Matthias Matussek son kitabı “Wir Deutschen”de (Biz Almanlar) diğer ulusların neden Almanların yerinde olmak istediklerini açıklamıştır. Bu kitap aslında Dünya Kupası sonrasında Almanya’nın nasıl normal bir ülke olduğu ile ilgilidir. Yazara göre Almanlar şu anda bayraklarını Nazi olarak nitelendirilmekten korkmadan sallayabilmektedirler.
Bu kitap okuyuculara Almanya’nın kendini belli önyargılardan kurtardığını söyleme girişimidir. Almanlar hala AB’nin en güçlü üyesidir ve yeni Şansölye Angela Merkel iki Almanya’nın birleşmesinin bir ürünüdür. Almanya birçok ulusun hayran olduğu bir ülkedir çünkü halkı Almanya’yı farklı kılan değerlerini korumaktadır.
Alman sorunu okul kitaplarından çıkmıştır. Almanya’nın normalleşmesinin altını çizen başka bir nokta Hıristiyan Demokrat Partiler de dahil olmak üzere siyasilerin Almanya’nın bir göçmen ülkesi olduğunu kabul etmesidir ki bunu yirmi yıldan fazla süredir reddetmekteydiler.
Almanya kalifiye yabancı işgücüne ihtiyaç duymaktadır. Sonuçta hükümet üst seviyede yetenekli işgücünün yeşil kart elde etmesini kolaylaştıracaktır. Avrupa Havacılık ve Savunma Şirketi’nin Almanya’daki Bölüm Başkanı Thomas Enders ile yapılan son bir röportajda Airbus’ın zamanında gönderilemeyeceğini çünkü uçağın kablolarını döşeyebilecek yeterli sayıda işçinin olmadığını söylemiştir. Airbus 380’e kilometrelerce kablo döşenmesi gerekmektedir.
Halbuki, Almanya birleşmeden önceki Almanya değildir. Bugünün Almanyası farklı bir resim çizmektedir. Almanya hakkında derin bir bilgisi olan diğer bir akademisyen Profesör Alfred Grosser, “Wie anders sind die Deutschen?” (Almanlar ne Kadar Fraklı) adlı kitabında Alman halkından bahsetmiş ve iki Almanya’nın birleşmesinin entelektüel seviyesinin hala neden tamamlanmadığını ve Almanların hala tarihteki istenmeyen olaylar nedeniyle sıkıntı yaşadıklarını anlatmıştır.
Oskar La Fountaine’e göre dakik olmak, çalışkan olmak, güvenilir olmak gibi Almanların sahip olduğu değerler, hala Alman karakterine hakimdir ve Almanları Fransız, İngiliz ve İtalyanlardan ayırmaktadır.
Almanlar Avrupa kimliğini Alman kimliğinin üzerine koymazlar. Bunun yanında Avrupa kimliği Alman halkı için daha az çekici olmaktadır. Alman entelektüelleri, Almanların hala birleşmeyi tamamlayamamasından şikayet etmektedirler.
Bugün bir Alman olmak gurur duyulacak bir şeydir. Hatta Holocaust meselesinde bile Matussek’in doğru bir şekilde ifade ettiği gibi Almanlar tavırlarını değiştirmektedirler. Suç kabul edilmektedir ancak bunun hakkında yeterince konuşulmuştur. Almanya’daki Yahudi topluluğu bundan tam anlamıyla memnun değildir. İsrail, Lübnan Savaşına ne kadar çok dahil olursa Alman toplumu o kadar çok açık bir şekilde olmasa da dolaylı bir şekilde İsrail karşıtı olacaktır. Hükümet mesele konusunda açık bir tavır benimseyememektedir ve Almanya’nın Lübnan’a barışı koruma gücü gönderip göndermeyeceği cevaplanmamış bir sorudur.
Evet Almanlar çok zengindir ve parayı nasıl harcayacakları konusunda hala sorunları vardır. Almanlar AB ulusları içinde en çok yolcu edenlerdir ve Almanya aynı zamanda milyonlarca yabancı tarafından ziyaret edilen bir ülke olmaktadır. Hala Londra ve Paris kadar olmasa da Berlin şehri tek başına bu açıdan bir patlama yaşamaktadır. Almanya ilginç kale ve manzaraların olduğu bir ülkedir. Alman pasaportu olan yabancılar, buna Almanların yapmak istemedikleri belli işleri yapmaya hazır olarak katkıda bulunmaktadırlar. Bir postacı zenci, bir otobüs şoförü Karayipli, bir döner kebap dükkanı sahibi Türk ve bir havaalanı temizlikçisi Romen olabilmektedir. Bütün inşaat işlerini Polonyalı ve diğer Doğu Avrupalılar yapmaktadır.
Evet, Almanya’nın göçmenler ve işsizler için uygun bir ülke olduğu bir gerçektir ama bu düşük ücretli işler için doğru değildir. Alman nüfusu hızla azalmaktadır ve 10 yıl sonra nüfus bugüne göre en az 15 milyon daha az olacaktır. Ayrıca nüfusun %25’ten fazlası 75 yaşın üzerinde olacaktır. Almanlar daha uzun yaşamakta ve daha az çocuk yapmaktadırlar. Bunu Hamburg’taki Zeit Gazetesinin editörü Theo Sommer mükemmel şekilde açıklamıştır. “Leben in Deutschland” (Almanya’da Yaşam) adlı kitabında doğumdan ölüme yaşamın bütün evrelerinin Alman toplumunu içeriden anlamak için çok faydalı olduğunu yazmıştır. Bu çalışma eğitimden aile yaşamına, cinsellikten geleneksel değerlere herşeye değinmektedir. Okudukça, Almanya daha iyi anlaşılmaktadır. Yoksa Dünya Futbol Şampiyonasına katılan her konuk oyuncunun odasına bırakılan “Almanya’yı sevmek için 250 neden” başlıklı kitabı nasıl açıklayabiliriz.
Aslında Almanya 6 farklı dil konuşan 9 komşusu olan kendine has bir ülkedir. Evet Almanca, İngilizce, İspanyolca veya Fransızca gibi dünya çapında konuşulmamaktadır ancak Almanca dünyanın birçok yerinde konuşulmaktadır. Alman eğitim sistemi Theo Sommer ve Matthias Matussek’inde üzerinde uzlaştığı gibi çok zor bir dönem yaşamaktadır ve Pisa çalışması Alman gençlerinin olmaları gerektiği kadar iyi olmadığını göstermiştir. Almanya eğitim reformuna ihtiyaç duymaktadır. Ancak son zamanlarda Alman üniversite sistemi, AB ülkelerinin daha rekabetçi bakalorya ve master sistemlerini benimsemeye başlamıştır. Bir zamanlar en iyi yüksek eğitimin verildiği ülke olan Almanya, modası geçmiş eğitim sistemi nedeniyle şu anda sıkıntı çekmektedir ve Alman siyasetçiler acilen bunun değişmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
Belki de bu, Almanların reform uygulamadan önce bir ilke belirlemeyi düşünmesinin nedenidir halbuki diğerleri önce reformu yaparlar sonra ilkeleri düşünürler.
Almanlar özgürlüğün erdemleri ile bilinirler. Bu aynı zamanda çok iyidir. Ancak Thomas Petersen ve Tilman Mayer tarafından yayınlanan “Der Wert der Freiheit” (Özgürlüğün Erdemi) başlıklı son bir çalışma, Almanya’nın bazı değerlerini kaybetmekte olduğunu göstermektedir. Belki de bu, kaçınılmazdır. Ancak Almanlar’ın bu alana katkısı hiç şüphesiz yoğundur. Bugün Almanlar, birçok konuda daha esnek ve rahattır ve bu nedenle Almanya reformlara ihtiyaç duymaktadır. Kitapta bireysel özgürlük güçlü bir şekilde korunmaktadır ve bu nedenle Almanya’da bir çok insan yalnızdır. Ne kadar çok bireysel özgürlük varsa o kadar çok toplum yabancılaşır.
Almanya, yalnız insanların ülkesi olmaktadır ve bu, Theo Sommer’in özellikle vurguladığı gibi iyiye işaret değildir.
Diğer kültürlere saygı mı? Evet Almanlar diğer kültürlere saygı duyarlar. Ancak nihayetinde Alman kültürü, Almanya’da bir iç tartışma olarak hala devam ettiği gibi “leitkultur” olmalıdır. Asıl soru Almanya’nın çok kültürlü bir ülke mi olduğu yoksa Alman kültürünün diğerleri üzerinde hakimiyet kurduğu bir ülke mi olduğudur.
Bu, göçmenler ülkesi olduğu iddiasında olan bir ülke için tartışmalı bir tartışmadır. Bunu bir örnekle açıklayalım, bir Alman çift bir Türk çifti domuz yemediklerini bilerek yemeğe çağırır. Ev sahibi bir çok domuz kızartması hazırlar ve Türk çifte neden yemediklerini sorar. Türk çift yemek yerken vatandaşlık testine tabi tutulduğunu düşünür. Tabi ki Türk çift yemeğe dokunmaz ve Almanya’da yaşamadıkları orada sadece ziyaretçi oldukları için kendilerini çok mutlu hisseder. Ancak bu büyük olasılıkla somut bir “Leitkultur” hareketidir. Türkiye ve birçok diğer Müslüman ülkede büyük olasılıkla bu tip bir durum olmaz. Olan olay diğer Alman çiftlerin davranışlarını temsil etmez ancak bu Almanya’da Müslüman ülkelerden gelen yabancılar açısından bütünleşmenin neden başarısız olduğunu göstermektedir.
Evet, Almanya büyük bir değişimden geçmektedir ve Almanlar bugün birleşmeden önceki Almanlar değildir. Bütün Alman yazarlar Almanların şu anda daha çok Alman kimliğine sahip oldukları sonucuna varmışlar ki bu, iyi bir şeydir ancak Almanlar hala diğer kültürleri öğrenmektedirler. Matthias Matussek kitabına İngiliz bir bayan yazarla yaptığı bir söyleşi ile başlamıştır, bu söyleşide İngiliz bayan yazarın “Bizim yazılı anayasamız yok; geleneklerimiz var.” demesiyle İngiliz kültürü ön plana çıkmıştır. Aslında Almanya’nın da gelenekleri vardır ancak hala keşfedilmeyi beklemektedir.