç politika malzemesi olarak kullanmaktadır ve Türkiye’nin reform süreci büyük ölçüde unutulmuştur. Bazı AB ülkelerine göre hala Türkiye’nin olası AB üyeliği AB’nin sonu anlamına gelmektedir.

İlginç olan şu ki AKP hükümetinin reform sürecinde başarılı olduğu ve bir dönem daha iktidarda kalması gerektiği konusunda ki günümüz koşullarında bu, gerçekçi bir beklentidir, genel bir uzlaşı vardır. Ancak AKP hala İslami kökleri olan bunun yanında hala demokratik olan bir parti olarak algılanmaktadır. Bu, aynı zamanda İslam dünyası için bir örnek olarak görülmektedir.

Türkiye’nin Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Asya’daki Türkî Cumhuriyetler gibi diğer bölgelere yönelik politikaları da bu bölgelere istikrar getiren politikalar olarak algılanmaktadır. Türkiye’nin anahtar ülke olduğunu söyleyebiliriz.

Avro-İslam tartışması ilk olarak Harvard Üniversitesinden Profesör Bassam Tibi tarafından kullanılmıştır ve bu tartışma Avrupa’daki hakim tartışma olacaktır. Eğer Avrupa kültürü Yahudi-Hıristiyan geleneğe dayanıyorsa gelecekte İslam da kesinlikle bu kültürün üçüncü öğesi olacaktır. Avro-İslam’ın Avrupa’daki Müslüman yeni nesillerin sorunlarına bir çözüm olup olamayacağını göreceğiz. Gerçek şu ki Türkler çok önemli oyunculardır ve Türklerin İslam anlayışı Avro-İslam’ın önemli bir parçasıdır. Fransa’da bu yıl yaşanan olaylar ve ayaklanmalar, gelecekteki bir “nesiller çatışmasını” önleyecek yeni politikalar bulmanın devlet için ne kadar acil olduğunu göstermiştir. Bizim fikrimize göre Türkiye’nin İslami politikaları demokratik bir ortamda kabul edilebilir ve İslam’ın Batı değerleri ile uyumu yeni bir boyut kazanacaktır.

Hem İsrailli hem de Avrupalı entelektüeller İslam’ı yeni öğrenmektedir ve Tibi’nin yazılarında birçok kez belirttiği gibi İslam’da Şeriat’ın bir yönetme aracı değil yaşam tarzı olduğu görülmektedir.

Türkiye’nin geleneksel “Avrupalı olma” politikası bugüne kadar yoğun bir şekilde tartışılmadı. İsrail diğer taraftan Türkiye’nin laik bir devlet ve dost olduğuna güvenmektedir halbuki AB de kesinlikle Türkiye’nin katkıları ile zenginleşecektir. Bugünkü sorunlar bazen herkesi AB genişlemesi konusunda kötümser yapmaktadır ancak Türkiye, AB’nin dinler arasında yaşanacak belli çatışmalardan kaçınmasını sağlayacak en önemli araçtır. İsrailli ve Avrupalı entelektüellerin İslam ve Türkiye konusunda çok eleştirel olmaları fakat aynı zamanda AKP hükümetinin politikaları konusunda olumlu düşünmeleri çelişkilidir.

Biz Türklerin aklı Avrupalılardan daha fazla karışmıştır. Belki de bu, AKP’nin neden erken seçime gitmeyeceğini açıklayabilir. Reformlara devam etmelidirler ve bütün dünya bu Türk başarısı ya da çelişkisi ile beraber gitmelidir.