Ankara Üzerindeki Soğuk AB Rüzgarı

İçeriği Paylaş...

Ek protokol üzerindeki tartışma Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yeni bir boyut katmıştır. Uzun yıllar sonra AB ilk kez gerçek bir ikilemin içindeymiş gibi görünmektedir. Bir kurum olarak AB bağlayıcı bir karar almak zorundadır fakat aynı zamanda bazı üyeler taşıdığı etki nedeniyle buna engel olmaya çalışabilirler. Bu AB’nin Türkiye ikilemidir ve daha uzun süre devam edecektir. Kıbrıs meselesi bazı AB ülkeleri için yeni bir kaçış kapısıdır bu nedenle Türkiye bu yıl 3 Ekimde müzakerelere başlayamayabilir. Ne Fransa’nın ne de Kıbrıs Rum Kesiminin tavrı bir sürpriz değildir. Sürpriz olan Türk hükümetinin bir Türk hükümetinin vermemesi gereken tüm tavizleri, sonsuz taviz, verdikten sonra yaşadığı hayal kırıklığıdır. İngiliz deyimiyle “enough is enough”, Türkçesi “yeter”, ve Arapçası “kifaye”. Bu, şu anda Türk kamuoyu ve entelektüellerinin tepkisidir. AB bir kurum olarak Türklerin AB’ye daha da az güvenmesine neden oldu ve şu anda AB karşıtı bir milliyetçilik ortaya çıkmaktadır, bu Türkiye’de şu anda yeni bir fenomendir. Bu büyüyecektir ve Türk hükümeti Türkiye’de sadece müzakerelerde sınırsız tavizlere devam ettiği izlenimini vermek için uğraşmayacak aynı zamanda giderek daha da zorlaşacak olan AB’yi Türk devletinin nihai amacı olarak korumak için uğraşacaktır.
Evet Türkiye-AB ilişkilerinin üzerinde soğuk bir Fransız rüzgarı esmektedir ve Fransız siyaseti Türkleri daha da sinirlendirme ve Türklere kendini AB’nin üvey evladı gibi hissettirme konusunda başarılı olmuş görünmektedir. Geçen hafta Fransa’daki tartışmalar ve Fransa’nın, Türkiye’nin Kıbrıs’ın güney tarafını fiili olarak tanıması ve 1960 Londra Antlaşmasından kaynaklanan Kıbrıs’taki bütün haklarını devretmesi konusundaki suçlamaları birinci sınıf bir siyasi şantajdır. Asıl soru, Türk hükümetinin kararlı durup durmayacağıdır. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Fransızların beyanları ile ilgili yaptığı yorum siyasi bir yenilginin göstergesidir ve Fransız-Türk tartışması Ekim müzakereleri için kilit roldedir. Müzakereler ekimde başlamayacak mı? Beklentimiz evettir ancak siyasette her zaman siyasi süreci durdurmak için bir neden bulunabilir. Türkiye-AB ilişkilerinde geçen yıl esen olumlu rüzgarlar şu anda çok olumsuz olmuştur ve bu olumsuz durum 3 Ekim yaklaştıkça artacaktır.
Ülke üzerindeki olumsuz hava devam eden PKK saldırıları nedeniyle daha da derinleşmiştir. Bu sıcak yazda siyasi hava da giderek ısınmaktadır. Ülkenin her yerinde Türk milliyetçiliği güçlenmektedir ve PKK-kökenli Kürt milliyetçileri kınanmaktadır. Yeni nesil Türk gençleri milliyetçi olmaktadır ve Kürtlere yönelik nefret PKK, asker ve sivilleri katlettikçe daha da artmaktadır.Türk hükümeti ve Türk ordusu her geçen gün inanılırlıklarını yitirmektedirler ve Genel Kurmay Başkanı Ertuğrul Özkök’ün Terörle Mücadele Yasasında yapılan değişikliklere atıfta bulunarak PKK ile mücadelede ellerinin bağlı olduğuna dair yaptığı son açıklaması Türk halkını daha da sinirlendirmiştir. Her kasaba ve köydeki tartışma AB’nin nasıl Türk devlet ve sınırlarına zarar verecek şekilde ve PKK’nın nasıl bazı AB ülkelerinin tarafında hareket ettiği üzerinedir. Evet, PKK Türkiye’nin AB politikalarının temel meselesidir ve aileleri tarafından çok sevilen genç askerlerin tabutları Türkiye’nin değişik bölgelerine ulaştıkça, Türk milliyetçiliği büyüyecektir. AB artık tek tercih değildir ancak ülkedeki istikrarsızlığın tek nedenidir. Bu sokaktaki adamın düşüncesidir. Kahvehanelerdeki konuşmalarda Türkiye’nin bir dizi sınırlarla bölündüğü konuşulmakta ve asıl tartışma Kürtler ve PKK’dır. Bu, çok tehlikeli bir tavır ancak olan budur. Gelecek aylarda Kürt bölgelerine saldırılar olacaktır, hatta bazı küçük şehirlerde de olacaktır. Yeni bir Türk-Kürt milliyetçiliği dalgası vardır ve bu, bazı siyasi tartışmalara neden olacaktır ve bu sefer etkileri içsel olmaktan çok bölgesel olacaktır. Türkiye’nin batısında yaşayan insanlarla yaptığım konuşmalarda bu insanların kafasında Türkiye’nin doğusunun ayrı bir yer olduğu fikrinin varolduğu hissine kapıldım. PKK terörizmi sonucu hayatını kaybeden genç askerlerin tabutlarının mezarlıklara taşındığı Bursa, Kırıkkale, Denizli, Çankırı ve Muş gibi birçok şehirde binlerce insan şu anda sokaklardadır. Türkiye yine terörizmin artmakta olduğu bir ülke olmaktadır. Hükümet ve ordu daha az etkilidir, çünkü bütün reformlar PKK terörizmini durdurmak amacıyla yapılmıştı ancak şu anda bu kanunların PKK terörizminin devamına yardım etmekte olduğu görülmektedir.
Birçok AB ülkesinde Türkiye ile müzakerelerin başlamasına karşı gelişen muhalefet ayrı bir fenomendir. AB her hangi bir zamanda müzakere sürecini durdurabilir ve olacak olanın bu olduğu yönündeki beklenti artmaktadır. Deneyimli diplomat Murat Sungar’ın AB Genel Sekreterliği görevinden istifası Türkiye’nin müzakerelere başlamaya o kadar da hazır olmadığının en iyi göstergesidir. Türkiye 80 kişi civarındaki uzmanla müzakerelerde başarılı olamaz. Devlet Bakanı Babacan AB meseleleri konusunda cahildir ve büyük olasılıkla değerli vaktini Türkiye-AB ilişkileri üzerine okumalar yaparak geçirmiştir!!
Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunan Hükümeti ileriye yönelik adımlar atmayacaklardır bu nedenle Türkiye müzakerelere başlayabilecektir. Kıbrıs Rum Kesimi veto kullanmaması konusunda ikna edilemezse Türk-Yunan ilişkileri önemli şekilde zarar görecektir. Türkler ve Türk hükümeti daha da sinirlenecektir. Geçen hafta El-Cezire’nin bazı sorularını cevaplandırırken bir sorudan etkilendim: “Sayın Bağcı, Türkiye Kıbrısla ilgili olan bu ek protokolü veya AB’yi reddedecek mi?” Cevabım şu oldu hiçbirini. Ancak son tartışmalar Türklerin her ikisini de reddetmeye hazırlandığını göstermektedir. Yanılıyor olabilirim ve şunun farkındayım ki en azından bazı AB ülkeleri beni yanlış çıkartmak için çok uğraşmaktadırlar!!