Almanya’daki Erken Seçimler: Türkiye için ne anlama gelmekte?

Paylaş

Son beş yılda Türk-Alman ilişkileri Türkiye’nin AB ile olan iyi ilişkileri ve Başbakan Gerhard Schröder’in Sosyal Demokrat/Yeşiller hükümetinin neredeyse koşulsuz desteği açısından daha mükemmeldir. Schröder 1998-2002 arasındaki ilk başbakanlık döneminde Türkiye’yi bir kez bile ziyaret etmese de, Türkiye’deki koalisyon hükümetinin 1999’da Helsinki Zirvesine katılımının yolunu açan kişi olmuştur.Türkiye başbakanı Bülent Ecevit, Türkiye tarafından 1997’de Mesut Yılmaz hükümeti tarafından uygulamaya konulan AB ile diyalogun askıya alınması politikasının sona erdirilmesi için mayıs 1999’da Schröder’e mektup göndermiştir.
Türkiye’de birçokları Schröder’in Türkiye’ye yönelik politikasından şüphe duymakta ve Schröder’in, 2002 seçimlerinde görüldüğü gibi, Almanya’daki Türklerin oyunu toplamaya çalıştığını düşünmektedir. Ancak Schröder’in samimiyeti ve dışişleri bakanı Joschka Fischer’in Ankara’nın reform süreci sadece Türkiye için değil Almanya için de iyidir’e dayanan stratejik düşüncesinden şüphe dutulmamalıdır. Aslında, Almanya sadece Türkiye değil Orta Doğu ve hatta Avrupa’da yükselen İslami Radikalizmden endişe duymaktadır. Bu her zaman Almanya’yı diğer Avrupa ülkelerinden ayırır. Türkiye’nin her zaman Almanya ile özel ilişkisi vardır, Almanya’da yaşayan ve Türkiye’ye dönme niyeti olmayan yaklaşık 2 milyon Türk vardır.
Alman Başbakanı Schröder ve Türk başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kimyasından bahsetmek gerekirse, her ikisi de son üç yıldır mükemmel bir uyum içinde çalışmaktadır ve bu ayın başlarındaki son ziyaretinde Schröder, Türkiye’nin reformları ve iktisadi kalkınmasına verdiği önemi göstermiştir. Schröder aynı zamanda Türkiye’nin olası AB üyeliği ile ilgili olan 17 Aralık 2004 kararında Avrupa ülkelerini ikna etmede önemli rol oynamıştır.
Kuzey Westfalya’daki Pazar günkü seçimlerin ardından Başbakan Schröder’in erken seçim kararı Türkiye’yi ve Türk kamuoyunu şoke etmiştir. İstanbul’daki Menkul Kıymetler Borsası bile bu karardan etkilenmiştir.Bunun nedeni basittir. Eylül’deki erken seçimi büyük olasılıkla Hıristiyan Demokratlar kazanacak ve Türkiye’nin AB üyelik müzakerelerini durdurmaya çalışacaklardır. En azından beklenti bu yöndedir. Hıristiyan Demokratlar’ın lideri Angela Merkel geçen yılki Ankara ziyaretinde “imtiyazlı ortaklık” önermiş ancak bu teklif hükümet tarafından hemen reddedilmiştir. Almanya’daki hükümet değişikliği 3 Ekim’de müzakerelerin başlamasını engellemeyecektir. Ancak uzun vadede Hıristiyan Demokratların politikaları büyük baş ağrısına yol açacaktır. Hıristiyan Demokratlar’ın imtiyazlı ortaklık fikrinde ısrarlı olacakları beklenmektedir.Türkiye’nin onlardan davranış değişikliği beklemesi büyük hata olur. Ancak aynı zamanda AB Almanya’daki hükümet değişikliği nedeniyle Türkiye ile müzakere sürecini durduramaz. Ancak pek çok Türk, Hıristiyan demokratların iktidara gelmesiyle birlikte müzakerelerin durdurulacağını düşünmektedir. Ancak bu Hıristiyan Demokratlar için de kolay olmayacaktır. AB’nin işleyişi düşünüldüğünde Türkiye güçlüdür. Tehlike yoktur.
Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan AB ilişkileri için başmüzakereci olmuştur. Türk hükümeti politikalarından geri adım atamaz. Elbetteki hiçbir hükümet bunu yapamaz. AKP hükümeti gelecek seçimleri kazanırsa bu politikalarında değişiklik olmayacağı anlamına gelir. Türkleri tam üyelikten imtiyazlı ortaklık politikalarına döndürmek için ilerde seyahat edecek Hıristiyan Demokratların “siyasi Mekke’si” Ankara olacaktır. AKP için AB’ye tam üyelik nerdeyse dini bir inanç olmuştur ve ayrıca meşruiyet kaynağıdır. Dün Samuel Huntington, İstanbul’da AB’nin Türkiye’yi asla hoş karşılamayacağını ve AB yerine, Türkiye’nin İslam ülkelerine liderlik yapmasının daha iyi olacağını belirtmiştir. Herkesin kendine göre hesapları vardır ve Türkiye her hesap için iyi bir materyaldir.
Eylül’deki seçimler yakın gelecekte iyi giden Türk-Alman ilişkilerini değiştirmeyecektir. Almanya, Türkiye’nin en iyi iktisadi ortağı olarak kalacaktır ve Alman turistleri iktidarda kimin olduğunu düşünmeden Türkiye’ye gelmeye devam edecektir. 1950’lerden bu yana Türk-Alman tarihi Hıristiyan Demokratlar’ın Soğuk Savaş boyunca Türkler’in Avrupalı çıkarlarını desteklediğini ortaya koymuştur. Zaman değişebilir, politikalar değişebilir, ancak tarihin esas akışı değişmeyecektir. Türk Alman ilişkileri her zamankinden güçlü görünmektedir. Bu birliği yok etmek kimsenin çıkarına olmayacaktır.