Arka Bahçe

MARÇEP’ in 21. toplantısındaki sonuç bildirgesini haberleştiren Tekirdağ’daki bir yerel gazete;“İstanbul’un arka bahçesi Trakya!” diye manşet atmıştı 7 Aralık 2006 günü.

İstanbul’un sorunlarını çözmek için Edirne’den Düzce’ye kadar olan alanda yeni bir planlamaya gidildiği ve bunun da bu coğrafyada ciddi sıkıntılara yol açacağı vurgulanıyordu.

İstanbul Metropoliten Planı (İMP) denen bu plana göre Trakya’nın tarımı, meraları ve su havzalarının yok edileceği ve ülkenin de zarar göreceği vurgulanmıştı.

Planın amacının, İstanbul’un plansızlıktan doğan on yılların sorunlarını geniş coğrafyaya yayarak baştan savmak olduğu ortadadır. Aklı başında uzmanlar bu planın uygulanmaması gerektiğini söylemekteler. Ancak halkın ve Trakya’daki yerel yönetimlerin bu plan hakkında bilgilenmesi, bilinçlenmesi ve uygulanamayacağını göstermeleri gerekir.

Bilindiği gibi Trakya’yı kapsayan Ergene Havzası Çevre Düzeni Planı özverili çalışmalar sonucunda yapıldı. Bu plan Trakya’yı kapsayan tüm yapıları bağlamaktadır. Bu bağlayıcılığı izlemek ve yapılacakların bu plan dâhilinde yapılmasını sağlamak için de TRAKAB denen Trakya Kalkınma Birliği kurulmuştur. Ancak TRAKAB’ın yönetiminde olan ve bu plana bağlı olması gereken valiler, belediye başkanları bu plana uymama yarışındadırlar. Vize Çimento Fabrikası acı bir örnektir. Gerekçesi; planın kendilerini de bağlıyor olması olabilir. Daha kötüsü, Çevre ve Orman Bakanlığı, planı belirli güçlerin çıkarına göre 3–5 kez değiştirmiştir. Şimdi ise planı tümüyle ortadan kaldıracak uygulamaya gidilmiştir.

İMP ile hem Trakya hem de Marmara Denizi çevresi yeniden planlanmaktadır. Bu planlama yapılırken ne yazık ki halk, yani bölge sakinleri her zaman olduğu gibi yine unutulmuştur! Halkın veya gönüllü örgütlerinin olmadığı yerde getirim (rant), cazibe merkezleri, siyasi tercihler ve birilerinin (!) tercihleri ön plana alınmaktadır.

İstanbul Metropoliten Planı, bir siyasi tercihin sonucudur. İstanbul ve çevresini pazarlama planıdır. Bu pazarlama uluslararası güçlerin önerisi ve desteği ile yapılmaktadır. Bu gün Meriç, İpsala, Keşan, Kırklareli veya Edirne’de konut talebi yoktur. Olanları da belediyeler veya yurttaşlar kendi kooperatifleri ile karşılayabilmektedirler. Ama TOKİ neredeyse Trakya’nın her yerleşim yerinde konutlar inşa etme sevdasındadır. Bu faaliyetler İMP alt yapısını oluşturur niteliktedir. Çünkü duyumlara göre İstanbul’dan koparılacak veya yeni geleceklerin yönlendirilmesi ile Trakya bölgesine 3–5 milyon insan sevk edilecek. Bu insanlar keyiflerinden buralara yerleşmez. Bu kadar insanın buraya gelmesi için iş alanları gerekir. Büyük mağazaların Edirne’ye gelme nedenlerinin birisi de bu olabilir mi?

Oysa Trakya; alt yapısı yetersiz olmasına rağmen ve birinci sınıf tarım arazilerinin anayasa koruması altında iken plansız ve denetimsiz bir sanayi akınına uğramıştır. Bunun sonucunda yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının kirliliği tehlikeli boyutlara ulaşmış ve Trakya tükenme noktasına gelmiştir. Bu nedenle de bu bölgeye insan göçünün engellenmesi için gerekli önlemlerin alınması ve “kapalı bölge” ilan edilmesi gerekmektedir. Çünkü bilim insanlarının dediğine göre Trakya’da daha fazla nüfusa yetecek su yoktur. Trakya Türkiye’nin % 3 kadar bir alanına sahipken; bu gün için nüfusun % 20 sini barındırmaktadır.

Ergene Havzası Çevre Düzeni Planına sadık kalınsa yeter. Bu planının müellifi olan Trakya Üniversitesi, çevre konusuna duyarlı, bilimsel ve tarafsız bir kurum olma sıfatı ile bu plana sahip çıkmak zorundadır. Ancak üniversite tek başına yetmez. Bilim insanlarını desteklemesi gereken sivil toplumdur, Trakya halkıdır. “Dayatılan değil hak ettiğimiz çevrede yaşamak istiyoruz” düşüncesinde birleşmek zorundayız.

Biz yurttaşlar olarak geleceğimizin planlanmasında taraf olmak zorundayız. Valiler gelip geçici ve siyasi iktidarın emrinde olan kişilerdir. Yerel yöneticilerimiz de makamlarında gelip geçicidirler ve kısa dönemde bireysel çıkarları veya siyasi işbirlikleri gereği geleceğimizi ipotek altına alacak kararlar alabilirler. Bizler bütçemiz elverdiğince bireysel planlarımızı yapabiliriz. Bu planlarımızın içinde; temiz çevrede yaşamak, temiz su içmek, temiz bir hava solumak, kozmopolit bir nüfus yapısı içinde yaşamamak gibi düşüncelerimiz de mutlaka vardır. Ama bunu planlamak birey olarak elimizde değildir. İşte bunu istiyor isek yurttaş sorumluluğu içinde geleceğin toplumsal planları hakkında bilgilenmek zorundayız. Bu bilgilenme sonucunda da insan olmaktan doğan haklarımızı korumak için bilinçli bir şekilde örgütlenmek ve karşı durmak zorundayız.